Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Aşkın ve hüznün başarılı ve çalışkan romancısı



Toplam oy: 994
Atilla Birkiye
Özgür Yayınları

Atilla Birkiye’nin edebiyatımızın konu ve izlek bakımından en istikrarlı yazarlarından biri olduğu kanısındayım;  çünkü otuz yıl aşkın aşk’ı yazıyor. Romanlarının arka planında yer alan toplumsal olaylar, siyasi oluntular ve  yazarın edindiği felsefe bilgisinden kaynaklandığını düşündüğüm göze batmayan incelikli göndermeler, bu ilkeli tutumu besliyor, güçlendiriyor. Bence bu iki unsurun (politik bakış açısının ve düşünsel boyutun) metinlere sızıp -bir anlamda- müdahil olmasının üzerinde ayrıca durulması gerekir.

Birkiye’nin aşk’a olan bağlılığı yalnızca romanlarında görülmez; denemeleri ve ‘şairine çok özel’ olduğu kanısını taşdığım şiirlerinde -de- sevdalanmanın bütün halleri; hem ruhsal, hem tensel olarak algılanır. Dolayısıyla yazarın otuz yıllık başarılı verimi bu açıdan da ilginç ve az rastlanan bir külliyat olarak değerlendirilmelidir.

Öte yandan bu külliyatının merkezinde yalnızca, çekinmeden aşk adı verilebilecek kadın ya da kadınlar olduğu sanılmamalı: Atilla Birkiye iki şeye daha tutkuyla bağlı ve âşık!

Bunlardan birincisi hayat dediğimiz; doğumla ölüm arasında acılar, ayrılıklar ve tabii ki buruk seviçlerle yaşanan zaman aralığı: Birkiye, acı çekse bile hayatı da aşk gibi çok seviyor, ama  yitirdiklerinden şikayet eden bir aşıkın hüznüyle. Hiç kuşkusuz bu öznel duyarlılık, hüznü baskın bir roman kahramanı gibi öne çıkartıyor. Bence yazarın son romanı olan İstanbul’da Aşktan İkmale Kalanlar ‘ın  baş kahramanı, diğerlerinde olduğu gibi yine hüzün, ama vurguladığım gibi sevdalı bir hüzün...

Birkiye’nin hayat gibi tutkuyla bağlı olduğu ikinci şey ise edebiyatın ta kendisi: Yazar bu coşkulu uğraşın sunduklarına öyle büyük bir tutkuyla bağlı ki son romanında bu eğilim öne çıkıyor, edebiyatı da önemli roman kahramanı yapıyor. Dolayısıyla İstanbul’da Aşktan İkmale Kalanlar’ın baş kahramanları, hayatın hüznü ve edebiyatın coşkusu olan, samimiyetle kaleme alınmış bir roman olarak okunabilir. Tabii, onun aynı zamanda Kabataş, Eyüp, Bakırköy, Beşiktaş, Kuzguncuk, İstinye ve Arnavutköy’den söz eden; daha doğrusu İstanbul’un sahil semtlerinin   romanı olduğu da hiç unutulmamalı. .. 

İstanbul'da Aşktan İkmale Kalanlar başka türlü de okunabilir, çünkü onun, ülkenin baskıcı bir dönenimini, felsefi hatta biraz da kafkaesk göndermeler yaparak anlattğı da söylenebilir.. 

Öte yandan Atilla Birkiye içten olduğu kadar temiz yürekli bir yazar. 

Ben bu safiyeti romanlarında belirginleşen komplekssiz, mütevazı yazar tutumuna bağlıyorum. Yazarın metinlerini okuyanlar bunun tabii ki farkındadır. Ben yeni okurlar için bu özelliğin altını bir kez daha çiziyorum: Atilla Birkiye, edebiyatın coşkusunu samimiyele  içselleştiren, hem aşk denilen kadim roman konusuna, hem de yazmaya sevdalanmış bir yazardır. Dolayısıyla aşkı ve hayatın hüznünü bu denli seven, yazdıklarını edebiyat sevinciyle besleyen bir yazarın roman dersinden iyi notlar alması doğaldır. Üstelik otuz yiki yıldır bu tutkuyu istikrarla devam ettiriyorsa...

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Söyleşi

Melike Yıldırım: Bazı kitaplar isimleriyle öylesine bütünleşirler ki sanki o kitabı başka hiçbir isim öylesine doğru bir şekilde anlatamaz gibi gelir.

ŞahaneBirKitap

Svetlana Aleksiyeviç, "yepyeni bir edebi tür" olarak tanımlanan, uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştü.

Editörden

Her ne kadar kitabın 5000 yıllık serüveni desek de, birçok iyi okur için kitabın tarihi, kendi serüveniyle birlikte ilerlemiştir aslında. Bizi kitaplara çeken şey, biraz da kendimizden dışarı çıkmak isteğidir. Okuduğumuz her macera, her tez ya da antitez, kitapla bizim aramızdaki gizemli bir sözleşme gibidir. Bu anlamda okumak soylu bir eylemdir de.