Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Modern Nostradamus: Isaac Asimov tahmin etmişti




Toplam oy: 913

1964'te New York City'nin, Dünya Fuarı'na ev sahipliği yapması vesilesiyle bilimkurgu yazarı Isaac Asimov, The New York Times için bir makale kaleme alarak, dünyanın 2014'te neye benzeyeceğini yazdı. Boston Üniversitesi'nde biyokimya profesörü olarak da görev yapan Asimov, bu yazıya Soğuk Savaş'ın nükleer tehditlerini atlatabileceğimizi umarak başladı.

 

İşte, Asimov'un büyük çoğunluğu haklı çıkan tahminleri:

 

* Küçük aletler, insanlığı can sıkıcı işlerden azat etmeyi sürdürecek. Mutfaklardaki otomatik cihazlar, yemek veya ızgara jambon hazırlayacak, sıcak suyu kahveye dönüştürecek, ekmek kızartacak, yumurta haşlayacak ya da çırpacak... Kahvaltı bir önceki gece belirli bir saatte hazırlanmak üzere ev aletlerine sipariş edilecek.

 

* İletişim sadece sesli değil görüntülü de olacak. Konuştuğunuz insanı görebileceksiniz. Üstelik ekranı sadece aradığınız insanı görmek için değil, döküman oluşturmak, fotoğraflara bakmak ve kitaplar okumak için de kullanacaksınız. Dünyaya senkronize uydular, uzayı arşınlarken, gezegenin üzerindeki herhangi bir noktayı santralle uğraşmakzısın doğrudan aramaya imkan tanıyacak; Antartika'daki meteoroloji istasyonları da buna dahil.

 

* İnsanlık doğadan uzaklaşmayı ve kendisine daha çok uyan alternetif bir çevre yaratmayı sürdürecek. 2014'te ışıklı paneller, yaygın olarak kullanılacak. Tavanlar ve duvarlar, hafifçe parlayacak ve renkleri bir düğmeye basınca değişecek.

 

* 2014'te robotlar yaygın ya da mükemmel olmayacaklar belki ama var olacaklar.

 

* 2014'te aletlerin elektrik kordonu olmayacak çünkü onlar uzun ömürlü radyoizotop pillerle çalışacak.

 

* 2014'e gelindiğinde otobanlar altın çağlarını çoktan geride bırakmış olacak. İnsanın yerle temasını en aza indiren ulaşım araçları önem kazanacak. Elbette uçakları kastediyorum ama zemine temas eden araçlar bile yerden bir-iki adım yükselecek.

 

Can sıkıntısı hastalığı yayılacak

 

* Yapay zekalı taşıtlar belirli bir mesafeyi katetmek üzere ayarlanabilecek ve hedefe insan şoförün zayıf reflekslerine ihtiyaç duymaksızın ulaşacak.

 

* Duvara monteli ekranlar, bugünün televizyonlarının yerini alacak. Ayrıca tasarlanan şeffaf küpler, üç boyutlu seyir keyfi sağlayacak.

 

* Dünya nüfusu 6 milyar 500 milyon, ABD'nin nüfusu 350 milyon olacak. Ve eğer nüfus artışı kontrol altına alınmazsa, 2450'de dünya kalabalıktan boğulacak ve toplumsal yapı bundan çok önce çökecek. Büyük olasılıkla o noktaya gelinmeden evvel dünya çapında, doğum kontrol yöntemlerini teşvik eden bir kampanya başlatılacak ve 2014'te bu kampanyanın etkileri ciddi biçimde gözlemlenebilecek.

 

* Klasik tarım yöntemleri büyük zorluklarla uygulanabilecek ve tarla görevini çok daha verimli mikro organizmalar üstlenecek. İşlem görmüş mayalar ve yosun ürünleri farklı aromalarda piyasaya sürülecek

 

* 2014'te geriye sadece birkaç rutin iş kalacak ki bunlar da zaten makinelerin insanlardan iyi yapamadığı işler olacak. Öte yandan insanlık da makinelere iş vermeye hevesli hale gelecek. Bu doğrultuda okullar açılacak. Lise öğrencilerine bilgisayar teknolojisinin temel ilkeleri öğretilecek, öğrenciler iki değişkenli denklemlerde uzmanlaşacak ve gençler, Fortran'ın o günkü varyasyonları olan programlar konusunda eğitilecek böylece gençlerin bilgisayar dili mükemmelleştirilecek.

 

* İnsanlık yaygın bir can sıkıntısı hastalığından muzdarip olacak. Bu hastalık her yıl biraz daha yayılacak ve yarattığı tahribatın şiddeti artacak. Bunun ciddi zihinsel, duygusal ve sosyolojik sonuçları olacak. Ve söyleyerek haddimi aşmam umarım ama 2014'te psikiyatri açık arayla en önemli tıp dalı haline gelecek.

 

* En ihtişamlı kelimeyse "Çalış!" sözcüğü olacak. Hem de insanlara boş zamanların dikte edildiği bir toplumda...

 

 


 

 

GG

 


Kaynak: Open Culture

Yorumlar

Yorum Gönder


Ben şimdi 50 yıl sonrayı merak ettim.

41%
59%

"iki değişkenli aritmetik" ile kastedilen nedir?

46%
54%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.