Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Rüyalardan ilham alan romanlar




Toplam oy: 857

Rüyalar ve karabasanlar, yüzyıllar boyunca pek çok yazara ilham kaynağı olmuşlardır. Antik Yunan'dan çağdaş gerçeküstücülere, bilinçaltının oyunlarının, absürdlüklerin, içe dönüşler ve duyguların özgürce dışa vurumunun, pek çok eserin çıkış noktasını oluşturduğu bilinir. Margaret Atwood'dan Stephen King'e, Maya Angelou'dan Mary Shelley'e, yazarların gece düşlerinden romanlara uzanan yolculuğa bir göz atalım dilerseniz.

 

 

 

 

 

 

Margaret Atwood

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"60'lı yılların ortalarında, gördüğüm en güzel rüyayı gördüm. IX. yüzyılda yaşamış bir İngiliz göçmen olan Susanna Moodie ve geçirdiği berbat deneyimler ile ilgili bir opera yazıyordum. Oldukça çarpıcı bir rüyaydı, bu nedenle Bayan Moodie'yi araştırdım, hatta bir şiir, bir televizyon dizisi ve bir roman yazdım. Romanın adı Nam-ı Diğer Grace'di ve onun işlerinin üzerine kurulmuştu. Ama bu tür bir rüya deneyimi çok ender rastlanır."

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

Stephen King


Stephen King, rüyalar ile yaratıcılık arasında güçlü bir bağın olduğuna inananlardan. "Birbirlerine öyle benziyorlar ki, akran olmalılar," diyen King, "Benim bir yazar olarak yaptığım şeylerden biri de gündüz rüya görmek. Ve bu çoğu zaman oluyor. Sabahları yazı yazmak için oturduğumda, başından sonuna dek yazı yazdığımın ayrımında oluyorum. Dış dünyanın ayrımında oluyor ama bu anlar sığ bir uyku anı gibi.

 

 

 

Yazarın 1975 yılında yazdığı romanı Salem's Lot, çocukluğunda gördüğü bir rüyadan esinlenerek yazılmış:

 

 

 

"Bir tepeye çıkıyorum ve orada bir darağacı ile etrafında uçan kuşlar var. Asılmış bir adam görüyorum ama henüz ölmemiş, boynu kırılmış. Yüzü şişmiş ve mosmor. Yanına yaklaştığımda bir anda gözlerini açıyor, kollarını uzatıyor ve beni tutuyor."

 

 

Bu rüyasını büyüdüğü zaman bir ilham kaynağına çeviren King, "Yıllar sonra Salem's Lot (Salem'in Arsası) üzerinde çalışmaya başladığımda bunun ABD'den gelen ve korkutucu, eski bir eve yerleşen bir vampirle ilgili olacağını düşünüyordum. Bunun üzerinde düşünürken beynim, 'Sekiz dokuz yaşında gördüğün rüya ne olacak? Ne yapacaksın?" diye sordu ve o kabusumu hatırladım, evet, işte bu mükemmeldi."

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

Isabel Allende

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Büyükannem, Ruhlar Evi'ndeki Clara için ilham kaynağı olmuştur. Büyükannem de tıpkı onun gibiydi. Ya de değildi ve ben bunların hepsini uydurdum. Ancak bunların hepsi, onunla ilgili dinlediğim hikayelerden kaynaklıdır. Komik, harika ve kahin gibi bir kadınmış. Ben çok küçükken ölmüş olmasına rağmen onu net hatırlıyorum. Bazen rüyalarıma giriyor, bir yere oturmuş bir şeyler yazarken omzunun üstünden onu seyrediyorum. Onu gençken hiç görmemiş olmama rağmen, rüyalarımda daima genç. Rüyamda, yazdığı şeyleri anımsamıyorum ama renkli mürekkeple ya da bir defter ya da fotoğraf arkasına yazıp yazmadığını hatırlayabiliyorum. Bu tip şeyler. Bu rüyalar içimi çok ferahlatan rüyalardır, çünkü hayatımda her şey yolundayken rüyama girer. Benim için "korunmayı" temsil eder büyükannem."

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

 

 

Maya Angelou

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Rüyaların amacı olduğuna inanırım. Her şeyin bir amacı vardır, yaratılmış her şeyin. Ben onların amacını anlayamayabilir ya da kullanamayabilirim, yarar sağlayamayabilirim, ancak bir sebebi olduğu gerçeğini değiştirmez bu. Beyin öyle garip ve şaşılacak derecede gizemli ki!"

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

 

Mary Shelley

 




Mary Shelley, 1816 yılının yazını, Lord Byron'ın Cenevre'deki villasında geçirmiş. Akşamları edilen sohbetler ürkütücü ve doğaüstü konulara kayınca, 18 yaşındaki Mary, rüyasında kabuslara boğulmuş. "Çok solgun bir öğrenci gördüm, birleştirdiği bir şeyin önünde diz çökmüştü. Bir adamın uzanırkenki hayali daha sonra yaşam belirtileri göstermeye ve mekanik haraketlerle sarsılmaya başladı.Böyle bir mekanizmanın yaratılması bana çok korkunç gelmişti," diyen Shelley, böylelikle ilk romanı Frankenstein'in da üzerinde düşünmeye başlamış.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Manşette kullanılan görsel çalışma Hakon Soreide'ye aittir.)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DDD

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

“Şiir masumluğun yeniden ele geçirilmesidir” der Octavio Paz. Bunun için başlangıca yani söze gideriz. Üstü örtülmüş bir güzelliği yeniden görünür kılmak için sözün hakkı bizi beklemektedir. Mustafa Köneçoğlu’nun sekiz yıl sonra yeniden basılan ilk kitabı Söz Hakkı, bir şairin gerçeklikle ve dünyayla kurduğu bağın hem oluş hem de eriş sancılarına odaklanan bir şiirler toplamı.

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

İnsanlık serüvenimizde ciddi kırılmaları tecrübe ettiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Dijital devrim sadece alışkanlıklarımızı değil gerçekliği algılama ve yorumlama biçimimizi de temelden sarsıp deyim yerindeyse kararsızlaştırıyor. Bütün bu karmaşada hikâyeler de akacakları yeni yollar aramaktan geri durmuyor.

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz.

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.