Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Çılgın Kalabalığın Uzağında Bir Ada



Toplam oy: 7
Maalouf kurgusal olarak bir felakete değiniyor. Konu distopik bir gelecekte geçiyor; Empedokles, insanların kurtuluşuna sebep olacak toplum, geçmişten gelerek geleceği kurtaracak. Antik Yunan ile günümüz dünyası arasında bir bağ kuruyor kitap. Ölümsüzlük arzusu ve varoluş çabası uygarlık krizine dönüşüyor.

Babasını yıllar önce aldığı bir arazide yaşayacağını söylüyor Alec. Arkadaşları ve herkes gülüyor bu “inanılmaz” fikir karşısında. Ona en fazla altı hafta biçiyorlar. Altı hafta dayanamazsın. Hay Bin Yakzan geliyor akla. Bu ilk felsefi roman ve ilk “robinsonad” örneğinin, Tanpınar’ın deyişiyle “Müslüman aleminin tek romanı,” sonrasında Hay’ın, çeşitli Avrupa dillerine çevrilmesiyle, Daniel Defoe’dan Robinson Crusoe ve benzer eserlerin yazılmasına yol açtığı söyleniyor. Ada coğrafi olarak bir sınırı işaret eder. Akıl kelimesini Arapça manasıyla düşününce, insan zihninin hakikati parçalara bölerek sınırlandırıp anlamlandırması geliyor akla. Bir kara parçası seçiliyor ve zihni buraya yerleştiriyor roman. Düşünmek sınırlı ve makul bir alanda debeleniyor.


