Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

DündenYarına // Kadın yazarların yazdığı kadın karakterler üzerine



Toplam oy: 39
Ayşegül Utku Günaydın
Metis Yayıncılık
Farklı okumalara açılan ve açılmayı sağlayacak bir bakış açısı...

Kadınlık Daima Bir Muamma, Metis’in Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi'nin en yeni kitabı... Kadın tarihi açısından önemli bir çalışma olmasının yanı sıra edebiyat eleştirisine de "kadınlık" okumaları üzerinden bir katkı sunuyor.


Osmanlı-Türk modernleşmesinin ilk dönemindeki kadın yazarların kadın karakterlerinde odaklanan ve otuz romandan yola çıkan Kadınlık Daima Bir Muamma’da, "kadınlık mefkûresi"nin yerleştirilmeye çalışıldığı özellikle II. Meşrutiyet'e kadarki süreç ve ardından modernlik tecrübesinin yerleşiklik kazandığı II. Meşrutiyet sonrası ve Cumhuriyet'in ilk dönemleri konu edilmiş. İlk dönem Osmanlı romanlarında cariyelerin konumundan ev içindeki yaşam alanlarının paylaşımına, modernleşen kadının bireyselleşerek kendi özgürlük alanını inşa etme serüvenine kadar kitap, kadınlık hallerini romanlar üzerinden bize anlatıyor. Üstelik bu anlatımda, "anne"lik meselesinden özgürlük mücadelesini vermiş kadına kadarki farklı kadın rolleri de zaman zaman erkek edebiyatçıların ve eleştirmenlerin yazdıklarıyla karşılaştırılarak veriliyor. Nitekim Ayşegül Utku Günaydın'ın önemli tespitlerinden biri de, Jale Parla'nın Babalar ve Oğullar adlı eserinde Tanzimat romanlarındaki genç erkek kahramanların –babasız olmaları sebebiyle– bir rol modelden eksik olmalarının imparatorluğun çözülüşüyle ve zihniyetle bağlantılarını incelemesi gibi Tanzimat romanlarında kadınlar tarafından kaleme alınan birçok romanda da kadınların annesiz kalmalarıdır. Burada erkeklerden farklı olarak kadınlar ev içinde onlara destek olacak birinin varlığından, sadece toplumsal koşullar konusunda değil, kişisel hayatlarında da onlara en büyük destekçi olarak gördükleri anneden mahrum kalmaktadırlar. Bu şekilde yalnızlaştırılan kadınlar, melankoli ve beden üzerinden anlatılırlar. Anne figürünün eksikliğiyle, olgunlaşmalarını da kendileri tamamlamak zorunda kalan kadınlar, daha da büyük bir yük ile karşılaşırlar. "Melankoliklik, kadınlık bağlamında çoğu zaman bir tavra ve uzlaşmazlığa işaret eden bir dil iken erkek karakterlerde gözlemlenen histeri, sevgi objesinden ayrı kalma ile başa çıkamayan bireyin, iradesinin giderek yok olması, rasyonellik bağının koparak benliğinin sevgi objesinin karşısında parçalanması sonucu dışa vurduğu ruhsal taşkınlıklar şeklinde yorumlanabilir." Melankoli kadınlar için baskılara direnmenin de bir yoludur; güçsüz düşseler de rasyonelliklerini kaybetmez ve mücadeleye devam ederler, ancak erkek karakterler histeriye tutularak rasyonel düşünme yetilerini de kaybederler.

