Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Arşivi

// En çok okunanlar



“Oh Bihter, bilir misiniz ki, bu ve şu bir sevmeklere benzemiyor”!!!

Bilir misiniz ki, şu kurduğum cümleyi ve hem şimdi hem de ileride kullanacağım  tüm “ve”leri başta Halit Ziya olmak üzere tüm Edebiyat-ı Cedide yazarlarına borçlu olduğumuzu… Evet, biraz karışık bir giriş oldu, şöyle açıklayayım. “Ve” bağlacının kullanım şeklini temelde 19.yüzyıl Fransız romancılarına, Flaubert’e, Goncourte Kardeşler’e, Maupassand’a borçluyuz.

 



Donma noktasında, yeni romanı beklerken…

2000’li yıllar Türk romancılığında hiç şüphesiz büyük bir dönüm noktası oldu. Zira birden bire farketmiştik ki Türk edebiyatı roman üretiminde inanılmaz bir ivme kazanmış, bir yılda yazılan roman sayısı yüzlerin üzerine çıkmıştı. Bugün yılda üç yüzün üzerinde roman yayımlanıyor bu topraklar üzerinde.



Masumiyet Müzesi, Pamuk’un yarası

Beklenen bir anlamda oldu, Orhan Pamuk’un Çukurcuma’da açmayı plandığı, ancak  romanın yayımlanmasından itibaren bir türlü açılmak bilmeyen Masumiyet Müzesi,  yazarın İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı ile attığı imza neticesinde, büyük ihti



Kendi tuzağına düşen yazar, Chicago’dan eli boş dönen okur!

Kültürel kimlik çatışmaları, yersiz yurtsuzlaşma, kökü en derinlerde doğu-batı ayrımı, devamında ise ötekilik ve sürgün... Dünya nüfusunun belki de yarıdan fazlasını meşgul eden, ezen, hayata damgasını vuran kavramlar bunlar. Çoğunluğun içine işleyen bu dertlerden mürekkep cümle romanın, filmin, her şey bir yana, ticari başarısının altında tam da bu özdeşim yatıyor olmalı.



Eleştirinin komplo teorisi, Semih Gümüş’ün ricası ve Virgül’ün kapanışına dair...

Edebiyatın eleştiri yolları tıkalı... Sanki bir komplo teorisi… Kimler okumuyor bin bir güçlükle yazılan eleştirileri; kimler yazmıyor, yazdırmıyor... Dışarıdan, en dışından baksanız, toplumcu bir karşı hareket sanırsınız, kitaplara karşı düzenlenmiş.  Edebiyata usul usul sokulan bir hançerle mi karşı karşıyayız? Bunu düşünmek, söylemek bile ihanet gibi geliyor kulağa ya, öyle değil.





“Müzik Hakkında Konuşmak Mimari hakkında Dans Etmeye Benzer”

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.



Haftalık sansür bülteni

Sürekli okurlarım Sabitfikir’in haber bölümünün tutkunu olduğumu, bu bölümü didik didik etmeden haftaya başlayamadığımı bilirler. “Pazartesi oldu mu, derginin başına kurulup önce keyifli bir edebiyat turu atarım”, demeyi çok isterdim tabi ama ortalıkta kol gezen genellikle, dünya edebiyat gündemi bir yana, can sıkıcı, isyan duygularını kabartıcı haberler.



Yirmi yıl sonra "sanat"la tanışmak...

“Epik fantezi ustası”... Bu, Clive Barker’ın hemen her kitabının üzerine vurulan bir damga...



20. yüzyıl felsefe tarihi dersleri 2 - Aklın sorgulanmasına bağlanan insan hayatı...

Geçtiğimiz hafta, Christian Delacampagne’nin “20. Yüzyıl Felsefe Tarihi” adlı çalışması ekseninde felsefe tarihini İkinci Dünya Savaşı’na kadar getirmiştik. Bu hafta ise felsefe derslerimizi Auschwitz ve Soğuk Savaş etkisinde, sorgulanan aklın ışığında işlemeye devam ediyoruz. 

Kulis

Dünyasizlar: Post Modern Bi̇r Harut İle Marut Masali

ŞahaneBirKitap

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Editörden

Seneler önce başka başka vesilelerle tanıdığım ve içindeki şiir söyleme gücüne hayran kaldığım Didem Madak şöyle diyor bir şiirinde:

 

Vasiyetimdir Dalgınlığınıza gelmek istiyorum Ve kaybolmak o dalgınlıkta