Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Bilince vuran dalgalar



Toplam oy: 673
Elmas Şahin
Yitik Ülke Yayınları
Elmas Şahin, Zamana Vuran Dalgalar'da Virginia Woolf ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın özel hayatları ve edebiyatlarıyla ilgili ayrıntılara yer verirken, iki yazarın romanlarındaki karakter ve yaşantı benzerliklerini de açığa çıkarıyor.

İnsan bazı kitapları hayatının bazı dönemlerinde tekrar tekrar okuma arzusu duyar, hayatınızda bir şeyler değişmiş ve kitabı anımsamışsınızdır... Sanki yazar bazı cümleleri sadece sizin için yazmıştır, kahramanlara ahbaplık eder dertleşirsiniz, bazı cümeleleri yaralarınıza merhem eder, bazı kitaplara sıkı sıkı sarılma arzusu duyarsınız. Türkçe edebiyatın devlerinden olan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur romanı kimileri için böyledir. Huzursuz bir kahraman olarak Mümtaz Bey, özlenenlerden biridir. 

 

Elmas Şahin de, Yitik Ülke yayınlarından çıkan Zamana Vuran Dalgalar kitabında birbirine yakın zamanlarda ama farklı coğrafyalarda doğan Virginia Woolf ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın benzer özellikler taşıyan Mrs. Dalloway ve Huzur adlı eserlerini karşılaştırmalı olarak inceliyor. Hatta Woolf'un ve Tanpınar'ın kendi dönemlerinde, kendi coğrafyalarındaki edebiyat ve felsefe hayatına ve tartışmalarına, yazarların kişisel dünyalarına ve roman sanatı üzerinde denedikleri yenilikleri, yazarların günlüklerinden ve mektuplarından yola çıkarak değerlendirmiş.

 

1882 yılında Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf'un, eserlerine de sirayet eden pek de kolay sayılamayacak bir yaşam öyküsü var. Annesini erken yaşta kaybediyor, üvey kardeşlerinden cinsel istismar görüyor, okula gönderilmeyince kendisini babasının kütüphanesinden faydalanarak yetiştirmeye çalışıyor, derken babasını kaybediyor, kardeşlerini yanına alıp üvey kardeşlerini geride bırakıp kaçıyor, sancılı yazma süreçleriyle boğuşuyor, hayatının sonlarına doğru yazdıklarına olan inancını kaybediyor... Daha önce başarısızlıkla sonuçlanan intihar teşebbüsünü tekrarlayarak 1941 yılında yaşama veda ediyor Woolf. Arkasında biri eşi Leonard Woolf'a, diğeri kız kardeşi Vanessa Bell'e olmak üzere iki mektup bırakıyor ve ceplerine taşlar doldurup evinin yakınlarındaki bir nehre atlıyor.

 

59 yıllık hayatında hepsi edebi bir değer taşıyan binlerce mektup, edebiyat eleştirileri, günlükler, hikayeler ve romanlar bırakan Virginia Woolf'un eserleri 50'den fazla dile çevrildi ve roman türünün gelişimine sağladığı katkılarla adını tarihe yazdırdı. Modernist hareketin en önemli öncülerinden biri olan Woolf, Mrs. Dalloway (1925) romanıyla bilinç akışı tekniğinin en başarılı örneklerinden birine imza attı.

 

1901 yılında İstanbul'da doğan Ahmet Hamdi Tanpınar ise Cumhuriyet neslinin ilk öğretmenlerinden biri. Babasının kadı olmasından ötürü çocukluğu yollarda ve farklı farklı şehirlerde geçen Ahmet Hamdi de genç yaşta annesini kaybedenlerden. 1919 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Yahya Kemal'in öğrencisi olan Ahmet Hamdi, yazın hayatında şiirle başlıyor, sonrasında çeviriler yapıyor, denemeler ve hikayeler yazıyor ve yazdıkları çeşitli mecmualarda yayınlanıyor. Ahmet Hamdi'nin yazın dünyasının renkliliğine rağmen ilk basılı kitapları hazırladığı antolojiler. Öğretmenlik zamanınlarda babası gibi pek çok şehir değiştiren Tanpınar bir dönem milletvekiliği de yapıyor. Hayatı boyunca savaşlara ve tarihi değişimlere tanıklık ediyor. Yaşadığı coğrafyanın zorlukları bir yana, sürekli sağlık sıkıntıları ve maddi zorluklarla boğuşmak zorunda kalan Ahmet Hamdi'nin de hayatı pek kolay geçmiyor. 1962 yılında geçirdiği bir kalp spazmı sonucu hayata veda ediyor. Türkçe edebiyata birçok alanda eser veren Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur'u Cumhuriyet Gazetesi'nde tefrika edildikten sonra 1949 yılında büyük değişikliklerle kitaplaştırılıyor. Türkçe edebiyatta bilinç akışı tekniğinin en iyi örneklerinden birini veren Tanpınar, okundukça kıymetlenen her devrin yazarlarının başında geliyor.

