Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Ortalama ile gayet insani olan arasında: Bir Son Duygusu




Toplam oy: 1090
Julian Barnes
Ayrıntı Yayınları
Belleğin kusurları, belgelemenin yetersizliğiyle birleşip bir kesinlik doğuracak gözlerimizin önünde. Tıpkı hepimizin kişisel tarihinde olacaklar gibi…

“Tarih, zafer kazananların yalanlarıdır.” ya da “Yenilenlerin özyanılsamalarıdır.” Peki şuna ne dersiniz: “Tarih, belleğin kusurlarının, belgelemenin yetersizlikleriyle buluştuğu noktada üretilen kesinliktir.”

 

 

 

Her hikayenin bir cümlesi vardır, ama bazılarınınki, o hikayenin içinden çıkar çıkmaz daha kesin, daha net belirir gözlerimizin önünde. İşte bu cümle, bu düşünce de Julian Barnes’ın son romanı Bir Son Duygusu'nun belkemiği… En az Fransızlar kadar çok sevdiğimiz İngiliz yazar Barnes’a 2011 Man Booker Ödülü’nü getiren Bir Son Duygusu, tarih, zaman, bellek üzerine düşünen bir roman. Tarihi, kişisel tarih; zamanı, insani bir geçişlilik duygusu üzerinden; belleği ise aklın eklemeleri ve çıkarmalarıyla beraber düşünen bir roman. Daha insani olamazdı herhalde. New York Times yazarı Geof Dyer’ın bu kitap için "Ortalama romanın çok iyi bir örneği." demesi, kurgusu, dili bir yana bu kavramları son derece ortalama biçimde işlemesinden geliyor sanırım ve çağdaş dünya okurları, ortalama ile gayet insani olan arasında kendi tercihlerini şimdiden yapıyorlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

Evet, tarihi kişisel tarihimiz açısından ele alıyor Barnes. Yazarı takip edenler onun bu tür hafıza didiklemelerine,  “anımsama yoluyla hayatı irdelemelerine” alışıktırlar. Bir Son Duygusu'nun anlatıcısı Tony Webster, emekli tarihçi, ergenlik yıllarının sancılarını anlatıyor gibi yaparak başlıyor anımsamaya. Okul yılları, yakın arkadaşlıklar, kız arkadaşlar, zamanı, cinselliği, dostluğu keşfediş var ilkin bu anılarda. Ama onlar bize anlatıldığına göre, diyoruz, her şey bu kadar sıradan olamaz, bu işte bir iş var… Anlatıcı da bu işkillenmelerimizi besliyor. Bazı yerleri özellikle boş bırakıyor, kendisinin bazı yerleri doldurmaktan özellikle imtina ettiğini bize söylüyor.

 

 

 

“Burnumuzun dibinde olan tarihin en açık seçik tarih olması gerekir ancak en çok uçucu olan da o. Zaman içinde yaşıyoruz, zaman bizi bağlıyor ve tanımlıyor ve zamanın tarihin de ölçüsü olması gerekir, öyle değil mi? Ama zamanı anlayamazsak, onun yürüyüşü ve ilerleyişindeki gizemleri kavrayamazsak, tarihten yana, hatta ondan payımıza düşen kendi küçük, kişisel, büyük ölçüde belgelenmemiş parçamız açısından, ne şansımız kalır?” Evet, sorunun cevabı pekala sorunun kendisinde: Hiç. Tony Webster’ın bu hiçliğe yenik düşmemek için hafızasını çalıştırmaya başladığı belli. Ama son yine de başından belli: Belleğin kusurları, belgelemenin yetersizliğiyle birleşip bir kesinlik doğuracak gözlerimizin önünde. Tıpkı hepimizin kişisel tarihinde olacaklar gibi…

 

 

 

 

 

 

 

 

İlk gençlik yıllarında hayatına giren ve onun hemen ardından en yakın arkadaşlarından biriyle beraber olmaya başlayan Veronica Ford’u ve ona dair her şeyi bilinçli bir şekilde unutmuştur Tony Webster. Ama Veronica’yı ve ona dair pek çok şeyi tekrar tekrar geri getiren bir şey vardır ortada. Bir gizem, bir sır, bir bilmeyiş, bir anlamayış… Arkadaşı Adrian’ın intiharı, ona bırakılan tuhaf bir miras ve belleğinin oynadığı çeşitli oyunlar… Webster, olan biteni gerçekten anlamak istemekte midir, yoksa tamamen unutmayı mı istemektedir? Bu sorunun cevabını tüm bilinmezliğiyle, hayat verecektir.

 

 

 

 

Bir Son Duygusu, konusunun zenginliğine rağmen oyunlu, oyuncaklı yollara sapmadan, bilinmezlik duygusunu olağanüstüne yaslamanın kolaycılığına kaçmadan yazılmış sade, zarif ve neredeyse kısa öyküden beklenecek kadar sıkı, yoğun bir roman. Barnes’ın ustalık eseri.

 

 

 

 

 

 

 

 

(Manşette kullanılan görsel Ross Cook'a aittir.)

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Yazının başlığı da methiye cephesini epeyce açığa çıkarıyor ama en sonda ulaşmam gereken yargıyı en başa taşıyarak atayım ilk adımı: Türkçe yazılan ya da Türkçeye çevrilen kalburüstü bütün tarihî romanları okuduğunu varsayan, kendisi de az çok ilgi görmüş hacimli üç örnekle bu alana katkıda bulunan biri olarak, bugüne dek Moğol Kurdu’ndan daha iyisine rastlamadım.

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.