Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Unutulan Ve Hatırlanan: Maskeli Balo Ve Diğer Öyküler




Toplam oy: 51
Maskeli Balo ve Diğer Öyküler, Özcan Ergüder’in ilk ve tek kitabının yanı sıra dergilerde kalmış ve terekesinden çıkmış diğer öyküleriyle birlikte günümüz okurunu unutulmuş bir öykü efsanesiyle tekrar tanıştırıyor.

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz. Bazı yazarlar için roman yazmadan önce kullanılan bir basamak, bazen bir heves, çoğu zaman da okur nezdinde bir kere okunup kenara koyulan bir eğlencelik tür öykü.

 

Elbette bu türe kendisini adamış, teoride ve pratikte öykü evreninin kilitli kapılarını zorlayan birçok kalem halen mevcut. Modern zamanların “hızın hazzı”nı pompaladığı bir devirde, pratik bir okuma tatmini sağlıyor olması da öykünün “yükseliş” rotasını hızlandırdı diyebiliriz. Edebiyatın “unutulan”ı olan öykülerini ve çoktan unutup gittiğimiz çok değerli bir öykücümüzü anacağım bu yazı da bizim mütevazı bir katkımız olsun o halde bu yükselişe…

 

Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlanan Maskeli Balo ve Diğer Öyküler, Bengü Vahapoğlu’nun titiz çalışmasıyla bizlere yeniden hatırlattığı Özcan Ergüder’le tanışmamız için raflarda. Vedat Günyol, Oktay Akbal, Erdal Öz gibi Türk edebiyatının önemli birçok isminin övgüyle söz ettiği öykülerin yazarı, deyim yerindeyse “tek kitapla efsaneleşen” bir yazar Özcan Ergüder.

 

Temel meselesi ruhun tahlili

 

1929 yılında dünyaya gelen Ergüder’in ilk öyküleri, henüz Robert Kolej sıralarındayken okulun “İzlerimiz” adlı dergisinde yayımlanır. Sıkı bir Sait Faik hayranı olan Ergüder, 1948’de Robert Kolej’in geleneksel yazı yarışmasının organizasyonunu üstlenir ve jüride bulunması için Sait Faik’in peşine düşer. Başarır da. Sait Faik, Bedri Rahmi ve Orhan Veli “hakem heyeti” olarak bu yarışmada bulunacak ve Özcan Ergüder “Balıkçı Kamil” öyküsüyle yarışmanın birincisi olacaktır.

 

İlk ve tek kitabı olan Maskeli Balo ise 1956 yılında yayımlanır Ergüder’in. İlk dönem öykülerinde açıkça görünen Sait Faik etkisini kırmayı çoktan başarmıştır. Yer yer kara mizaha dayanan, bilinç akışı ve iç konuşmalarla dolu, yer yer bir tiyatro metnini de andıran öyküleriyle bambaşka bir öykü dünyası sunar okuruna. “Maskeli Balo” öyküsünde annesini arayan Hamlet’le başlayan (“Ben seni hep babanı arar sanırdım.”) anne-baba-çocuk-aile izleğini hemen hemen diğer tüm öykülerinde büyük bir incelik ve insan psikolojisini derinlemesine ele alan bir üslupla ele almayı başarır.

 

Kuşkusuz, kitabın en güçlü öyküsü olarak görebileceğimiz “Korkunçlar” ise bir delinin gözünden, zihninden süzülerek kelimelere dökülmüştür. Arif dış dünyada olup bitenin pek de farkında olmayan, köylülerin sürekli dalga geçip eğlendiği bir garip âdemdir. Herkes onu alaya alır, kızdırır, yeri gelince şiddet uygular ama vicdanlarını yine onun acizliğine acıyarak temize çıkarmaktan da geri durmaz. Köydeki ahalinin diyaloglarıyla kuşatılmış, Arif’in iç monoloğundan mürekkep bir öyküdür bu. Fakat Özcan Ergüder, bu zorlu ve kolaylıkla abartıya kaçılıp vasat bir anlatıya dönüşecek anlatıyı ustalıkla kotarmayı başarabilmiş, kuşağının yazarlarından farklı bir dil ve üslupla efsaneleşmeyi başarmıştır.
İsminden de anlaşılacağı üzere Maskeli Balo ve Diğer Öyküler, Özcan Ergüder’in ilk ve tek kitabının yanı sıra dergilerde kalmış ve terekesinden çıkmış diğer öyküleriyle birlikte günümüz okurunu unutulmuş bir öykü efsanesiyle tekrar tanıştırıyor. Uzun süre gazetecilik yapan ve bu süre zarfında öykü yazmamayı değil belki ama yayımlamamayı tercih eden Özcan Ergüder’in öyküleriyle bizi tekrar tanıştıran Bengü Vahapoğlu’na ve kitapta emeği geçen herkese ayrıca teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
Umarım ki öyküler ve öykücülerimiz, biz onları ne kadar unutmaya bu kadar meyilli olsak da inatla karşımıza çıkmaya, bizlere kendilerini hatırlatmaya devam ederler.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Bu, gecikmiş bir yazı. Zira Amerikalı genç yazar Maile Meloy’un öykü kitabı Tek İstediğim Her İkisi Birden’in Türkçede yayınlanmasının üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçti.

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.