Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Binlerce sayfadan daha ağır bir novella



Toplam oy: 166
Joyce Carol Oates // Çev. Erhan Sunar
Alakarga Yayınları
İlk Aşk, bir rüyadan uyanamamaya benziyor. Göğsünüzde oturduğunu görüyorsunuz, itiyor ama hareket ettiremiyorsunuz...

Çocukken, sözlerini anlamadan dinlediğiniz o aşk şarkısını düşünün. Müziği güzel, ezgisi güzel, düşününce götürdüğü yerler güzel. Henüz bilmediğiniz bir dilde yazılmış müziğiyle hayran bırakan bir şarkı. Asıl sorun, dili öğrendikten sonrası. Bunun aslında bir aşk şarkısı değil, yaralardan notalanmış kalp çarpıntılarının ağır aksak ritmi olduğunu öğrenmeye ne zaman hazır olur bu çocuk? Yaraları saklamak, ortak bilinçle gelen bir dürtü müdür, yoksa insan yanlış yaptığını anladığında, belki utancından mı saklar zayıflığını? Peki ya güç... Yaraların insanları güçlendirdiği doğru mudur? Yarayı açanların zayıflığı mıdır bizim kapattıklarımız? Sakladığımız aslında onların utancı mıdır? İncecik bir novella, binlerce sayfalık romandan daha ağır olabilir mi? 

 

 

Aşkın gözünüzü kör ettiği, paniklettiği, eziyet çektirdiği anlar... Ne kadar kanatırsa kanatsın, bantla kapatılır, yokmuş gibi itinayla saklanır. Bir çocuk aşkı işte böyle tanır. Belki de onu hep böyle belleyecek. Acı veren, katlanılması gereken, kanatan. Annesiyle birlikte, adı anılmayası babasını bırakıp akraba evinde, kuytu köşe kapmaca oynamaya başlayan Josie’nin ilk aşkıdır bu. Annesinin duyduğunuzda tüylerinizi diken diken edecek tespitlerle yaklaştığı çocuk Josie. İçten içe, “Ben kadın değilim,” diye bağırırken öğrendiği “kadınlık dersleri” ile birlikte, belki kadınlığın en acı yönlerini öğrendiği yaştır 11. “Sık sık öyle anlar olurdu ki, bana sanki bir çocuk değil de günün birinde onun adına tanıklık edecek bir yetişkinmişim gibi bakardı,” diye özetler yetişkin Josie o zamanlarını. Hikayeden yoksun bir anne, bir çocuk değil bir yetişkin yetiştirebilir ancak. “11 yaşındaki biri neredeyse yok gibidir,” diyen annesini, gözlerini korkuyla kısarak yok edebilen Josie.

 

Baştan ayağa, bastırılmış şiddetle dolu Jared’dır o ilk aşkın adı. Din eğitimi alan, kendisini her türlü dini öğretiye adamış Jared. Hayatının 23. yılında, yaşamdan alamadığı tatmin duygusunu, sadizmle birleştirip, Josie’ye uyguladığı maddi manevi şiddette bulur. Josie’nin midesindeki kelebeklerin, midesinin üzerindeki yaralara tekabül ettiği, neresinden bakarsan bak haince bir ilişki. Öğrenmenin en ağır hali ve dolayısıyla büyümenin de. Jared’in Josie’ye zorla gösterdiği dergilerde -“anlaşılması zor yaralara katlanan kızlar”ın olduğu o dergilerde- “efendilerin saklı yüzleri vardır.” Ve aslında Josie içten içe tuhaflıkları fark ederken, adını aşk koyduğu bu duyguyla gerçek dünya arasında salınırken büyür.

 

“Sizi tanımlayacak yakın bir yetişkin olmaksızın hâlâ çocuk olarak kalabilir miydiniz?” Joyce Carol Oates’in satırlarında tek bir çocuk bile yok. Daha çok kendisini yetişkin zanneden ama çocukluğunu alt edememiş bir anne, kendisini yetişkin zanneden hayattan nasıl zevk alabileceğini öğrenememiş sadist bir genç ve çocukluğu herkes tarafından zaptedilmiş bir Josie var. Ve Joyce Carol Oates bu karanlık dünyayı öylesine bir karabasan haline getiriyor ki, o dünya tıpkı bir rüyadan uyanamamaya benziyor. Göğsünüzde oturduğunu görüyorsunuz, itiyor ama hareket etmesini sağlayamıyorsunuz. İşte sözlerini ilk başta bilmediğiniz o şarkı en acı haliyle kulaklarınızı tırmalıyor şimdi ve ister istemez, kendinizi Josie’lerin sesine açıveriyorsunuz.

 


 

* Görsel: Onur Aşkın

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hasta ve geri döndürülemez biçimde sakatlanmış çocuklarla dolu bir hastanenin koridorlarında dolaşırken, Scott Stambach’in beni oraya nasıl sürüklediğini merak etmekten kendimi alamadım. Belki özel ihtiyaçları olan çocuklara öğretmenlik yapması, belki de Çernobil gibi bizi de çok yakından etkileyen bir konu seçmesi bu etkiyi yaratıyordu.

Üç Yaşam’ın orijinali yayımlandıktan kısa bir süre sonra, 1910’da, Chicago Record-Herald gazetesinde kitap hakkında şöyle bir yazı yer almış; "Stein, hayata dair parçaları değil, hayatı olduğu gibi ortaya koyuyor.’’ Kimilerine göre modern edebiyatın en önemli eserlerinden biri olan Üç Yaşam, başta Hemingway olmak üzere birçok yazarı etkilemiş, ilham kaynağı olmuş.

“Ardıç ağacı kutsal kabul edilmiş bir bitkidir, uzun ömürlüdür. Tohumu nice hastalığın tedavisinde ve yemeklere koku ve tat vermek amacıyla da kullanılır…” gibi bir sözlük tanımıyla açılıyor Selçuk Altun’un Ardıç Ağacının Altında başlıklı yeni romanı. Kapağında ise, arka planında bir ardıç ağacı bulunan,  Da Vinci imzalı bir portre olan Ginevra de’ Benci yer alıyor.

Kirliydi Kar’ın bıraktığı tat, “Çeviriyi 69 yıl beklediğimize değdi!” dedirtecek cinsten. Hemen söyleyelim, Georges Simenon’un ünlü karakteri Maigret’nin yer aldığı bir romanı değil elimizdeki; fakat bu durum onun kuşkuya, suça, adalete, yargıya ve yazgıya değinmediğini ya da daha az değindiğini kesinlikle düşündürmesin. Aksine tam da bu konuları işliyor Kirliydi Kar.

İçinde yaşadığınız dünyayı ve onun güncel gerçekliğini bir yandan deneyimlerken, aynı gerçekliği eşzamanlı olarak çağdaşınız bir yazarın gözünden okumak, okur ile eser arasında normalde olmayan bir ilişki kuruyor.

Söyleşi

İrem Çağıl ile söyleşi:


“Bize sunulan şey ‘iyi’ olmayınca ‘iyi olanı’ bizim arayıp bulmamız gerekiyor.”


Ece KARAAĞAÇ


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.