Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Philip Seymour Hoffman'ın "edebi" rolleri




Toplam oy: 1039

ABD'li aktör Philip Seymour Hoffman, Manhattan'daki dairesinde, 2 Şubat günü ölü bulundu. Henüz 46 yaşını süren Hoffman, sadece başarılı bir aktör değildi. Aynı zamanda gerçek bir kitap kurduydu.

 

2004'te The Believer'a verdiği röportajda, "dairesine yeni kitap rafları çakmaktan yorgun düştüğünü, çareyi kitapları koridora yığmakta bulduğunu" söylemişti. Ayrıca 20. yüzyılın en önemli adamlarına ilişkin bir belgesele demeç vererek, J.D Salinger'dan bahsetmiş, Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın hayatını değiştirdiğini anlatmıştı. Hoffman'ın öne çıktığı rollerin kitaplarla ilişkisi bulunduğunu fark etmek, bu nedenle çok da şaşırtıcı olmadı aslında.

 

Bookriot, Hoffman'ın en edebi rollerini derledi:

 

1) Capote: Hoffman, ona Oscar da kazandıran bu filmde Truman Capote'yi canlandırdı. Film, Gerald Clarke'nin Truman Capote biyografisinden uyarlanmıştı.

 

 

2) Synecdoche, New York: Evet, bu film bir kitap uyarlaması değil aslında. Fakat filmin ana kahramanı Cotard, bir oyun yazarı ve onun işi de hikaye anlatmak.

 

 

3) Yetenekli Bay Ripley: Patricia Highsmith'in aynı adlı romanından uyarlanan filmde Hoffman, Freddie Miles'ı canlandırmıştı.

 

 

4) Charlie Wilson'ın Savaşı: George Crile'nin aynı adlı kitabından uyarlanan filmde Hoffman, Gust Avrakotos adlı CIA ajanını canlandırmış. Bu rol ona pek çok ödüle adaylık getirmişti.

 

 

5) Açlık Oyunları: Ateşi Yakalamak: Suzanne Collins'in kitaplarından sinemaya uyarlanan filmlerin sonuncusu henüz vizyona giremeden hayatını kaybetti. Hoffman, bir röportajında Collins'in romanlarını ne kadar beğendiğini anlatmıştı.

 

 

6) Owning Mahowny: Gary Stephen Ross'un Stung: The Incredible Obsession of Brian Molony adlı kitabından uyarlanan filmde Hoffman, başroldeydi ve kumar alışkanlığı yüzünden zimmetine milyonlarca dolar geçiren bir banka müdürünü canlandırıyordu.

 

 

 


 

 

GG

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.