Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Binlerce sayfadan daha ağır bir novella



Toplam oy: 535
Joyce Carol Oates // Çev. Erhan Sunar
Alakarga Yayınları
İlk Aşk, bir rüyadan uyanamamaya benziyor. Göğsünüzde oturduğunu görüyorsunuz, itiyor ama hareket ettiremiyorsunuz...

Çocukken, sözlerini anlamadan dinlediğiniz o aşk şarkısını düşünün. Müziği güzel, ezgisi güzel, düşününce götürdüğü yerler güzel. Henüz bilmediğiniz bir dilde yazılmış müziğiyle hayran bırakan bir şarkı. Asıl sorun, dili öğrendikten sonrası. Bunun aslında bir aşk şarkısı değil, yaralardan notalanmış kalp çarpıntılarının ağır aksak ritmi olduğunu öğrenmeye ne zaman hazır olur bu çocuk? Yaraları saklamak, ortak bilinçle gelen bir dürtü müdür, yoksa insan yanlış yaptığını anladığında, belki utancından mı saklar zayıflığını? Peki ya güç... Yaraların insanları güçlendirdiği doğru mudur? Yarayı açanların zayıflığı mıdır bizim kapattıklarımız? Sakladığımız aslında onların utancı mıdır? İncecik bir novella, binlerce sayfalık romandan daha ağır olabilir mi? 

 

 

Aşkın gözünüzü kör ettiği, paniklettiği, eziyet çektirdiği anlar... Ne kadar kanatırsa kanatsın, bantla kapatılır, yokmuş gibi itinayla saklanır. Bir çocuk aşkı işte böyle tanır. Belki de onu hep böyle belleyecek. Acı veren, katlanılması gereken, kanatan. Annesiyle birlikte, adı anılmayası babasını bırakıp akraba evinde, kuytu köşe kapmaca oynamaya başlayan Josie’nin ilk aşkıdır bu. Annesinin duyduğunuzda tüylerinizi diken diken edecek tespitlerle yaklaştığı çocuk Josie. İçten içe, “Ben kadın değilim,” diye bağırırken öğrendiği “kadınlık dersleri” ile birlikte, belki kadınlığın en acı yönlerini öğrendiği yaştır 11. “Sık sık öyle anlar olurdu ki, bana sanki bir çocuk değil de günün birinde onun adına tanıklık edecek bir yetişkinmişim gibi bakardı,” diye özetler yetişkin Josie o zamanlarını. Hikayeden yoksun bir anne, bir çocuk değil bir yetişkin yetiştirebilir ancak. “11 yaşındaki biri neredeyse yok gibidir,” diyen annesini, gözlerini korkuyla kısarak yok edebilen Josie.

 

Baştan ayağa, bastırılmış şiddetle dolu Jared’dır o ilk aşkın adı. Din eğitimi alan, kendisini her türlü dini öğretiye adamış Jared. Hayatının 23. yılında, yaşamdan alamadığı tatmin duygusunu, sadizmle birleştirip, Josie’ye uyguladığı maddi manevi şiddette bulur. Josie’nin midesindeki kelebeklerin, midesinin üzerindeki yaralara tekabül ettiği, neresinden bakarsan bak haince bir ilişki. Öğrenmenin en ağır hali ve dolayısıyla büyümenin de. Jared’in Josie’ye zorla gösterdiği dergilerde -“anlaşılması zor yaralara katlanan kızlar”ın olduğu o dergilerde- “efendilerin saklı yüzleri vardır.” Ve aslında Josie içten içe tuhaflıkları fark ederken, adını aşk koyduğu bu duyguyla gerçek dünya arasında salınırken büyür.

 

“Sizi tanımlayacak yakın bir yetişkin olmaksızın hâlâ çocuk olarak kalabilir miydiniz?” Joyce Carol Oates’in satırlarında tek bir çocuk bile yok. Daha çok kendisini yetişkin zanneden ama çocukluğunu alt edememiş bir anne, kendisini yetişkin zanneden hayattan nasıl zevk alabileceğini öğrenememiş sadist bir genç ve çocukluğu herkes tarafından zaptedilmiş bir Josie var. Ve Joyce Carol Oates bu karanlık dünyayı öylesine bir karabasan haline getiriyor ki, o dünya tıpkı bir rüyadan uyanamamaya benziyor. Göğsünüzde oturduğunu görüyorsunuz, itiyor ama hareket etmesini sağlayamıyorsunuz. İşte sözlerini ilk başta bilmediğiniz o şarkı en acı haliyle kulaklarınızı tırmalıyor şimdi ve ister istemez, kendinizi Josie’lerin sesine açıveriyorsunuz.

 


 

* Görsel: Onur Aşkın

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.