Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Cadının bavulu



Toplam oy: 1302
Özlem Kumrular
Yitik Ülke Yayınları
Sıcak yaz günlerinde plajda, deniz kıyısında bir kafede ya da balkonunuzda keyifli ve hafif saatler vadeden bir kitap Eski Sevgililerinizden Kurbağa Yapılır.

Dünyadaki kurbağa nüfusunun yüzde 80’inin dişi olduğunu biliyor muydunuz? Ya bugüne dek prens olması umuduyla öptüğümüz kurbağaların yüzde 100’ünün de yüzde 100 kurbağa olduğunu? Bu durum prens olması umuduyla öptüğümüz onca kurbağanın yanına kâr kaldığı gibi hiçbirimizin prenses olmadığını da gün yüzüne çıkarıyor sevgili kadınlar; cümlemize geçmiş olsun.

 

Ömrünce prens beklememiş, beğendiği kurbağaları öpmekten geri durmamış, çocuk yaşında akraba çocuklarını itina ile taşlamış Özlem Kumrular’ın neşeli, renkli ve eksantrik blog yazılarından derlenen Eski Sevgililerinizden Kurbağa Yapılır, Yitik Ülke Yayınları’ndan çıktı ve raflardaki yerini aldı. Okurlarıyla kurduğu yakın ilişkiyle, sosyal medyadaki içten tavrıyla ve hediye ettiği ağaç tohumlarıyla tanınan Yitik Ülke Yayınları adına bu kitabın kapağını hazırlayan Melek Koç, tasarımda yazar Özlem Kumrular’ı elinde bavuluyla resmetmiş ki bu bavul bana sorarsanız yazarın karakterine ilişkin önemli bir sembol. Zira aynı zamanda akademisyen olan Kumrular pek öyle evde oturup kurbağadan prense, bir müddet sonra da yurdum erkeğine dönüşen kocasına yemekler yapıp elinde bir toz beziyle ortalarda dolanacak bir kadın değil. Aksine kendisinin bavulunda ikamet eden bir kimse olduğunu bile söyleyebiliriz. Öyle ki zaman zaman evine ödediği kirayı gereksiz buluyor, kim bilir, belki komşuları onun bavul ticaretiyle uğraştığından şüphe ediyor. Yazarın renkli kişiliği kitabında yer verdiği anılarına da yansıyor elbette, yazıların tümüne eğlenceli ve samimi bir üslup hakim. Öyle ki kimi zaman bir arkadaşınızın yeni döndüğü İtalya tatiline ilişkin anılarını dinlediğiniz hissine kapılabilirsiniz.

 

Blog okuru ile kitap okurunun farklılaşan beklentileri

 

Ancak kitabın yazarın blog yazılarından derlenmiş olmasının zaman zaman bir handikapa dönüştüğünü de yadsımamak gerek. Bilindiği üzere birçoklarımız için bloglarımız arada bir uğradığımız, ancak çoğu zaman geri dönüp onları şenlendirmemizi bekleyen yazlık evler gibidir. Bu durum iki blog yazısı arasındaki zaman aralığının kimi zaman ayları bulmasına sebep olabilir, bu durum tarihte atlamalar doğurabilir. Eski Sevgililerinizden Kurbağa Yapılır’da da Özlem Kumrular’ın blogunda yayınlanan yazılarına yayınlanma tarihlerine göre geçmişten günümüze doğru bir sıralamayla yer verilmiş. Bu durum kimi zaman iki yazı arasında zaman atlamasına ve okurun yazıların akışını takip etmekte zorlanmasına sebep olabiliyor. Çılgın bir yılbaşı kutlamasının ardından gelen bir Akdeniz tatili ya da yazarın çocukluğuna dair bir anısını çok daha güncel bir anının takip etmesi okurda konsantrasyon problemi yaratıyor, devamlılık duygusunu sarsıyor. Bu durumun temel nedeni blog yazıları bir kitaba dönüştürülürken salt bir sıralama ve düzeltiye gidilmesi, bunun dışında yazıların herhangi bir çalışmaya tabi tutulmaması olabilir. Kitabın künyesinde bir düzelti ekibine yer verilmiş ancak bir editör ismi bulunmuyor. Şunu belirtmek gerekir ki sanal ortamda verilerin dijitalliği ve veri akışının yüksek hızı içerisinde görmezden gelinebilecek yazım yanlışları ya da düşük cümleler, yazılar bir kitaba dönüştüğü anda göze çarpıyor ve rahatsızlık veriyor. Bunun sebebi de blog okurluğu ile kitap okurluğunun farklı dikkat düzeyleri ve beklentiler içermesi olsa gerek.

 

Sözün özü şu sıcak yaz günlerinde plajda, deniz kıyısında bir kafede ya da evinizin balkonunda keyifli ve hafif saatler vadeden bir kitap Eski Sevgililerinizden Kurbağa Yapılır. Siz de Özlem Kumrular’ın neşeli ve hareketli hayatında bir tur atmak isterseniz bu kitabı çekinmeden okuma listenize dahil edebilirsiniz. Yazarın bu kitaptan elde edeceği telif gelirlerini Soma’da yakınlarını yitiren çocuklara bağışlamış olması da cabası…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çeyizime Bir Kefen, 1990’lı yıllardan beri Türk şiirine katkı veren şair Ali Emre’nin altıncı şiir kitabı. Şaire ait altı kitap arasında tematik bakımdan merkezî bir öneme sahip Meryem’in Yokluğunda adlı toplam sonrasında yayınlanan Çeyizime Bir Kefen, “biz ve onlar” arasındaki bitimsiz kavganın şairin diline yansıyan yeni ve şimdilik son uğrağı.

Kitaplar da insanlara benzemez mi? Adlarıyla, biçimleriyle, anlattıklarıyla... Sanırım ben en çok azınlığın keşfine, ellerine ve kütüphanesine vardığı Halil Cibran, Oruç Aruoba, Emil Cioran gibi insanları seviyorum. Onlar benzersiz ve ikâmesiz bir kendiliği metnine getirmeyi başaranlar.

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı.

Amerikalı çok sayıda müzisyen, şarkıcı ve söz yazarının edebiyat dünyasına giriş yaptığını ve bu dünyada tutunarak üretmeye devam ettiğini görüyoruz. Örneğin punk rock kraliçesi olarak kabul edilen Patti Smith, yeni yayımlanan beşinci kitabı Year of The Monkey ile edebi alanda daha anlatacak çok hikâyesi olduğunu kanıtlayanlardan.

“Ey tutkun gönül, derdini kendine sakla” Meksika Halk Şarkısı

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.