Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Dren’e karşı diren



Toplam oy: 246
Güzel yaşama olanaklarını elimizden almaya, içimizi devlet drenleriyle boşaltmaya çalışanlara karşı şiirleriyle direnen şairlerle tanışmak, yeniden buluşmak için bundan iyi fırsat mı olur?

Müdahale ile mücadele arasındaki ses benzerliği müktesebat dışındadır; bunu baştan söylemeli. Ama öyle iki sözcüktür ki bu ikisi, birini fısıldasan öbürünü çağrıştırır. Hatta çağırır. Birbirlerine yapışık hareket ederler. Farklı kutuplarda, ters noktalarda yer bulmuşlardır tanımlarında oysa. Ömürleri olsa, ki vardır, sadece birbirlerini kollayarak, birbirlerini izleyerek tüketirler.

 

Sosyaldirler, siyasidirler; bireysellikten zerre pay çıkartmamışlardır kendilerine. Kişiye özgü müdahale, kişiye özgü mücadele diye tanımlanan şeyler büyük bir kaosun ufak uzuvlarıdır aslında. Kaosun mimarları ise müdahale ve mücadeledir anlaşılacağı gibi. İskambil kağıtlarından uzaya doğru yükselen dev bir kule benzeri tüm insanlık tarihi boyunca çatışma ringlerini daha yükseğe taşımışlardır. İskambilden dediysem, kolay yıkılabilir, devrilebilir imasında bulunmuyorum; süratle boy atabilmesini, el maharetini, zekayı işaret ediyorum.

 

Müdahalenin devlet, mücadelenin halk kaynaklı olduğunu tartışmıyorum bile. Uzayan, yükselen kule göğe değmesine ramak kala başka ülkelerden, başka kavgalardan da görülebilir. Bütünleşmenin kaçınılmaz yazgısında bu seyir hem keyif, bazen hem hüzün, hem öfke katlanması hem de direnç artışı sağlar. Tarihin oluşmasını da bilimden çok bu kaosun sonuçları belirler zaten. İzlenen çatışmanın taraftarından çok sözcüsünün olması ise özeleştiri mekanizmasını çalıştırmıştır. “Neden biz de onlar gibi değiliz, neden biz de orada değiliz, neden biz de cesaretimizi küçümsüyoruz?”

 

9 Ekim 1967 tarihi çoğu kimseye bir buluştan çok Che’nin öldürülüşünü hatırlatacaktır mesela. Çünkü insan insanlıkla değil, insanla ilgilidir hep.

 

Şiir her zaman oradadır

 

Müdahalenin varlık nedenini devlet şemsiyesi altında bir fikrin kalıcılığını, yaptırımını ve yönlendiriciliğini dayatmak sanmak saflıktır; müdahale disiplin, terbiyecilik, tek tipçilik kisvesiyle özgürlüğü blokaj ve sindirmedir. Hiçbir müdahalenin gelişime katkı için yapıldığı görülmemiştir. Müdahaleler gelişimi önlemek için yapılır.

 

Mücadeleler ise müdahalelerin daraltma, kıskaca alıp yönetme, hakları ve bağımsızlığı devlet elinden “uygun oranlarda” dağıtma şımarıklığını bertaraf etmek uğruna yapılır. Mücadelelerin partileşmemesi, örgütleşmemesi doğası gereğidir; kurumsallaşan her eylem devlete yakınlık duyma tehlikesi taşıyabilir çünkü.

 

Mücadelenin en büyük kaynakları halk, devrim ve modernizm/yeniliktir; müdahalenin kaynağı yoktur. O bir tek halkı kalabalığa, devrimi devşirmeye, modernizm/yenilik’i de ihtiyaç sınırları içinde kabule hapsedip kendi kurallarını uygular.

 

Mücadele mi sahiplenir, yoksa şairler mi dahil olmaktan onur duyar bilinmez ama, şiir her zaman oradadır. Şiir halkçıdır, devrimcidir, modern olmalıdır gibi bir sav çıkartılmamalı bundan. Şairin halkçı, devrimci, modern olması elbette kaçınılmaz; şiirin bu olguları göz ardı etmeden insanın yanında durmasını beklemek de gayet normal ve olağan. Edebiyatın diğer türleri gün gelir faşizme göz kırpabilir; ancak şiir için bu imkansızdır.

 

Bunu kanıtlayan bir antoloji var karşımda: Latin Amerika Şiirleri Antolojisi. “Eğer hâlâ aşk olsa tanıtırım kendimi./ Ve okyanusun başında bırakırım benliğimi” dizelerini kapağında öne çıkartan derlemeyi Ataol Behramoğlu ve Ebru Yener Gökşenli birlikte hazırlamışlar. Varoluş kavgasının dibine kadar yaşandığı coğrafyaların önemli şairlerinden örneklerle ilerleyen kitapta, kısa yaşam öykülerine de yer verilmiş. Ülke ülke ilerleyen antolojide Behramoğlu’nun tanıklıkları, Gökşenli’nin de Latin Amerika şiirinin genel tarihçesi üzerine yazdığı önsözler yol gösterici oluyor.

 

Güzel yaşama olanaklarını elimizden almaya, içimizi devlet drenleriyle boşaltmaya çalışanlara karşı şiirleriyle direnen şairlerle tanışmak, yeniden buluşmak için bundan iyi fırsat mı olur?

 

 

 


 

 

* Görsel: Mehmet Akif Kaynar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hikaye anlatıcılığına kafa yoran, hikayenin edebiyatın türcü doğasının ötesinde, gündelik hayatın tam da ortasındaki esaslı yeri üzerine düşünen her türlü esere merakım büyük. Hikaye olmasaydı, dünya nasıl bir yer olurdu? Yeryüzünde cereyan eden herhangi bir şey, hikaye edilmeseydi neye benzerdi?

Kendinizden emin olarak aldığınız hayati bir kararın eşiğinde, sizi o kararı almaya iten geçmişinizin bambaşka bir gerçekliğe sahip olduğunu öğrendiğinizi düşünün. Üstelik bu gerçekliği bir türlü aslına ulaştıramıyorsunuz, çünkü bilinciniz, size oynadığı oyunlarla onu sürekli değiştiriyor... Hâlâ aynı kararı alır mıydınız?

Kahraman Kara yirmi dokuz yaşında; çevirmen, bir yandan editörlük ve redaktörlük de yapıyor. Tarlabaşı’nda yaşıyor. Liste hazırlama hastalığından mustarip Kahraman Kara’nın günleri senelerdir uğraşmakta olduğu “İstanbul Kitabı” için çalışarak geçiyor. Reklam yazarı sevgilisi Elif’le, iş çıkışı buluşup yemek yiyip film izledikleri, pek de tutkulu olmayan bir ilişkileri var.

Bir zamanlar yazarların, karakterlerinin yaşamlarını başından sonuna kurgulamakta daha rahat oldukları söylenebilir; diğer bir deyişle, önceden fazla örneği olmadığı için, daha rahat uydurabiliyorlardı! Zamanla çok fazla kitap birikti ve tekrara düşmek istemeyen yazarlar, birtakım oyunlarla daha sanatsal ve şatafatlı metinler ortaya çıkartmak istediler.

İtalyan edebiyatının önemli klasiklerinden birisi olarak gösterilen Duvarcı Ustası Don Gesualdo'da tam da Sicilya'ya özgü bir hikaye anlatmış Giovanni Verga. Sicilya'nın kaderinin roman kahramanının kaderiyle birleştiği, yani yenilginin kaçınılmaz olduğu bir hayatın hikayesi...

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.