Eleştiri

#

2009 Yılı Türk Edebiyatı için bir değerlendirme

Adnan Özer

Her edebiyat ortamının bir açık bir gizli örgütlenme şekli vardır. “Gizli” denilince akla neler neler geliyor. İlk akla geleni, güç-çıkar bileşkesi içinde yürütülen faaliyetler. Kulisler, lobiler, al gülüm ver gülümcüler vb. Bilgi sosyolojisi içinde daha iyi anlayabileceğimiz büyük cemaatler de edebiyatı kendilerine uygun bir şekilde örgütlemeye çalışırlar. Buna son yıllarda sıkça kullanılmaya başlanan “mahalleler”i de ekleyebiliriz. Örneğin “Cihangir” ve “Fatih” aynı zamanda edebiyatımızın da iki mahallesidir. İstanbul’da öne çıkan iki edebi cemaat olduğunu görüyoruz.

“Gizli” demekle benim kastettiğim bunlar değildir. Belki “derin” demeliydim, ancak şu günlerde o daha bir yanlış anlamaya elverişli. Tarihsellik içinde alttan alta bir örgütlenmeden söz ediyorum aslında. Değerlerle kendiliğinden bir örgütleniş. Doğal olması hasebiyle örgenleniş de diyebiliriz.

“Yunus Emre Türk Dünyası Büyük Ödülü” meselesini de bu kavrayış içinde ortaya atmıştım.

Bu sadece bir ödül değildir; tarihsellik bilinci içinde altında toplanacağımız bir sancaktır.

İran’da Hafız-ı Şirazi, Azerbaycan’da Genceli Nizami sancakları yakınımızdaki örneklerdir.

Geçen ayki yazımda Türk yazarlarının “parçalanmış kanonun çocukları” olduklarını söylemiştim. Bu parçalanmışlık, aslında daha dayanıklı olan, gizli, derin örgütlenişi giderek daha kötü tahrip ediyor. Değerler, içleri boşaltılmış olarak kapanın elinde kalıyor. Donuk akademi, donuk vakıflar, bir solukluk canı kalmış ödüller, bunların her biri bir tarafta fersiz.

2009 yılı böyle bir tablo. Daha doğrusu görünüm daha belirgin hale geldi.

Rakamlara bakarsak, onlar sanki başka bir şey söylüyor. Acaba öyle mi?!

Gazetelerin kitap ekleri 2009 yılında 427 romanın yayımlanmış olduğunu tespit edip, duyurdu. Bunlardan 238’i de ilk romanmış. Yıl sonu değerlendirmelerinde bu istatistik bayağı öne çıkarıldı. Peki elde ne var? Ben söyleyeyim: Medyanın desteğine mazhar olmuş, bunu bir şekilde başarmış birkaç yazar dışında hiçbir şey.

Edebiyat ortamımızın açık örgütlenmesi bütün verimi, tabii kendi bildiği gibi alıp bir yerlere taşıyor. Ve maalesef yıl sonu değerlendirmeleri de -çoğu diyelim- bu hareketlilik üzerinden konuşuyor.

Bunun bir adı var, bu durumun yani, “köpük edebiyat” deniyor. İşte 2009 yılı Türkiye’de “köpük edebiyat” yılı oldu bana kalırsa. Hatta iş o noktalara vardı ki içinde Tanpınar olmayan bir “Tanpınar Festival’i” yapıldı. Hiç kimse de yahu bu ne iştir demedi.

Açık örgütleniş yazarlar için bir fırsatlar alanıdır. Medya bakımından da haber imkanıdır. Fırsatlar ve haber birbirlerini besleyerek giderler, köpük kabardıkça kabarır. Bu döngüyü kırmamız zor. En çok şundan zor, yayıncılığımız kültür sermayesini piyasa canlılığında yapmaya çalışıyor. Doğrusu kendisi için, bu şartlarda başka bir imkan da yok.
2009 yılına bir de böyle bakalım.   









#Yorumlar

Yorum göndermek için sisteme giriş yapmanız gerekmektedir.



# Diğer Eleştiri Yazıları

"Beat" Aşkı

Jack Kerouac, “Yolda” romanı ile Beat Kuşağı’nın hayat felsefesini dünyanın pek çok yerinde bir “kült” haline getirmişti. Hatta “Beat Kuşağı” terimini ilk kez kullanan da Kerouac’tır.

Benjamin Çılgınlığı

Bizde düşünce dünyamızın ayrıntılarını sorgulayacak, aykırı, yaratıcı çalışmalara pek az rastlanıyor. Bunun nedeni hem edebiyatımızın, hem denemeciliğimizin baştan beri (modern Tanzimat yapılanmasından beri) biraz fazla “ciddi” kurgulanmış olması olabilir. Doğru fakat fazla ciddi bir yapılanmadır bu.

Sorry: Bir Özür Dileme Projesi

Sonrasında: Başını, bitirdiğin kitaptan hafifçe kaldırırken göz bebeklerin küçülüyor. Aynaya bakmadığın halde böyle olduğunu biliyorsun. Göz bebeklerine değil de aynaya bakma ihtiyacı hissediyorsun. Ne olur ne olmaz. Kris, Lars, Tamara ve diğerleri gerçekten yaşamadıkları için şükrediyorsun. Yoksa başka isimlerle gerçekten yaşadılar mı?

Bu sorunu kadınlar çözecek!

Savaşları, çıkar çatışmalarını, düşmanlıkları temize çekerek, dünyanın yaşanılır bir yer haline gelmesinde birebir rolü olan kadınlar; söz konusu rollerini daha da etkili kılmış durumdalar.

Devlet Dini ve Abdülkerim Süruş

Ramazan ayının gelmesiyle, yazılı ve görsel basında bildik oruç muhabbetleri, tekrardan öteye geçemeyen ve kendine ait hiçbir yaratıcı fikri olmayanların dini vecibeler üzerine sığ ve tamamıyla teknik konuşmaları yeniden alevlendi.


kitap | arkadaş | evlilik | itiraf | oyun | paylaşım | kitap-eleştiri