Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Bir yıkımın sorumluluğu



Toplam oy: 589
Sema Kaygusuz
Metis Yayıncılık
Barbarın Kahkahası, Sema Kaygusuz'un metinlerindeki dil ve biçim arayışlarının baki kalacağını duyumsatırken, onun kendi anlatımını kalıplaştırmadan kurmacayı hep yeniden inşa edeceğini de ifade ediyor.

Sema Kaygusuz’un son romanı Barbarın Kahkahası, bir yıkımın sorumluluğu altında insanın kendisiyle, ötekiyle konuşabilmesinin, duyduğunu yorabilmesinin, içine akıtabilmesinin hikayesi. Anlatıcının metindeki her karaktere sirayet ettiği, suyun dibindeki bir taşın, koyda ansızın ortaya çıkan bir keçinin, köpeğin animist bir ruhla işarete dönüştüğü bir anlatı olma özelliği de taşıyor öte yandan. Barbarın Kahkahası bu haliyle, Kaygusuz’un metinlerindeki dil ve biçim arayışlarının baki kalacağını duyumsatan, onun kendi anlatımını kalıplaştırmadan kurmacayı hep yeniden inşa edeceğini ifade eden estetik kaygısını da muhafaza ediyor.

 

Tatil sezonunda, Mavi Kumru adlı bir motelde yaşanan gizemli bir “kirlilik” olayı metnin odak noktası. Bu anlamda hikaye bir yanıyla gösterileni olmayan, polisiye tekinsizliği içinde bir boşluğu imliyor. Bu boşluk, öyküdeki karakterleri birbirine yakınlaştırırken aynı zamanda uzaklaştıran bir anlama da sahip. Orta sınıf huzursuzluğunun farklı açılardan fotoğrafik sunumu da bu boşluğu çoğaltan yapının dolgu malzemelerinden. Motel sakinlerini huzursuz eden “kirlilik”, sağa sola yapılan işeme hadisesinin yarattığı asap bozucu bir hijyen sorunu olmaktan öte, bir sınır durumunu işaret etmeye başlıyor. Bu anlamda “kirlilik” bellekle, koy vermenin, tıkanmanın, biriktirmenin ve unutmanın hudutlarını imleyen bir çizgi aynı zamanda. Motel sakinlerini, okuru ve anlatıcının kendisini bu sınırda bir hesaplaşmaya davet ediyor. Romandaki karakterlerden Simin, bir tür bilge, şifacı/vakanüvis kimliğiyle diğer kahramanlarla arasına koyduğu mesafeyi hiç kaybetmeden, geçmişin ve şimdinin yaralarını tedavi etmek yerine onları gösteriyor, dikkat çekiyor. Bu tutumuyla Mavi Kumru Moteli’nin sembolize ettiği ülke, yurt ya da insanlar topluluğu için bir anlam üretmek yerine, korkunun kendisini kaçınılmaz bir biçimde görünür kılıyor. İsmail için, Eda için ya da diğer motel sakinleri için Simin’i tekinsiz yapan şey de sidik olayına karşı aldırışsızlığı…

 

Bir geçmiş/bugün güncellemesi

 

Barbarın Kahkahası aynı zamanda bir geçmiş/ bugün güncellemesi yapan bir metin olma özelliğine sahip. Kaygusuz bunu yaparken toplumsal belleğimizi kanatan yıkımları bir içlenme/dertleşme biçiminden çok neşesini de kaybetmeyen güçlü bir öfke duygusunu koruyarak gerçekleştiriyor. Zira motel sakinlerinin aradığı huzurun, “hiç gelmeyecek olana ağıt” söylencesiyle değil; kusarak, acıtarak, sarsılarak, onu yeniden üretmeden duyumsanacak bir suçluluk kültürü içinde var olmasıyla mümkün olacağının altını çiziyor anlatıcı.

 

Bir aşksız/aşksızlık hali Barbarın Kahkahası. Ne Eda, ne Uğur, ne Melih, ne de Serpil aşkı tanımıyor. Anlatıcı geçmişin hafızasını sürekli canlı tutarken karakterler bu geçmiş eylemlerin yükünü kendi aralarında tanzim edemiyorlar. Bu, onların birbirlerini sevme ve sahiplenme biçimlerine de sirayet ediyor. Herkes yarım. Kendilerini anlatma/ifade etme hususunda bir beceriksizlik, bir yanılgı içindeler. Kendi sevme halleri diğerini tahakküm altına almaya çalışıyor, diğerinin varlığını, hürriyetini koruyacak bir öz değerden yoksunlar. Bununla birlikte aşk, Mavi Kumru Moteli’nin tüm sakinlerini birbiriyle mayalayacak hikmetten mahrum, yaz sıcağında yemek masalarında neticeye varmayacak tartışmaların, suçlamaların gölgesinde kalıyor, kendi dillerini aramak ve yaratmak hünerini yetişkin bozgunculuğuyla manipüle ediyor devamlı karakterler.

