Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Anneler, şairler ve başka şeyler



Toplam oy: 1473
Roberto Bolano
Pegasus Yayınları
Bu aslında bir korku hikayesi ama bunu müşfik bir anne anlattığı için emin olun hiç korkmayacaksınız.

İnkar etmenin alemi yok, tuvalette kitap okuduğunuzu biliyoruz. Peki, bir tuvalette 13 gün mahsur kalacağınızı bilseniz yanınıza hangi kitabı alırdınız? Siz düşünedurun, Roberto Bolaño’nun Tılsım’ında Auxilio Lacouture, başına geleceklerden habersiz üniversitenin tuvaletinde Pedro Garfias’ın şiirlerini okuyordu. Tam o sırada, Meksika’nın başkenti Meksiko’da 68 hareketinin tırmanacağını, on bin kadar gencin, “Olimpiyat değil devrim istiyoruz,” nidalarıyla üniversite meydanında toplanacağını ve polisin üniversiteyi işgal ederek gösteriye kanlı bir son vereceğini bilse, başka bir kitap seçer miydi, bilmiyoruz. Ama kuşkusuz, daha hazırlıklı olmayı ve yanına tuvalet kağıtlarından başka yiyecek bir şeyler getirmeyi isterdi.

 

Ailemizin damardan gerçekçisi Bolaño, bu sefer Vahşi Hafiyeler’de şöyle bir boy gösteren Auxilio Lacouture’ün hikayesine kan veriyor. Meydan polis tarafından dağıtılmış, üniversite boşaltılmışken, Felsefe ve Edebiyat Fakültesi’nin kadınlar tuvaleti, temsili bir direnişin sahnesi haline geliyor.

 

Kapalı mekan, açık zihin

 

Meksika şiirinin anası Auxilio’yu Vahşi Hafiyeler’den hatırlıyoruz. Kafelerde ve barlarda genç şairlerle takılan, onların şiirlerini dinleyen; zamanla yaşlı, başarısız gazetecilere dönüşeceklerini bile bile şiirden ödün vermemelerini sağlayan kadın. Asla hesap ödemez. Çünkü Meksika şiirinin anasıdır. 68’te herkes dağıldığında 13 gün boyunca üniversiteyi kollamıştır. Hesabı peşin ödemiştir yani. Tılsım’da ise bir tuvalet kabininden konuşan Şiir Anne’yi dinleriz. Mekan boğucudur. İçinde bulunduğu şartlar da pek iç açıcı sayılmaz. Zaten kendisi de söylüyor: “Beni delirmekten tek bir şey alıkoydu: Espri anlayışımı asla yitirmedim.” Bu ahval ve şerait altında Şiir Anne, tuvalet fayanslarına yansıyan ışığı bir leitmotif olarak kullanarak geçmiş, gelecek ve şimdide serazat dolaşır. Mexico City’ye gelişi, ilk tanışıklıkları, üniversitede tuttuğu işler, kaybettiği dişler, şairler ve tabii ki sol hareketler...

 

Bilirsiniz, çok çocuklu annelerin kafası biraz karışık olur. Tarihleri akıllarında pek tutamazlar. Yine de korkunç bir hafızaları vardır. Auxilio da, Meksika Şiirinin Anası olarak, onlarca şaire analık ederken, tarihleri karıştırsa da, tüm o hatıraları belleğine kaydetmiştir. Güney Amerika’nın uzak geçmişine, 68 kuşağına ve dahi geleceğe uzanan hatıralar. Bu açıdan Auxilio, temsili direnişi, tanıklıkları, hafızası ve ince humoruyla, Meksika şiirini doğurur.

 

Bir alter-ego olarak Belano

 

Kendinden bir alter-ego olarak bahsetmeyi pek seven Bolaño’ya, bu kez Şiir Anne’nin gözlüklerinden bakıyoruz: “Tanıştığımızda 1970 yılıydı ve ben daha o zamandan Meksika şiirinin anasıydım, o ise içki içmesini dahi bilmeyen bir veletti,” diye başlayan hikayelerinde Belano’nun ilk gençliğini görürüz. Uzak Yıldız’da yakın plandan izlediğimiz Vahşi Hafiyeler’in damardan gerçekçisi Belano karakteri, Şiir Anne’nin anlatımıyla tamamlanır. 

 

Bu aslında bir korku hikayesi ama bunu müşfik bir anne anlattığı için emin olun hiç korkmayacaksınız.

 

 

 


 

 

* Görsel: Ariel Tancredi

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İlk romanımın dosyasını yayınevine gönderdikten sonra yayıncımla görüşme günlerini iple çeker olmuştum. Çok sevdiğim kelimelerimin lezzetinin nasıl olduğunu merak ediyordum. Genel olarak beğenildi ve kıymetli Melike Günyüz ile kitabım üzerine konuşma keyfini doyasıya yaşadım.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kelimeler içinde deneyimlerin, fikirlerin ve düşlerin aktığı bir nehir yatağı benim için. Dünyayla bağımı bu nehrin uzayıp dört bir yana yayılan kolları aracılığıyla kuruyorum. Kelimelerin harflerden değil de anılardan oluştuğunu düşünürüm sık sık. Bellek sayısı kadar mana içeriyorlar bana kalırsa. Bu manaları keşfetmenin yolu da daha çok hikâye dinlemekten, okumaktan geçiyor.

Şiirde, mimaride, edebiyatta, hatta musikide sanatın en yüksek örnekleriyle bütünleşen dini tecrübe, sanki sinema sanatı söz konusu olduğunda o cömert ilhamlarını esirgemiş gibidir.

Bir şiirin içinde tarihler geçiyorsa, şiirle tarih arasında kurulması elzem bağları hatırlarım ilk elde. Tarihsiz şiir de, şiirsiz tarih de muhaldir. Bilincimizin dehlizlerinde iki fiyakalı dedektif gibi dolaşır her ikisi de. Birini diğerinden ayırmak ne derece mümkün? Türkçenin tarihi şiirimizin de tarihi değil midir bir bakıma? Bu bağı nerede aramalı?

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.