Modern insanın zihnindeki çengel
Altı hafta diyorlar ama Alec çantasını alıp çıkıyor evden. Gitmek fikri, pandemiden sonra hepimizin aklına geliyor artık. Öncesinde bu kadar çağırmıyordu kimse gitmeyi. Bugün akışın dışında kalarak kendi anında ve gündeminde kalamamak modern insanın zihninde bir çengel olarak var. Doğal tatiller, kırsala bir arazi dayayıp uzakları ileriki bir tarihte yaşanır kılmak bir ütopyaydı hepimiz için. Fakat son olayların tarihten günümüze taşıdığı; savaş, afet, kıtlık, göç gibi kalıtsal katmanlarla birlikte yoğrularak biriktirdiği hava; toksiklik oluşturdu hepimizde. Gitmek hiç bu kadar yakınlaşmamıştı. Amin Maalouf, son kitabı Doğu’dan Uzakta’dan tam sekiz yıl sonra Empedokles’in Dostları isimli eseriyle okuyucunun karşısına çıktı. Maalouf kurgusal olarak bir felakete değiniyor.
Konu distopik bir gelecekte geçiyor; Empedokles, insanların kurtuluşuna sebep olacak toplum, geçmişten gelerek geleceği kurtaracak. Antik Yunan ile günümüz dünyası arasında bir bağ kuruyor kitap. Ölümsüzlük arzusu ve varoluş çabası uygarlık krizine dönüşüyor. Yazar için insanlığı kurtarmak, geçmişi geleceğe taşıyarak çözülebilecek başka açıdan. İşin ilginç tarafı Maalouf bu kitabı iki yıl önce tamamlamış. Yani henüz pandemi, maske, karantina gibi daha önceden çoğumuzun aklına gelmeyecek durumlar ortaya çıkmamışken.
Uygarlıkların Batışı’nda: “Aklı başında, samimi ve güvenilir kalmak herkesin borcu...” diyen Maalouf bugünden bakınca sanki bir imkânsızı çağırıyor hepimiz için. Bu kitabı, son elli yılın bir eleştirisiydi. Umutsuzluk ve çıkışsızlık aslında yazarın altını çizdiği kelimeydi kitap boyunca. Dünyanın gelişi ve insanın bunu karşılayışı yazarı ilgilendiriyordu. Son kitap Empedokles’in Dostları benzer bir duyguyu barındırıyor: Dünyanın gidişatında bir yanlışlık var.
Bildiğimiz dünyanın sonu
Issız bir ada satın alıp yalnız yaşama fikrini babasından kapıyor Alec. Babasının bir türlü hayata geçiremediği bu isteğe bağlı göçü, Alec gerçekleştiriyor. Adaya yerleşerek Atlas Okyanusu kıyısında Antioche adasında yalnız yaşayacak, çizimlerini dergilere gönderip geçimini sağlayacak ve ara sıra kasabadaki balıkçı kahvesine gidecektir. Sessiz ve kendine göre bir hayat. Fakat fısıltılar başlar ve adanın diğer bölümünde tek başına yaşayan bir kadına rastlar. Mitolojik bir kitabı olan, ilk romanıyla başarılı bir çıkış yapan ve sonrasında her şeyi ardında bırakan esrarengiz Eve. Farklıdırlar ama aynı yalnızlığı yaşıyorlardır adada. “Kendimi yatıştırmak için biz aynı yalnızlığı yaşamıyoruz, diyorum, içimden. O, insanlardan kaçıyor, onlardan nefret ettiği çok belli; bense dünyayı daha duru bir bakışla gözlemleyebilmek, belki de daha iyi tanıyabilmek, daha iyi kucaklayabilmek için ondan uzak duruyorum.” Birbirlerinin uzağında olmadan hem yakın ama aynı zamanda uzak bir yalnızlık yaşayan bu iki kişi bir gün elektriğin, telefonların, televizyon yayınlarının, internetin, kısacası her türlü iletişim aracının etkisiz hale gelmesiyle daha fazla zaman geçirmeye başlar.
Ne olduğu bir türlü anlaşılamaz ve haberler yayılır. Dedikodu mahremiyetin çözüldüğü dönemlerde bir imtiyaz sağlar ve çoğalır. Amerika küresel ölçekte bir terör saldırısına maruz kalmıştır, öncesinde insanlığın hayatını kolaylaştıran teknoloji şimdi insanlığın sonunu getirmiştir, komplo teorileri bir bir yayılır. Korkulan olur. Tüm birikmiş tarihsel tortu patlamıştır artık. Tüm bu olanlar, söylentiler, belirsiz gerginlikler içerisinde kendilerine Empedokles’in Dostları diyen, felsefenin ve sanatın, şiirin özlemini duyan, son derece gelişmiş bir teknolojiye ve tıp bilgisine sahip bir grup gizemli insan bu kargaşayı durdurmak için çıkagelir. Dünya haritasında gözükmeyen bir ülkedir Empedokles. Alec, bu insanların kim olduğunu anlamaya çalışırken Eva onları beklemiş olmanın rahatlığındadır. Onların insanlığın kibrini yenmek için umut doğurduğunu düşünüyordur. Empodokles’in Dostları Eva’yı bilirler, onu kollarlar ve Eva haklı çıkmıştır. İnsanlar hak ettiklerini yaşayacaklardır. Bir zafer sarhoşluğuna bürünür eski yazar. Alec olacak olanın şaşkınlığıyla Eva ile derinleşen bir ilişki yaşamaya başlar. İki ana karakterden Alec’in günlüğüne aldığı notlarda, yok oluş ve Antik Yunan’dan günümüze varoluş sıkıntısı işlenir. Alec Antik Yunan felsefesinin kıyısında düşünür: “Demek iki insanlık var... Dünya eşzamanlı iki parçanın sahnesi, biri görünür, diğeri yer altında; birinin ayırt edici özelliği şuursuzluk, bu bizim tarihimiz; diğeri bilgelik ve esenlik taşıyor ama bunun yanı sıra hem cinslerimin gözden düşmesine sebep oluyor...”
Başkalarının cennet olmadığı kesin
Bu başka bir yaşamın olasılıklarına dâhil olma fikri öncesinde Norveçli yazar Erlend Loe’nun modern zaman seyyahı Doppler’den ve ardından yayımlanan Bildiğimiz Dünyanın Sonu eserinde de ormanın içerisinde kurulan bir yaşam pratiğinin “dış” dünyaya açılanların öteki kaldığı, yalnızlaştırıldığı bir dünyada özgür kalmak mümkün mü sorusunu kuşanıyordu. Başka bir eserde Henry David Thoreau’nun başyapıtı Doğal Yaşam ve Başkaldırı, Amerikan edebiyatının klasiklerindendir. Yirmi sekiz yaşında şair-entelektüel bir Amerikalı, şehirdeki yaşantısını geride bırakıp doğup büyüdüğü kent olan Walden Gölü kenarında bir kulübe yapar ve orada yaşamaya başlar. Doğanın içinde bütün yaşamsal ihtiyaçlarını kendi çalışarak karşıladığı iki yıl geçirir. Empedokles’in Dostları’nda Alec “İnsan neye ihtiyaç duyar” diye sorar. “Sağlığı ve internet bağlantısı iyiyse gerisi o kadar önemli değil… başkalarının cennet olmadığı kesin” Tüm bu eserler, yaşam pratikleri olacak olan ve olmuştan memnuniyetsizliğini gösterir insanoğlunun.
“Eskiden manşetlere çıkan olayların artık gündemden düştüğünü hiç söylemiş miydim?” Yaşandığı söylenen bu felaket söylentileri arkasını siyasi, diplomatik, kültürel krizlere bırakarak çözümsüzlükte debeleniyor. Gerçeğin spekülasyona dönüştüğü bu son zamanlarda Empodokles’in dostları da kimisi için kurtarıcı olurken başkası için bozguncu olarak görülebiliyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çavdar Tarlasında Çocuklar romanının yazarı J. D. Salinger hakkında söylenecek çok şey var ve aynı zamanda -mükemmel bir tezat olarak- o kadar da çok şey yok.

