Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Dren’e karşı diren



Toplam oy: 212
Güzel yaşama olanaklarını elimizden almaya, içimizi devlet drenleriyle boşaltmaya çalışanlara karşı şiirleriyle direnen şairlerle tanışmak, yeniden buluşmak için bundan iyi fırsat mı olur?

Müdahale ile mücadele arasındaki ses benzerliği müktesebat dışındadır; bunu baştan söylemeli. Ama öyle iki sözcüktür ki bu ikisi, birini fısıldasan öbürünü çağrıştırır. Hatta çağırır. Birbirlerine yapışık hareket ederler. Farklı kutuplarda, ters noktalarda yer bulmuşlardır tanımlarında oysa. Ömürleri olsa, ki vardır, sadece birbirlerini kollayarak, birbirlerini izleyerek tüketirler.

 

Sosyaldirler, siyasidirler; bireysellikten zerre pay çıkartmamışlardır kendilerine. Kişiye özgü müdahale, kişiye özgü mücadele diye tanımlanan şeyler büyük bir kaosun ufak uzuvlarıdır aslında. Kaosun mimarları ise müdahale ve mücadeledir anlaşılacağı gibi. İskambil kağıtlarından uzaya doğru yükselen dev bir kule benzeri tüm insanlık tarihi boyunca çatışma ringlerini daha yükseğe taşımışlardır. İskambilden dediysem, kolay yıkılabilir, devrilebilir imasında bulunmuyorum; süratle boy atabilmesini, el maharetini, zekayı işaret ediyorum.

 

Müdahalenin devlet, mücadelenin halk kaynaklı olduğunu tartışmıyorum bile. Uzayan, yükselen kule göğe değmesine ramak kala başka ülkelerden, başka kavgalardan da görülebilir. Bütünleşmenin kaçınılmaz yazgısında bu seyir hem keyif, bazen hem hüzün, hem öfke katlanması hem de direnç artışı sağlar. Tarihin oluşmasını da bilimden çok bu kaosun sonuçları belirler zaten. İzlenen çatışmanın taraftarından çok sözcüsünün olması ise özeleştiri mekanizmasını çalıştırmıştır. “Neden biz de onlar gibi değiliz, neden biz de orada değiliz, neden biz de cesaretimizi küçümsüyoruz?”

 

9 Ekim 1967 tarihi çoğu kimseye bir buluştan çok Che’nin öldürülüşünü hatırlatacaktır mesela. Çünkü insan insanlıkla değil, insanla ilgilidir hep.

 

Şiir her zaman oradadır

 

Müdahalenin varlık nedenini devlet şemsiyesi altında bir fikrin kalıcılığını, yaptırımını ve yönlendiriciliğini dayatmak sanmak saflıktır; müdahale disiplin, terbiyecilik, tek tipçilik kisvesiyle özgürlüğü blokaj ve sindirmedir. Hiçbir müdahalenin gelişime katkı için yapıldığı görülmemiştir. Müdahaleler gelişimi önlemek için yapılır.

 

Mücadeleler ise müdahalelerin daraltma, kıskaca alıp yönetme, hakları ve bağımsızlığı devlet elinden “uygun oranlarda” dağıtma şımarıklığını bertaraf etmek uğruna yapılır. Mücadelelerin partileşmemesi, örgütleşmemesi doğası gereğidir; kurumsallaşan her eylem devlete yakınlık duyma tehlikesi taşıyabilir çünkü.

 

Mücadelenin en büyük kaynakları halk, devrim ve modernizm/yeniliktir; müdahalenin kaynağı yoktur. O bir tek halkı kalabalığa, devrimi devşirmeye, modernizm/yenilik’i de ihtiyaç sınırları içinde kabule hapsedip kendi kurallarını uygular.

 

Mücadele mi sahiplenir, yoksa şairler mi dahil olmaktan onur duyar bilinmez ama, şiir her zaman oradadır. Şiir halkçıdır, devrimcidir, modern olmalıdır gibi bir sav çıkartılmamalı bundan. Şairin halkçı, devrimci, modern olması elbette kaçınılmaz; şiirin bu olguları göz ardı etmeden insanın yanında durmasını beklemek de gayet normal ve olağan. Edebiyatın diğer türleri gün gelir faşizme göz kırpabilir; ancak şiir için bu imkansızdır.

 

Bunu kanıtlayan bir antoloji var karşımda: Latin Amerika Şiirleri Antolojisi. “Eğer hâlâ aşk olsa tanıtırım kendimi./ Ve okyanusun başında bırakırım benliğimi” dizelerini kapağında öne çıkartan derlemeyi Ataol Behramoğlu ve Ebru Yener Gökşenli birlikte hazırlamışlar. Varoluş kavgasının dibine kadar yaşandığı coğrafyaların önemli şairlerinden örneklerle ilerleyen kitapta, kısa yaşam öykülerine de yer verilmiş. Ülke ülke ilerleyen antolojide Behramoğlu’nun tanıklıkları, Gökşenli’nin de Latin Amerika şiirinin genel tarihçesi üzerine yazdığı önsözler yol gösterici oluyor.

 

Güzel yaşama olanaklarını elimizden almaya, içimizi devlet drenleriyle boşaltmaya çalışanlara karşı şiirleriyle direnen şairlerle tanışmak, yeniden buluşmak için bundan iyi fırsat mı olur?

 

 

 


 

 

* Görsel: Mehmet Akif Kaynar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan John Steinbeck, 27 Şubat 1902’de Salinas’ta, göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Stanford Üniversitesi’nde okudu ama mezun olamadı. New York’ta gazetecilik kariyeri yapmak istiyordu ama gazetecilikte de umduğunu bulamadı. Salinas’a geri dönmek zorunda kaldı. Yazma tutkusu hep vardı Steinbeck’in.

“Gelecek öykülerin yazarı şu anda telaşlı bir sevinç içinde çalışmasına başlıyor.

Ayşe Erbulak’ın yakın bir zaman önce çıkan son romanı Cinayet Sınıfı Başkanı, çocukluklarında büyük travmalar yaşamış ve bunu aşamamış ve hayatlarını da bu unut(a)mayışın üzerine kurmuş üç kişinin hikayesi; tabii, her şeyin üstünü örten bir cinayetin söz konunu olduğunu da ekleyelim...

Altı çizilen anlar, üstü karalanan anılar hep o durumun içindeki detaylarla özdeşir; kokular, renkler, hareketler, sesler… Hafızamızda yer eden tüm hikayeler kendi ayrıntılarını taşır. Yemek de o ayrıntıların belki de en önemlilerinden biri. Üstelik yalnızca hikayeye değil, hikayede geçen önemli/önemsiz karakterlere de bir anlam, hafızaya kazınacak bir özellik ekler.

Dünya dönmeye devam ettikçe bazı kelimelerin insanın yüreğine koyduğu o sızı asla bitmeyecek; bugün bile dilimizde acısıyla duran o kelimelerden biri “sürgün.” Gidilen yer, insanın hayatını devam ettirdiği koşullar, kurduğu düzen, başına gelen iyi şeyler, peşi sıra yürüyen şans, her şeyin yolunda gittiğini ve artık hayatın iyi ve stabil olduğunu düşünsek dahi sürgün, sürgündür.

Söyleşi

Gökhan Dumanlı ile söyleşi:



"Zarafet ölmedi, görgüsüzlük popüler oldu."


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.