 

Cinsel hazzın özerkleştirilmesi

 

Erotizm ve cinsellik önemli bir nokta Barbarın Kahkahası’nda. Eda kendi cinsel hazzını özerkleştiren genç bir kadın karakter. Sevgilisi Ufuk’a klitoral orgazm ile ilgili yaptığı tebliğle Kaygusuz, erotik edebiyatın dokusunu metninde işleyen önemli ve güçlü bir dinamik haline getiriyor şüphesiz. Ancak bu cinsellik söylemi oldukça hırçın. Yani cinselliğin, kazanca dönüşen övünçle söylemleşmiş bir eylem olması ve bu haliyle dolaşıma girmesi “erkekçe” bir tavır. Eda bu tavrı hangi üslupla tekrarlıyor? Kendi kayıt dışı hazzından yani klitoral tatmininden bahsederken ve onu hasetle/imrenmeyle aşırı bulan Ufuk’a, duyarlı bir aşkı işaret ederken, kendisini kaybedip vulgar bir dille ifşaatta bulunarak. Bu noktada yazar, Eda karakterini ve erotizm/cinsellik söylemini bir yönüyle sorunsallaştırıyor. Çünkü Eda, yaratıcı cinsel aşkın ilhamıyla kendi hazzını dillendiriyorken bu erkekçe tavra zayıf düşüyor. Edimi, dili pervasız ve kırılgan bir manifesto. Dolayısıyla tensel eylemi, özgürleştirici alan yaratmayan, “oh” çalan bir söylemin kalabalığına sıkışıp kalıyor. Eda kendi bedeninin/hazzının hakkını kollarken duyarlı bir cinsel aşkın yoluna da taş koyuyor. Tam bu nokta da karakterin hazzını gölgeleyen öfke boşalması, kadın cinselliğini asırlardır baskılayan dini, siyasi ve ahlaki normların varlığıyla açıklanabiliyor. Ancak bu onu özgürleştiren bir cinsel tavır mı? Simin reçetesinde “Her cenge girmemeli” diyerek Eda’nın hazzını döküp saçmasını, kırılganlığını fark ettiğini dile getiriyor ancak yine de yazar, karakteriyle şefkat duygusu arasına bir mesafe koyarak, bunun kararını okuyucunun tercümesine bırakıyor.

 

Modern zamanların avcısı

 

Metnin umudu genç Ozan’ın varlığıyla konturlanıyor. O, arkaik zamanın erişkinlik seremonisinin bir göstergesi. Ancak varlığı bundan daha fazlasını imliyor metinde. Zira o, erkeklik ritüellerini bir oyun bahçesine dönüştüren küçük bir deha, bir sanatçı. Modern zamanların avcısı… Ancak avladığı/öldürdüğü her hayvan Ozan’ın tözünün bir parçası oluyor. Ozan biraz daha kaplumbağa, biraz daha keçi oluyor bu avlarda. Kaygusuz bu animist yaklaşımla kosmosun dilinin bir parçası kılıyor okuru. Yetişkin ikiyüzlülüğünün kullanışlı olanakları bu çocuğun av ritüelleri ile ters yüz ediliyor. Böylelikle Ozan bir hatırlama, bir sarsılma oluyor Mavi Kumru Moteli sakinleri için.

 

Motel çalışanlarından Selçuk ve Alikâr arasında geçen sohbetin iki ana ekseni var. Selçuk’un onu dehşete düşüren kadın korkusu ve Alikâr’ın inancına duyduğu şüphe. “Esrarîler” adlı bu bölüm, kadın ve din meselesini işaret eden farklı feminist okumalara da açık aynı zamanda. Selçuk ve Alikâr kendi dertlerini dillendirerek, Mavi Kumru Moteli’nin müşteri profiliyle birlikte okura okumalar yapabileceği yeni başka bir alan açıyorlar. Selçuk, onu hayret ve dehşete gark eden kadın korkusuyla, Alikâr dinler arasında yaşadığı inanç serüveninden vazgeçişiyle oradalar. Korkunun ve hakikatin esrarını çözmek için oradalar. Din ve mezhebe dayalı kimlik aidiyetleri bu iki karakterin zihninde yoğunlaşıyor. Ve varoluşlarını yeniden icat etmeye çalışıyorlar. Tüm kimlik tanımlamalarından münezzeh büyük bir boşluğu hayal ediyorlar.

 

Sema Kaygusuz’un, kurmacanın farklı ifade olanaklarıyla ilgili arayışlarının izlerini diğer metinlerinde olduğu gibi Barbarın Kahkahası’nda da görmek mümkün. Dili evi kabul eden bir üslup ve biçim anlayışı, metni yeniden üretme ve yaratıcı okuma alanı açma imkanı sunuyor okuyucuya. Bu yönüyle yazar, “Tümüyle teslim ettim kendimi”* diyor, romanın kime nasıl dokunacağını tasavvur ederek…

 


 

* Sema Kaygusuz’un yeni romanı: ’Barbarın Kahkahası’,, Cumhuriyet Kitap Eki

 

* Görsel: Furkan Nuka Birgün

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tıpkı sizin gibi. Kitabı eline almış ve alacaklar gibi, zarif kitap kapağına hayran oluyorum. Kitap kapağının güzelliğinin sadece çizgilerden ibaret olmadığını hissetmiş olmalıyız öyle uzun uzun bakarken. Kuşlarla gelen bir genişlik, kanatlanma duygusu, sarı ile gelen anlam, uçabilecek olmanın tedirginliği ve başkaca pıt pıt açıverecek nice duyguları bekleyerek bakıyoruz resme.

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.