Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

“Onu Mutlaka Bulacağım”



Toplam oy: 11
Muhabir olarak çalıştıktan sonra özel dedektif olmaya karar veren Amerikalı yazar Rene Denfeld, kendi hayat hikâyesine de paralel olarak yazdığı son kitabı İzci’de okurları, uzmanlık alanı kayıp çocuklar olan özel dedektif Naomi Cottle’nin küçük bir kızın izini sürdüğü ürpertici macerasına ortak ediyor.

Çocukken kaçırılmaktan korkar mıydınız? Kaybolmanın ölmekten daha zor, daha acı bir durum olduğu söylenir. Ölüm bir vedadır; kayıp ise asla aklından çıkaramayıp her zaman umut etmek, beklemek, beklemek ve beklemektir. Otogarlarda, elektrik direklerinde, dükkân camlarındaki kayıp ilanlarına bakarken siz de üzülüyorsanız; kaybolan çocuklara dair hem ürküten hem de yürek burkan hikâyelere aşinaysanız, satırları arasında gezinirken kâh öfkeleneceğiniz, kâh ürpereceğiniz bir kitapla tanışmaya hazır olun: İzci.

 

İzci (The Child Finder) ülkemizde Doğan Kitap etiketiyle geçen Ekim ayında okuyucuyla buluştu. Amerikalı yazar Rene Denfeld’in Türkçeye çevrilen ilk eseri. Denfeld’in bundan başka The Enchanted ve Butterfly Girl isimli iki kitabı daha bulunuyor ki, Butterfly Girl, İzci’deki kahramanımız Naomi Cottle’ın bir diğer hikâyesi.

 

Denfeld’in yaşamı bir hayli ilginç. Muhabir olarak çalıştıktan sonra özel dedektif olmaya karar veren yazarın üç evlatlık çocuğu var ve Oregon - Portland’da yaşıyor. Buradan bakınca ilginç gelmese de, İzci’yi okuyanlar hak vereceklerdir. Zira macera Oregon’da geçiyor ve evlatlık çocukların hikâyede hatırı sayılır bir yeri var. Yazarın bu kitabı kaleme alırken gördüğü, bildiği, duyduğu hikâyelerden yola çıktığını düşünmemek elde değil.

Karanlık sırlar, sır dolu yaşantılar
Naomi Cottle, kendisine “izci” lakabını yakıştıran, uzmanlık alanı kayıp çocuklar olan bir özel dedektiftir. Çocuk istismarı ve çocuk cinayetleriyle fazlaca haşır neşir olduğundan ötürü hayata karşı duruşu tahmin edilebileceği gibi mesafelidir. Sert mizaçlı, az gülen, bazen dağlarda bazense çöllerde kayıp çocukların peşinde ömrünü tüketen genç kadının karakterinin bu yönde evrilmesi de boş yere değildir. Naomi henüz çocukken, küçük kız kardeşi ile beraber kaçırılmış, ormanda bir yerlerde alıkoyulmuş, bir şekilde kaçıp kurtulmuş, adeta cehennemden çıkmıştır.
Acı olansa küçük kardeşinin kendisi kadar şanslı olmayışıdır. Naomi’yi bulan yerliler onu polise teslim ettiklerinde, yaşadığı dehşetten ötürü hafızası olayı çözecek kadar berrak değildir. Ne ailesine ne de kaçırılışına dair kayda değer hiçbir şey hatırlamaz. Ancak bu acı yaşanmışlık adeta bir sis perdesinin arkasından izliyormuş gibi bulanık da olsa zihnini hiç terk etmez Naomi’nin. Uykuları sık sık kâbuslarla bölünür. Küçük Naomi, soyadını alacağı Bayan Cottle tarafından evlatlık alınır. Bu iyi yürekli kadının evinde bir başka kimsesiz çocuk daha vardır; Jerome. Bu iki çocuk birlikte büyürler, kardeş gibi yakın olsalar da asıllarını bilirler. Hatta aralarında gizli bir çekim de mevcuttur.
Naomi yuvayı terk edip dedektif olur, Jerome ise orduya katılır, kolunu kaybeder ve koruyucu annesinin evine döner. Fırsat buldukça görüşmeye devam etmektedirler. Bu fırsatlardan biri daha gerçekleşir ve Naomi bir süreliğine Oregon’a gelir. Çünkü yeni bir iş almıştır. Kaybolan küçük bir kızın izini sürecektir. Kitapta Naomi’nin geçmişine dair bu ipuçlarını ve yaşantısının detaylarını, hikâyenin akışı içerisinde parça parça okuyoruz. Roman tam da Naomi’nin yeni bir vaka için Oregon’a dönüşüyle başlıyor.

Kardan Kız'ın hikâyesi
Beş yaşındaki Madison üç yıl önce anne - babasıyla yılbaşı için çam kesmeye gittikleri Skookum Milli Parkı’nda kaybolmuştur. Perişan durumdaki aile her yolu denedikten sonra Naomi’ye ulaşırlar. Naomi vakayı kabul edip bölgede kızın izini sürmeye başlar. Burası uçsuz bucaksız ormanlarla kaplı, güzel olduğu kadar bilinmez bir arazidir. Hâlâ geleneksel yöntemlerle tuzak kurup avlanan avcıların kürk ticareti ile geçindikleri, herkesin birbirini tanıdığı küçük kasabada Naomi için çok fazla ipucu yoktur. Şüphelendiği isimleri araştırıp, geçmişe dönük kayıp vakalarını sararmış gazete kupürlerinden incelerken, üvey annesi Bayan Cotton vefat eder. Bu veda Jerome ile Naomi’yi birbirlerine duygusal açıdan daha çok yakınlaştıracaktır.
Öte yandan hikâye akıp giderken aralarda bir masal okuruz. Bu, Kardan Kız’ın hikâyesidir. Dehşetli bir yabani tarafından bir kulübenin bodrumuna hapsedilmiş küçük kızın masalı ilerledikçe, onun aslında Naomi’nin aradığı Madison olduğunu anlarız.
Madison kaçırılmıştır ve hayattadır. Artık sekiz yaşına erişmiş küçük kız hayata tutunabilmek adına en sevdiği masal kitabındaki hikâyeyi kendi gerçekliğiymişçesine yaşamaktadır. Çember daralırken Madison’un akıbetini merak ettiğimiz kadar Naomi’nin kendi yaşamındaki çalkantıları da ilgiyle okuyoruz. Düğüm çözüldüğünde ise Madison’u kaçıran yabancının hikâyesinin de esaslı bir dram olduğunu görüp karmaşık duygulara savruluyoruz.
Naomi yeni bir maceraya atılmak üzere bize veda ettiğinde, bu gözü pek karakterin diğer kitabını da okumayı şiddetle arzu ettim. İzci, fiziksel değil psikolojik şiddetin ön planda olduğu, gerilim seven okuyucuları tatmin edecek bir kitap.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.