 

Elmas Şahin, Zamana Vuran Dalgalar‘da iki yazarın özel hayatları ve edebiyatlarıyla ilgili ayrıntılara yer verirken, romanlarındaki karakter ve yaşantı benzerliklerini de açığa çıkarıyor. Mrs. Dalloway'in kahramanı Clarissa Dalloway ile Huzur'un kahramanı Mümtaz'ın iç dünyaları, insanları ve hikayeleri görme ve anlama biçimleri, buhranları, yaşama hevesi bulma çabaları, akıp giden zamanı anlamaya ve kavramaya çalışma mücadeleleri Woolf'un ve Tanpınar'ın kendi yaşantılarının ve dünyaya bakış açılarının birer yansıması aslında. Bu iki ismin etkinlendikleri edebiyat akımları, kişiler ve eserler de Şahin’in kitabında yer buluyor. Ayrıca bilinç akışı kavramının nasıl ortaya çıktığı, Doğu'da ve Batı'da nasıl geliştiği, tekniğin özellikleri ve felsefi karşılığı da ayrıntılı olarak anlatılıyor. Zamana Vuran Dalgalar Woolf ve Tanpınar okumak ya da çalışmak isteyenler için bir kaynakça listesi de sunuyor.

 

İki roman da 24 saatlik bir zaman dilimini konu alırken, bir ömrün dününü, bugününü, geleceğe ilişkin beklentileri ve endişeleri anlatıyor. Şiiri ve romanı birleştirme ve ahenkli bir metin yazma arzuları da, iki yazarın ortak yönlerinden bir diğeri. Fakat Tanpınar dilde estetiği ve biçimde düzeni arzularken, Woolf bilinçli bir dağınıklık benimsiyor. Öte yandan her iki yazar da metinlerini beğenmiyor, yayınlama cesaretini gösteremiyor, yaratırken buhranlar yaşıyor, kendi bilinç akışlarıyla boğuşuyor. Bugün neredeyse her beş kişiden birinin kitap yazdığı ve kendisine yazar dediği Türkçe edebiyat dünyasında, ölmeyecek eserler yaratmış bu insanların kendilerine güvensizliklerini anlamamız pek mümkün görünmüyor galiba. 

 

Woolf'un parçası olduğu Batı edebiyatı elbette ki Tanpınar'ı etkilemiş, devrin roman anlayışına katkıda bulunma arzusunu pekiştirmiş. Proust, Wagner, Joyce, Woolf gibi yazarların etkisinde kaldığını günlüklerinde açıkça belirten Tanpınar, zamanı yakalama isteğiyle kurgulamış metinlerini. 

 

2010‘dan beri Çağ Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde, Yeni Türk Edebiyatı alanında Yrd. Doç. olarak çalışan Elmas Şahin ise doktorasını "Leyla Erbil'in Eserlerine Feminst Bir Yaklaşım" adlı çalışmasıyla almış. Şahin, Çağ Üniversitesi'ne Türk edebiyatı, Batı edebiyatı, karşılaştırmalı edebiyat, kadın edebiyatı, edebiyat kuramları, eleştiri, estetik, oryantalizm ve Batı'da Türk imgesi dersleri veriyor. Elmas Şahin kitabında da iki yazarın hayatını ve eserlerini ayrıntılı bir okumayla sunuyor okuyucusuna. Bilinç akışının sınırsızlığını ve ayrıntılarını iki eser üzerinden anlatıyor. İki edebiyat insanının ürettiği ve dünya edebiyatına damgasını vuran iki edebi eserin anlatımına da ister istemez edebiyat giriyor ama zaman ve dalga kavramlarına biraz fazla takılan Şahin, kendi kendisini ve keşfettiklerini tekrardan kurtulamıyor.

 


 

* Manşet görseli: Mehmet İnanır

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir metni nasıl anlamalıyız? Metinde geçen kelimelerin tek tek anlamlarını bir araya getirerek bir metni anlayabilir miyiz? Keşke bir metni anlamak bu kadar basit olsaydı değil mi? Niçin ihtiyaç duyuyor insanlar ironiye? Yani bir yazar ne söylemek istiyorsa onu ifade etmiyor da niçin Eski Yunanca’da “kandırmak” anlamına gelen bir fiilden türetilen “eironeia”dan kaynaklanan ironiye başvuruyor?

Mehmet Eroğlu İyi Adamın On Günü’nü 2019’da yayımlamıştı. Üç ay içinde yazdığı Kötü Adamın On Günü’nü ise, 2020’nin başında çıkardı. Benzer atmosferlere sahip her iki roman da. İkisinin de kahramanı aynı: Sadık. Kötü Adam’da ismini değiştiriyor; Adil oluyor bir süre, sonlara doğruysa Öcal. Fakat itkileri, tepkileri, düşünceleri üç aşağı beş yukarı aynı, “iyi Sadık”la, “kötü Sadık”ın.

Geçtiğimiz günlerde Yapı Kredi Kültür Sanat’ta, hıncahınç dolu bir salona sığamayıp kapının dışına, oradan da merdivenlere taşan bir söyleşiye katıldım.

“Hiçbir şey dikkat çekme arzusu kadar sıradan değildir.” 

William Shakespeare

 

“Testi içindekini sızdırır”

Mevlana

 

Çocuklar öldüğünde dünyadaki rüyalar da azalıyor olabilir. Dünya üzerindeki rüyalar azalınca da benim uyku sürem düşüyor. Testiyle bakışmamızın üzerinden tam 7 saat geçti. Tekli koltuğun karşısında kütüphanemin yanında, masamda üzeri başka çağlardan gelmiş gibi desenlerle bezeli bir testi bulunuyor.

 

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.