Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Anneler, şairler ve başka şeyler



Toplam oy: 1519
Roberto Bolano
Pegasus Yayınları
Bu aslında bir korku hikayesi ama bunu müşfik bir anne anlattığı için emin olun hiç korkmayacaksınız.

İnkar etmenin alemi yok, tuvalette kitap okuduğunuzu biliyoruz. Peki, bir tuvalette 13 gün mahsur kalacağınızı bilseniz yanınıza hangi kitabı alırdınız? Siz düşünedurun, Roberto Bolaño’nun Tılsım’ında Auxilio Lacouture, başına geleceklerden habersiz üniversitenin tuvaletinde Pedro Garfias’ın şiirlerini okuyordu. Tam o sırada, Meksika’nın başkenti Meksiko’da 68 hareketinin tırmanacağını, on bin kadar gencin, “Olimpiyat değil devrim istiyoruz,” nidalarıyla üniversite meydanında toplanacağını ve polisin üniversiteyi işgal ederek gösteriye kanlı bir son vereceğini bilse, başka bir kitap seçer miydi, bilmiyoruz. Ama kuşkusuz, daha hazırlıklı olmayı ve yanına tuvalet kağıtlarından başka yiyecek bir şeyler getirmeyi isterdi.

 

Ailemizin damardan gerçekçisi Bolaño, bu sefer Vahşi Hafiyeler’de şöyle bir boy gösteren Auxilio Lacouture’ün hikayesine kan veriyor. Meydan polis tarafından dağıtılmış, üniversite boşaltılmışken, Felsefe ve Edebiyat Fakültesi’nin kadınlar tuvaleti, temsili bir direnişin sahnesi haline geliyor.

 

Kapalı mekan, açık zihin

 

Meksika şiirinin anası Auxilio’yu Vahşi Hafiyeler’den hatırlıyoruz. Kafelerde ve barlarda genç şairlerle takılan, onların şiirlerini dinleyen; zamanla yaşlı, başarısız gazetecilere dönüşeceklerini bile bile şiirden ödün vermemelerini sağlayan kadın. Asla hesap ödemez. Çünkü Meksika şiirinin anasıdır. 68’te herkes dağıldığında 13 gün boyunca üniversiteyi kollamıştır. Hesabı peşin ödemiştir yani. Tılsım’da ise bir tuvalet kabininden konuşan Şiir Anne’yi dinleriz. Mekan boğucudur. İçinde bulunduğu şartlar da pek iç açıcı sayılmaz. Zaten kendisi de söylüyor: “Beni delirmekten tek bir şey alıkoydu: Espri anlayışımı asla yitirmedim.” Bu ahval ve şerait altında Şiir Anne, tuvalet fayanslarına yansıyan ışığı bir leitmotif olarak kullanarak geçmiş, gelecek ve şimdide serazat dolaşır. Mexico City’ye gelişi, ilk tanışıklıkları, üniversitede tuttuğu işler, kaybettiği dişler, şairler ve tabii ki sol hareketler...

 

Bilirsiniz, çok çocuklu annelerin kafası biraz karışık olur. Tarihleri akıllarında pek tutamazlar. Yine de korkunç bir hafızaları vardır. Auxilio da, Meksika Şiirinin Anası olarak, onlarca şaire analık ederken, tarihleri karıştırsa da, tüm o hatıraları belleğine kaydetmiştir. Güney Amerika’nın uzak geçmişine, 68 kuşağına ve dahi geleceğe uzanan hatıralar. Bu açıdan Auxilio, temsili direnişi, tanıklıkları, hafızası ve ince humoruyla, Meksika şiirini doğurur.

 

Bir alter-ego olarak Belano

 

Kendinden bir alter-ego olarak bahsetmeyi pek seven Bolaño’ya, bu kez Şiir Anne’nin gözlüklerinden bakıyoruz: “Tanıştığımızda 1970 yılıydı ve ben daha o zamandan Meksika şiirinin anasıydım, o ise içki içmesini dahi bilmeyen bir veletti,” diye başlayan hikayelerinde Belano’nun ilk gençliğini görürüz. Uzak Yıldız’da yakın plandan izlediğimiz Vahşi Hafiyeler’in damardan gerçekçisi Belano karakteri, Şiir Anne’nin anlatımıyla tamamlanır. 

 

Bu aslında bir korku hikayesi ama bunu müşfik bir anne anlattığı için emin olun hiç korkmayacaksınız.

 

 

 


 

 

* Görsel: Ariel Tancredi

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir deste gül ne işine yarar

Onun yerine, gel benim gülistanımdan bir yaprak al

Gül ancak beş altı gün yaşar

Bu gülistan daima ter-ü tâze durur

(Sâdi)

 

Gerek akademik, gerek edebi, gerek felsefi, hatta irfanî kaynaklara baktığımızda, delilik üzerine sayfalarca, kitaplarca, ciltlerce yazıldığını rahatlıkla görebiliriz. Şairler de bolca bahseder delilikten, Doğu kültüründen Batı kültürüne hemen hemen tüm düşünürler, filozoflar, velîler de.

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.