Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Aynada bir yere gidemezsin



Toplam oy: 995
Göktuğ Canbaba
İthaki Yayınları
Göktuğ Canbaba ile sızıp yıkılana kadar hayatı içmek istiyorsanız, buyurun, daha ne bekliyorsunuz?

Uzak kıtalarda kaybolmaya karar veren birinin peşinden giderseniz coğrafyadan çok parapsikoloji bilmeniz gerekir. Hislerinizin kehanete, reflekslerinizin sağduyuya dönüşmesi, aydınlanmanızın yolculuk denen “bedene yeni kafes temini” işlemi esnasında fazla yıpranmaması içinse imge ve katkısız halüsinasyon mertebelerini iyi bellemeniz şarttır. Peşinden gittiğiniz kişi rehberiniz olmayı reddedebilir; hatta böyle bir niyetle asla yüzleşmemiş, hiçbir keşif kahramanına yakınlaşmamış, sıradan bir hayatı ardı sıra sürüklemenin hormonlarına kapılmıştır belki de. Belki de sizi sevmemekte, onu takip etmenizden hoşlanmamakta, yalnızlığını ihlale kalkıştığınızdan dolayı size kin beslemektedir. Oysa siz inatla, yolculuk esnasında kuracağınız dostluğun dünyayı anlama uğraşını kolaylaştıracağını savunmaktasınızdır. Kuzey ve güneyin pusula dışı politik yapılanmasını bir yana ayırırsanız Batı uygarlığın kibriyle oyalanmakta, Doğu ise sizin agnostik kıvırmalarınız yüzünden hâlâ mistik ve gizemlidir nedense. Ufak tefek yoksul insanların pirinç ve çiğ balık ihtiyacı arasında şişman bir bilgenin karşısında el pençe divan duruşunu öze kavuşmak diye kabullenecek kadar saf olduğunuzdan, saadet kısmen Tibet’te, kısmen de nefsinizin kaşınmasındadır. Saadet yoktur ki bir yerde bulabilesiniz. Sizinki yollara düşmüş birine askıntılıktır enikonu. Onu rahatsız ederek kendi huzurunuzu ararsınız. Bir insanın huzurunun ancak bir başkasının huzursuzluğunda tesis edilebildiğinden haberdarsınızdır. Bütün trajediler bu gerçeğe dayanılarak yazılmıştır.


Uzak kıtalarda istikrar kelimesi bilinmez. “Her şey olacağına varır” buralarda nasıl kadercilikse oralarda realizmdir. Korunabildiğiniz kadar yaşar, merak ederek saklandığınız sığınaktan dışarı çıkarsanız da tanrıdan çok doğal seleksiyonu görürsünüz. Uzak kıtalarda çok tanrılı dinden çok seleksiyonlu doğal deformasyona geçileli epey zaman olmuştur. Siz aşk, para, kariyer hırsıyla yanarken uzak kıtalar “vahşetin çağrısı”na kulak vermiş, çağa uygun ilkelliği uygulamaya geçmiştir bile. Don Quijote’yi okumaya fırsat bulamadığınızdan, o fırsatı kendinize tanımadığınızdan neler döndüğünü kavramanız artık imkansızdır. Peşinden gittiğiniz kişinin sizi kollayacağından emin, her karşılaştığınız yeni şeye sırıtarak bakıp hayata atıldığınızı sanırsınız. Bu lüzumsuz gevşeme, bu küstah cehalet Burroughs’un hayaleti yagé kod adlı uyuşturucunun bile etkisini, yetkisini aşar. Yol üzerinde uzak kıtalarda kaybolmaya karar veren kişinin izini kaybetmek, iç içe geçmiş kaybolma vakalarının en korkuncudur; sistem insanı üç bilgiyle kontrol eder: İsim, imza, adres. Siz bu üçünü de ortadan kaldırarak büyük düşünceye geçiş yaptığınızı iddia ederken evrende, boşlukta, ıssız zamanda kaybolmuş, en temel gıdanız olan yerçekimini reddetmişsinizdir. En tehlikeli kayboluş manevi yerçekimini tanımayarak yaşamayı göze alanların başına geliyorsa, bu maneviyat dinden ayrı bir ruh olgunluğuysa ve siz bunu fark edemeyecek kadar uzaklaşmışsanız, tedbirsiz bir keyfin sonu kötü bitebilecek macerasındasınızdır artık. Birinin bunu size söylemesi doğru olur.