Polisiye edebiyatın tekinsiz labirentlerinde gezerken korkudan heyecana, hüzünden şaşkınlığa pek çok duyguyu deneyimleyen okur, olayların ya da vahşetin dozu ne ölçüde artarsa artsın, kurgunun kendine ilişmeyeceğini bilmenin emniyetindedir. Bununla beraber, ilhamını gerçek hayattan alan hikâyelerin sunduğu okuma deneyimi, okuyucuda daha farklı tesirler bırakabilir.

10 Temmuz 2011… İstanbul/Balmumcu… Dünya Bülteni’ndeki ofisinde Akif Emre bir kitap uzattı… Kitap o dönem Klasik Yayınları’ndan çıkan İhsan hocanın Fuzûlî Ne Demek İstedi? kitabı... “Oku, konuşalım” dedi. Fuzûlî’nin bir şiirinin şerhini İslam düşünce geleneği içinde dolaşarak okuyordum adeta.

Avrupa’da tasavvufun varlığının, İslam’ın intişarıyla paralel bir seyir izlediği malumdur. Sanılanın aksine, tasavvuf teori ve pratiğinin Batıdaki serüveni modern dönemin çok öncesinde, belki de Endülüs’ten başlayarak ele alınmak durumundadır.

Türkçeye “yer siyaseti” şeklinde aktarılan bir terim jeopolitik. Bir ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel müktesebatını, özellikle de iç ve dış politikasını daha çok coğrafî konumunu merkeze alarak inceleyen bilim dalı.

Kulis

Orhan Veli'den Geriye Şiir Kaldı

ŞahaneBirKitap

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Editörden

Edebiyat en basit tanımıyla malzemesi insan olan bir sanattır. Çünkü insanı anlatmada aracısızdır edebiyat. Tarihin insanı anlattığı söylense de, bu bana hep kocaman bir yalan gibi gelmiştir. Öyle ya, insanı tarih değil, edebiyat anlatır. Tarih ise insanı anlatmada yine edebiyattan faydalanır. İnsanın kendini bulması için önce araması gerekir sanırım.