Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Arşivi

En çok okunanlar  


“Oh Bihter, bilir misiniz ki, bu ve şu bir sevmeklere benzemiyor”!!!

Bilir misiniz ki, şu kurduğum cümleyi ve hem şimdi hem de ileride kullanacağım  tüm “ve”leri başta Halit Ziya olmak üzere tüm Edebiyat-ı Cedide yazarlarına borçlu olduğumuzu… Evet, biraz karışık bir giriş oldu, şöyle açıklayayım. “Ve” bağlacının kullanım şeklini temelde 19.yüzyıl Fransız romancılarına, Flaubert’e, Goncourte Kardeşler’e, Maupassand’a borçluyuz.

 


En anlamlı Nobel, Sahte Nobel!

Geçtiğimiz günlerde bir ilk roman bastırma sancısı yaşayan yazar-adayı bir arkadaşımın dertlerini dinliyordum. Romanı çeşitli editör ve edebiyatsever arkadaşları tarafından okunmuş, beğenilmişti.


Sürdüremedim, sürdüremediniz, sürdüremediler...

Organik tarımın kısa süre içinde bildiğimiz anlamda tarım sektörüne, büyük şirketlere kanalize olması, beraberinde gelişen “sürdürülebilirlik” kavramının kapitalizmin bir ürünü olarak felsefeciler tarafından sorgulanmaya başlaması hayallerimizi suya düşürdü nicedir.


Perdeyi yırtmak?

Geçtiğimiz hafta Orhan Pamuk’un “Saf ve Düşünceli Romancı”sı üzerine aklıma takılanları paylaşmıştım sizinle. Pamuk eleştirinin bıraktığı boşluktan sesleniyor bizlere demiş, yazarın kendini, yazma deneyimini, edebiyata bakışını roman-dışı çalışmalarla aktarmasının kökeninde eleştirinin eksikliği olduğu üzerinde durmuştum.


Eleştirmenin boş bıraktığı yerden seslenen yazar

Orhan Pamuk’un Harvard Üniversitesi’nde verdiği derslerin notlarından oluşan ve yaklaşık bir buçuk yıl önce Harward Üniversitesi Yayınları tarafından kitaplaştırılan çalışması “Saf ve Düşünceli Romancı” bildiğiniz gibi artık Türkçede. Pamuk’un roman sanatı üzerine verdiği dersleri merakla okumamak mümkün değil elbette.


Yeniçağcı arayışlara eski usul buluşlar: Ateistler İçin Din

Alain de Botton’u en çok biz Türkler seviyoruz. Kendisi felsefeyle gündelik yaşamı buluşturma çabaları bakımından aslında tüm dünyada sevilen bir yazar. Ama yine de onu en çok biz seviyoruz. Niye mi?


Yoksa Osmanlı gerilememiş miydi?

“Tarih, zannedildiği gibi masum bir malumat küpünden ibaret değildir. İçinden niyetlerimiz geçer, arzularımız, hayallerimiz, hayal kırıklıklarımız ve hınçlarımız geçer. Hasım cepheye yollanacak en müsait ‘bomba’lar tarih cenahında depolanır. Tarih üzerinden kendi cephemize de, karşı tarafa da yollanan mesajlar, ideoloji postanelerinin soğuk damgalarını taşır.”

 


Allah'ın krallığı

Allah'ın bir kral olduğunu hiç düşündünüz mü? Allah'ın krallığı altında yaşadığımızı? Yoksa Tanrının krallığı kavramının sadece Yahudiliğe ve Hıristiyanlığa ait bir algılama biçimi olduğunu mu söylersiniz? Halil Hacımüftüoğlu, hayır diyor, “Allah'ın Krallığı” kavramının izinin İslamiyet’te de sürülebilir olduğunu belirtiyor.


Felsefeyle saadet olur mu?

Sokrates M.S. 399’da öldüğünde Platon henüz 28 yaşındadır. Sokrates Platon’u hiç tanımasaydı ne olurdu bilemiyoruz ancak bu tanışıklığın Platon’un tüm hayatını değiştirdiğinden, hatta onu büyük bir felsefeci yaptığından haberimiz var.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.