Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Stultorum infinitus est numerus




Toplam oy: 882
Carlo M. Cipolla
Tarih Vakfı Yurt Yayınları

Yazdığı metinlerden muzip bir kişiliği olduğunu tahmin ettiğimiz İtalyan tarihçi Carlo Maria Cipolla bir gün nereden aklına geldiyse (her ne kadar kendisi "denemenin özel yaşamımla hiçbir bağlantısı yok" dese de, kimbilir çevresinde olup bitenlerden sıtkı sıyrılmıştır) "aptallık" üzerine sanki bilimsel bir makaleymiş gibi bir metin kaleme alır. Bu metni yayınlamak gibi bir amacı yoktur. Metnin eşe dosta gönderilen kopyaları o kadar ilgi toplar ki fotokopileri elden ele, ilden ile dolaşmaya başlar.Bu küçük efsane bir gün yayıncısına da ulaşır, ve o da Cipolla'yı denemeyi basmak konusunda ikna eder.

"Aptal" ve "aptallık" günlük yaşamımızı sürdürmek için kullandığımız sınırlı kelime haznemiz içerisinde müstesna bir yere sahip olan sözcüklerden birisi. Bu sözcüğü de, tıpkı kendisi gibi çok müstesna başka sözcükleri anlamları ve açılımları üzerinde fazla düşünmeden, bir alışkanlıkla ve anlamı kendinden menkul olarak kullanır dururuz. "Aptal!" kimi zaman hiddetle, kimi zaman gülümseyerek sarfettiğimiz bir sözcüktür. Hatta bazı durumlarda bir özeleştiri için de kullanıldığı olur: "Ah ben ne aptalım!"

Cipolla üşenmemiş, oturmuş, düşünmüş ve "Aptallığın Temel Yasaları"nı yazmış. Dolayısıyla artık elimizde herhangi bir insan eylemini "aptallık" olarak nitelendirip nitelendiremeyeceğimiz konusunda açık seçik bir rehbere sahibiz. Bu çok yararlı metnin asıl faydası ise karşımızdakinin eylemlerini değerlendirmekten önce ve öte kendi eylemlerimiz için de aydınlatıcı olması. Tabii aptallar Cipolla'nın birinci temel yasada belirttiği kadar çoksa, dolayısıyla biz de o kümeye giriyorsak, düşünmeden eyleme geçebileceğimiz için, eyleme geçmeden önce düşünerek "bu aptalca bir eylem olabilir mi?" sorusunu yanıtlama şansımız olmaz, ve Cipolla'nın metni de bir işe yaramaz. Özet olarak 5 temel yasayı burada aktaralım:

1. Her zaman ve kaçınılmaz olarak her birimiz çevremizde dolaşana aptalların sayısını azımsarız. (Eski Ahit'de bu madde şu şekilde yer alırmış: "stultorum infinitus est numerus" , aptalların sayısı sonsuzdur. )
2. Belirli bir insanın aptal olma olasılığı aynı kişinin herhangi bir başka karakter özelliğinden bağımsızdır.
3. Aptal bir insan, kendisine hiçbir yarar sağlamadan hatta bazen zarara uğrayarak başka insan yada insan topluluğuna zarar veren kişidir.
4. Aptal olmayanlar, her zaman aptalların zarar potansiyellerini küçümser. Özellikle de aptal olmayanlar herhangi bir anda ve yerde, herhangi bir durumda, aptal bireylerle ilişki kurmanın ve/veya onlarla bir araya gelmenin kaçınılmaz olarak pahalıya mal olan bir yanlışa yol açtığını unuturlar.
5. Aptal insan varolan en tehlikeli insan türüdür.

Aptallık üzerine artık bir klasik konumuna erişen bu deneme Cipolla'nın Tarih Vakfı Yurt Yayınları'ndan 3. baskısı yapılan Neşeli Öyküler kitabında yer alıyor. Tarih meraklıları için şahane bir küçük kitap bu. Diğer metinler ortaçağ ve sonrasının ekonomi tarihi ile ilgili çok ilginç ve keyifli öyküler. Cipolla tatsız tutsuz, akademik bir dil yerine son derece muzip ve mizahi bir dil kullanıyor. Başta kendi halkı İtalyanlar olmak üzere Avrupanın farklı halklarının davranış özellikleri, huyları, karakterleri ile tatlı tatlı atışıyor.

Onyedinci yüzyılda geçen ve başlığını Yüzyılın Dolandırıcılığı olarak koyduğu metin bizi (aptallıktan sonra tabii) en çok ilgilendireni. Zira baş rolünde Osmanlı kadınları buluyor. Osmanlı kadınlarının "Louis sikkeleri"ne olan yoğun ilgisi neredeyse bütün Avrupa ekonomilerini sarsar hale getiriyor.

Bir başka tarihi öykü ise Ortaçağın Ekonomik Gelişiminde Baharatın (Özellikle de Karabiberin) Rolü üzerine. Mesela kazara şu soyadlarının nereden türediğini merak etti iseniz, yanıtı da bu bölümde: "İngiltere'de Smith (=demirci), Almanya'da Schmit, İtalya'da Ferrari veya Ferrario veya Ferrero ya da Fabbri, Fransa'da Favre, Febvre, Lefevre..." Bu kadar değil kuşkusuz: Karabiber ile Haçlı Seferleri arasında nasıl bir bağlantı olabilir? Karabiber Marx'ın tarihin itici gücü dediği rolü nasıl oynadı? Hangi olay üzerine "Floransalılar ticareti ve bankerliği bir kenara bırakarak kendilerini resme, kültüre ve şiire verdiler", ve böylece Rönesans'ı başlattılar?

Arada bir yerde Cipolla'nın ettiği bir kelâm var ki, moralimizi bozmamak için onun üzerinde hiç durmamanızı öneriyoruz: "Sık sık kendime yanıtı kolay olmayan sorular sorarım: Örneğin bu ya da şu ülkenin uygarlık düzeyi hakkındaki düşüncemi kendi kendime sıkça sorduğum olur. Yarı şaka, yarı ciddi, yanıtım şu olur, bu konudaki yargım okulların (düşünce, inceleme ve öğrenim özgürlüğünün derecesine bakarak), hastanelerin ve... söz konusu ülkedeki umumi helaların niteliğine bağlıdır."

Cipolla'nın mizahi üslubunu hiç çeviri kokutmadan Türkçede yeniden yaratmayı başaran Tülin Altınova'ya da okur olarak çok teşekkür ediyoruz.

Son olarak Cipolla aptallığı grafik olarak da gösteriyor. Bu nedenle okurun kendisi ve başkaları için kullanabileceği boş grafik tabloları son sayfalarda kullanıma sunulmuş bulunuyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Uzun bir tren yolculuğunun ardından Weimar’a ulaştığımda sadece yirmi bir yaşımdaydım. Genç yaşımda yapmak istediğim, Goethe’nin hayatının bir kısmını geçirdiği şehre gitmek ve kendime belki bir parça “ışık” bulmaktı. Tam olarak ne aradığımı bilmez halde şehre indiğimde 21 yıl önceydi ve internet yaygın değildi. İstasyon görevlisine en yakın gençlik evinin nerede olduğunu sordum.

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.