Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Binlerce sayfadan daha ağır bir novella



Toplam oy: 560
Joyce Carol Oates // Çev. Erhan Sunar
Alakarga Yayınları
İlk Aşk, bir rüyadan uyanamamaya benziyor. Göğsünüzde oturduğunu görüyorsunuz, itiyor ama hareket ettiremiyorsunuz...

Çocukken, sözlerini anlamadan dinlediğiniz o aşk şarkısını düşünün. Müziği güzel, ezgisi güzel, düşününce götürdüğü yerler güzel. Henüz bilmediğiniz bir dilde yazılmış müziğiyle hayran bırakan bir şarkı. Asıl sorun, dili öğrendikten sonrası. Bunun aslında bir aşk şarkısı değil, yaralardan notalanmış kalp çarpıntılarının ağır aksak ritmi olduğunu öğrenmeye ne zaman hazır olur bu çocuk? Yaraları saklamak, ortak bilinçle gelen bir dürtü müdür, yoksa insan yanlış yaptığını anladığında, belki utancından mı saklar zayıflığını? Peki ya güç... Yaraların insanları güçlendirdiği doğru mudur? Yarayı açanların zayıflığı mıdır bizim kapattıklarımız? Sakladığımız aslında onların utancı mıdır? İncecik bir novella, binlerce sayfalık romandan daha ağır olabilir mi? 

 

 

Aşkın gözünüzü kör ettiği, paniklettiği, eziyet çektirdiği anlar... Ne kadar kanatırsa kanatsın, bantla kapatılır, yokmuş gibi itinayla saklanır. Bir çocuk aşkı işte böyle tanır. Belki de onu hep böyle belleyecek. Acı veren, katlanılması gereken, kanatan. Annesiyle birlikte, adı anılmayası babasını bırakıp akraba evinde, kuytu köşe kapmaca oynamaya başlayan Josie’nin ilk aşkıdır bu. Annesinin duyduğunuzda tüylerinizi diken diken edecek tespitlerle yaklaştığı çocuk Josie. İçten içe, “Ben kadın değilim,” diye bağırırken öğrendiği “kadınlık dersleri” ile birlikte, belki kadınlığın en acı yönlerini öğrendiği yaştır 11. “Sık sık öyle anlar olurdu ki, bana sanki bir çocuk değil de günün birinde onun adına tanıklık edecek bir yetişkinmişim gibi bakardı,” diye özetler yetişkin Josie o zamanlarını. Hikayeden yoksun bir anne, bir çocuk değil bir yetişkin yetiştirebilir ancak. “11 yaşındaki biri neredeyse yok gibidir,” diyen annesini, gözlerini korkuyla kısarak yok edebilen Josie.

 

Baştan ayağa, bastırılmış şiddetle dolu Jared’dır o ilk aşkın adı. Din eğitimi alan, kendisini her türlü dini öğretiye adamış Jared. Hayatının 23. yılında, yaşamdan alamadığı tatmin duygusunu, sadizmle birleştirip, Josie’ye uyguladığı maddi manevi şiddette bulur. Josie’nin midesindeki kelebeklerin, midesinin üzerindeki yaralara tekabül ettiği, neresinden bakarsan bak haince bir ilişki. Öğrenmenin en ağır hali ve dolayısıyla büyümenin de. Jared’in Josie’ye zorla gösterdiği dergilerde -“anlaşılması zor yaralara katlanan kızlar”ın olduğu o dergilerde- “efendilerin saklı yüzleri vardır.” Ve aslında Josie içten içe tuhaflıkları fark ederken, adını aşk koyduğu bu duyguyla gerçek dünya arasında salınırken büyür.

 

“Sizi tanımlayacak yakın bir yetişkin olmaksızın hâlâ çocuk olarak kalabilir miydiniz?” Joyce Carol Oates’in satırlarında tek bir çocuk bile yok. Daha çok kendisini yetişkin zanneden ama çocukluğunu alt edememiş bir anne, kendisini yetişkin zanneden hayattan nasıl zevk alabileceğini öğrenememiş sadist bir genç ve çocukluğu herkes tarafından zaptedilmiş bir Josie var. Ve Joyce Carol Oates bu karanlık dünyayı öylesine bir karabasan haline getiriyor ki, o dünya tıpkı bir rüyadan uyanamamaya benziyor. Göğsünüzde oturduğunu görüyorsunuz, itiyor ama hareket etmesini sağlayamıyorsunuz. İşte sözlerini ilk başta bilmediğiniz o şarkı en acı haliyle kulaklarınızı tırmalıyor şimdi ve ister istemez, kendinizi Josie’lerin sesine açıveriyorsunuz.

 


 

* Görsel: Onur Aşkın

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

1970’lerde Tutunamayanlar yayımlandığında edebiyat kamuoyunda derin bir sessizlikle karşılanmıştı. Bunun nedenleri epeyce tartışıldı ancak şurasını hatırlatmakta fayda var: Kalbi bu dünya için fazla hassas olanların sayıca artıp toplumda daha görünür olduğu dönemler ile Oğuz Atay’ın kitabının tanınıp bilinirliği arasında doğrudan bir ilişki var.

Silvan Alpoğuz: Postmodern ve politik

 

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Yirminci yüzyıl ne çağıydı? Soğuk Savaş’ın mı çağıydı, aşırılıkların mı? Keşiflerin mi çağıydı; casusların, ajanların, bilmecelerin mi… 18. yüzyılın doğa bilimlerinin, 19. yüzyılın ise biyolojinin çağı olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Albert Camus, 20. yüzyılı korku çağı olarak nitelendiriyor. Doğrusu çok da haklı. Yirminci yüzyıldan miras kalan korkuyla her birimiz yüzleştik.