Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Amerika'nın günahları


Şahane
Toplam oy: 167
Colson Whitehead // Çev.: Begüm Kovulmaz
Siren Yayınları
Yeraltı Demiryolu, Victor Hugo'nun Sefiller’i ve Toni Morrison’ın Sevilen’i gibi kitapların açtığı yolda ilerliyor.

Kölelik, ABD’de 1700 yılında yasallaştı ama bu tarihten kaldırıldığı 1865 yılına kadar ülkedeki her eyaletin köleliğe yaklaşımı farklı kaldı. Kuzeydekiler daha insani bir tablo çizerken, en beter zalimliklerin yaşandığı yer güneydeki eyaletlerdi. Hal böyleyken, kaçmaya yeltenen her kölenin amacı da bir şekilde Kuzey’e varmak oldu. Onlar bunu başarabilsinler diye gizlice örgütlenen, çoğunluğunu özgür siyahilerin meydana getirdiği gönüllüler, yakalandıkları takdirde asılacaklarını bile bile bu kaçaklar için güvenli bir koridor açmaya çalıştılar. Kaçacak cesareti toplayan köleler onların evlerinde dinlenecek ve saklanacaktı. Bu güvenli koridor “Yeraltı Demiryolu,” kapılarını kölelere açan bu evler ise “İstasyon” olarak anılıyordu.


Colson Whitehead, tarihi bir roman kaleme almayı seçseydi eğer, Yeraltı Demiryolu’nun çerçevesini muhtemelen bu anlattıklarım çizecekti. Fakat önce Obama’nın 2016 yazı için önerdiği kitapların arasına giren, ardından Oprah’ın Kitap Kulübü tarafından işaret edilen, 2017’de Pulitzer ve Arthur C. Clarke ödüllerini alarak daha da parlayan –ve elbette çok satan– bu roman, Victor Hugo'nun Sefiller’i ve Toni Morrison’ın Sevilen’i gibi kitapların açtığı yolda ilerlese de, bize tarihi aktarmakla yetinmiyor; şayet yaşansaydı şaşırmayacağımız, kimisi sürreal birçok olayı bünyesinde bir araya getirerek yazarının dehasını ortaya koyuyor. Yeraltı Demiryolu’nu gizemli seferleri, bekleme salonları, lokomotifleri ve yolcularıyla kurgulayarak bir metafor olmaktan çıkaran Whitehead, bunları ve romandaki diğer fantastik öğeleri öyle bir başarıyla, öyle gerçekçi anlatıyor ki, tarihle arası iyi olmayan bir okur, romanın bilimkurgu eserlere verilen Arthur C. Clarke Ödülü’nü almasına anlam veremeyebilir bile.

Distopik senaryo

 

Georgia’daki bir pamuk plantasyonundan kaçan Cora’yla birlikte eyalet eyalet gezerken, yazarın her eyalet için hayal ettiği farklı bir distopik senaryoyu okuyoruz. Bir eyalette Anne Frank’a bariz bir selam göndererek tavan arasında gizlenen Cora, bir diğer eyaletteki Doğa Harikaları Müzesi’nde kölelerin yaşam koşullarını insani göstermek üzere çarpıtılmış bir sahnede konu mankenliği yaparken çıkıyor karşımıza. Ve onun haberi yokken bile, biz okurlar, ünlü bir köle avcısının yaklaştığını biliyoruz. Cora’nın peşine, yıllar önce kızını yanına alma gereği duymadan aynı plantasyondan kaçan annesi Mabel’i yakalayamamanın hırsıyla düşüyor Avcı Ridgeway; ki annesi tarafından geride bırakılmak da Cora’nın içinde kanayan bir diğer yara...


“‘Yeraltı demiryolu, çalışanlarından daha büyüktür; senin gibi insanları da kapsar. Küçük kör hatlar, büyük ana hatlar. Son model lokomotiflerimiz, köhne marşandizlerimiz, aşağıdakine benzer drezinlerimiz var. Hatlar bildiğimiz veya bilmediğimiz her yere uzanır. Aşağıdaki tünel gibi bazılarının nereye gittiğini hiç kimse bilmez.’” Demiryolunu çoğu insandan daha iyi bilen Cora’nın öyküsü, Whitehead’in güçlü kalemine hayran kalmak için bir vesile…

 

 

 


 

 

 

 

Görsel: Muhammed Ali Üzen

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gökçe isimli bir kadın düşünün; bugün 34 yaşında olsun.

Ludwig Wittgenstein, “Ölüm, yaşam olaylarından biri değildir, ölüm yaşanmaz,” diyerek “hayati” bir teşhis koymuştu. Oysa insanlar ilk günden beri ölümü tartıştı; hala devam ediyorlar... Mevcut tartışmaya cinayetler ve onların sorumlularını aramak da dahil. Kısacası, bir yaşam olayı değil ama yaşamın ayrılmaz bir parçası, daha doğrusu gerçeği haline geldi ölüm.

Adını, polisiye edebiyatın başyapıtları arasında geçen Postacı Kapıyı İki Kere Çalar romanı ile duyuran James M. Cain, Mildred Pierce romanında ise bambaşka bir kimlikle çıkıyor karşımıza. Mildred Pierce, Amerika’yı sarsan ekonomik kriz yıllarında bir kadının hayata tutunma mücadelesini anlatan bir roman.

Salâh Birsel Türkçenin en ilginç, en özgün üslupçularından biri. Birkaç cümlesini okuyunca bile, “işte Salâh Birsel,” diye tanıyabileceğimiz bir sesi var.

İstanbul tarihçiler, edebiyatçılar, gezginler için bulunmaz bir kaynak. Hakkında yazılanlar, söylenenler ve hatta uydurulanlarla birçok esere ilham veren bir kent. Gerçi sadece “kent” kavramı İstanbul'u karşılamaya yetmiyor; şehir, kent, mekan, medeniyet vb birçok kelime İstanbul söz konusu olduğunda aklımıza gelenlerden.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.