Ayşegül Utku Günaydın'ın kitabındaki ilgi çekici tespitlerden bir diğeri de, "etkilenme endişesi" meselesine getirdiği yaklaşım. Nurdan Gürbilek, Kör Ayna Kayıp Şark ve Benden Önce Bir Başkası eserlerinde romanlarda kitap okuyan kadın karakterlerin etkilenmeye daha açık olduklarını, bunun da ahlaklarını bozabileceğinin düşünüldüğünü tespit eder. Ayşegül Utku Günaydın, Nurdan Gürbilek'in erkek yazarların eserleri üzerinden yaptığı bu tespitini kadın yazarlar üzerinden okuduğumuzda, etkilenmenin tersine döndüğünü Fatma Aliye'nin Muhadarat ve Emine Semiye'nin Gayya Kuyusu romanlarını örnek göstererek açıklıyor: "Gürbilek, Tanzimat romanında 'kadın, kitap, endişelenme' ilişkisinin daha çok ima yoluyla kurulduğunu ve kadınlara aşk, intikam, ihanet, intihar gibi kritik kararlarında hep romanların eşlik ettiğini söyler. Gayya Kuyusu'nda ise 'sakıncalı' bazı romanları okuyan kadının ahlakı bozulur düşüncesine karşı çıkılmıştır. Bir yanda odasına saklanan romanı okuyarak etkilenmesi ve baştan çıkması beklenen 12 yaşında bir genç kız yer alırken, diğer yanda olayların Safaî Bey'in kurguladığı gibi gitmemesi, yazarın okuyan kadın ile endişe arasında kurulan ilişkiyi eleştirdiğini gösterir. Gayya Kuyusu, Tanzimat romanlarında yer alan 'etkilenmiş kadın'ın ironisidir."


Kadınlık Daima Bir Muamma'da kadın yazarların kadın karakterleri üzerinden ortaya konan tespitler edebiyatımızdaki züppelik çalışmalarına, modernlik tecrübesinin aktarımına, eril düşünceyle baş etme yollarının edebiyatta meydana getirdiği stratejilere kadar farklı okumalara açılan ve açılmayı sağlayacak bir bakış açısı ortaya koyuyor.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Seda Mit

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

John Le Carré –Türkçeye ilk kez çevrilen– Cinayetin Parıltısı romanını şu sözlerle tanımlıyor: "Acımasız ve aynı zamanda gülünç bir sosyal yaklaşımın gölgesinde kalmış, kusurlu bir polisiye roman." Bu açıklama, ilk basım yılı 1962 olan romanın arka sayfalarına 1989’da eklenen sonsözden. Bir romanın bitiminde bir “sonsöz”e rastlamak şaşırtıcı.

Eleştirmenlerce Borges, Bioy Casares ve Cortazar’ın öncülük ettiği edebi geleneği sürdürdüğü kabul edilen Arjantinli yazar Mariana Enriquez’in on iki öyküden oluşan kitabı Yangında Kaybettiklerimiz, geçtiğimiz günlerde Türkçede de yayımlandı.

Akıl hastanesi, hapishane, “kamp”, bakımevi, huzurevi, düşkünlerevi, belki bazen insanın kendi evi… İnsanın toplu olarak koğuşlara, yatakhanelere ya da tek başına, tamamen tecrit edilerek hücreye kapatılmasının türlü nedenleri ve kapatıldığı bu yerlerin farklı isim ve işlevleri olabiliyor.

Yazar ve Cenneti kitabında bahsedilen 30 kütüphaneci yazarın hikayesi, bir cennet tasviri gibi gerçekten. Zaman zaman bir hapishane duygusu verse de, yazarların çoğu için bir özgürlük sığınağına dönüşüyor kütüphaneler.

Mustafa Çevikdoğan'ın ismini, yayına hazırladığı ve editörlüğünü yaptığı onlarca kitabın künyesinde görmeye alışık olsak da, müelliflerin adının yazıldığı ön kapakta görme saadetine de eriştik. Temiz Kâğıdı ismini verdiği kitabındaki on üç öykü, güncel Türkçe edebiyat rafımızdaki yerini aldı.

Söyleşi

Jean-Paul Didierlaurent ile söyleşi:


“Okunmayan kitap, ölü kitaptır. Bu yüzden ortadan kalkması mı gerekir?”

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.