Yoksul insanların şişman bir bilgenin karşısında el pençe divan duruşunu öze kavuşmak diye kabullenecek kadar saf olduğunuzdan, saadet kısmen Tibet'te,
kısmen de nefsinizin kaşınmasındadır.

 

 

Dünyadaki kayıp insan bürolarının arşivleri böyle heveskarların dosyalarıyla doludur. Kendilerine ulaşılamasa da, nerede oldukları kimsenin ilgisini çekmese de kim bilir belki de gittikleri uzak kıtalarda bambaşka boyutlara geçmişlerdir ve bizden kurtuldukları için sevinçlidirler. Onlara ait ortak bir kalpleri, ortak bir beyinleri vardır, olur a. Teknolojinin metal ve gaz iktidarından, güç odaklı politikalardan/ideolojilerden vazgeçip sonsuzluğun aynaya yansıyan görüntüsü karşısında durmuş, hipnozdadırlar. Evet, aynada bir yere gidemezsin. Aynadan bir yere dönemezsin. Ama aynanın sırrında tuttuğu yolu görmek, yolun bilincini idrak etmek de az şey değil. Evrime inanmamak asıl işte böyle mümkün: Yön tabelalarını yok sayarak yaşamak.

 

 

Denize ulaşmayan nehir

 


Ayyaş Buda birbirine eklenmiş olaylar, hikayelerle hem parça parça hem de bütünsel olarak okunabilecek bir roman; yazarı Göktuğ Canbaba belgesel fotoğraf üzerine uzmanlaşmış bir yazar. Uzakdoğu’yu karış karış biliyor; oralarda geçirdiği dönemlerden hareketle yarı fantastik, eğlenceli bir yol edebiyatı yapıyor. Şehrin, işin, ailenin sıkıcı döngüsünden taşmak ve kendi yatağında akmak isteyen tüm nehirlere, “Uzak kıtalarda kaybolmaya karar veren birinin peşinden gider misiniz” diye sorma gereğini duymuş.


Her nehir denize ulaşacak diye bir kural yok. Yolda kurumayı da göze almalı bazen. Ayyaş Buda sizi “drink”e değil, ayyaş olmaya davet ediyor. Göktuğ Canbaba ile sızıp yıkılana kadar hayatı içmek istiyorsanız, buyurun, daha ne bekliyorsunuz?

 

 

 


 

 

Görsel: Onur Aşkın

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

-Bizet’in Je Crois Entendre Encore isimli aryası eşlik edebilir bu yazıya-

 

Koronavirüs salgınından dolayı hepimiz mümkün olduğunca evde vakit geçiriyoruz. İşe gitmek zorunda olanlarımız bile işten hemen sonra vakit kaybetmeden eve yani en güvenli mekâna bir an önce dönmeye gayret ediyor. Alışkanlıklarımız tamamen değişti. Çok değil iki ay önce yaşadığımız sosyal hayat bir ütopya kadar uzak görünüyor.

Neredeyse her ülkede 150 milyonu aşkın abonesi var; kendi televizyon şovlarını, dizilerini, filmlerini yapıyor. Son dönemde Türkiye’de insanların film izleme alışkanlığını değiştirdi. Artık pek fazla uğraşmak istemiyoruz ve onda ne varsa onu izliyoruz.

Karantina, sokağa çıkma yasağı, kısıtlamalar, “evde kal” çağrıları derken, tüm dünya olarak daha önce deneyimlenmemiş çok ilginç zamanlardan geçiyoruz.

Kulis

Postmodern Öykü Denince: Jorge Luis Borges

ŞahaneBirKitap

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Editörden

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.