Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

DündenYarına // Kadın yazarların yazdığı kadın karakterler üzerine



Toplam oy: 279
Ayşegül Utku Günaydın
Metis Yayıncılık
Farklı okumalara açılan ve açılmayı sağlayacak bir bakış açısı...

Kadınlık Daima Bir Muamma, Metis’in Bilge Karasu Edebiyat İncelemeleri Dizisi'nin en yeni kitabı... Kadın tarihi açısından önemli bir çalışma olmasının yanı sıra edebiyat eleştirisine de "kadınlık" okumaları üzerinden bir katkı sunuyor.


Osmanlı-Türk modernleşmesinin ilk dönemindeki kadın yazarların kadın karakterlerinde odaklanan ve otuz romandan yola çıkan Kadınlık Daima Bir Muamma’da, "kadınlık mefkûresi"nin yerleştirilmeye çalışıldığı özellikle II. Meşrutiyet'e kadarki süreç ve ardından modernlik tecrübesinin yerleşiklik kazandığı II. Meşrutiyet sonrası ve Cumhuriyet'in ilk dönemleri konu edilmiş. İlk dönem Osmanlı romanlarında cariyelerin konumundan ev içindeki yaşam alanlarının paylaşımına, modernleşen kadının bireyselleşerek kendi özgürlük alanını inşa etme serüvenine kadar kitap, kadınlık hallerini romanlar üzerinden bize anlatıyor. Üstelik bu anlatımda, "anne"lik meselesinden özgürlük mücadelesini vermiş kadına kadarki farklı kadın rolleri de zaman zaman erkek edebiyatçıların ve eleştirmenlerin yazdıklarıyla karşılaştırılarak veriliyor. Nitekim Ayşegül Utku Günaydın'ın önemli tespitlerinden biri de, Jale Parla'nın Babalar ve Oğullar adlı eserinde Tanzimat romanlarındaki genç erkek kahramanların –babasız olmaları sebebiyle– bir rol modelden eksik olmalarının imparatorluğun çözülüşüyle ve zihniyetle bağlantılarını incelemesi gibi Tanzimat romanlarında kadınlar tarafından kaleme alınan birçok romanda da kadınların annesiz kalmalarıdır. Burada erkeklerden farklı olarak kadınlar ev içinde onlara destek olacak birinin varlığından, sadece toplumsal koşullar konusunda değil, kişisel hayatlarında da onlara en büyük destekçi olarak gördükleri anneden mahrum kalmaktadırlar. Bu şekilde yalnızlaştırılan kadınlar, melankoli ve beden üzerinden anlatılırlar. Anne figürünün eksikliğiyle, olgunlaşmalarını da kendileri tamamlamak zorunda kalan kadınlar, daha da büyük bir yük ile karşılaşırlar. "Melankoliklik, kadınlık bağlamında çoğu zaman bir tavra ve uzlaşmazlığa işaret eden bir dil iken erkek karakterlerde gözlemlenen histeri, sevgi objesinden ayrı kalma ile başa çıkamayan bireyin, iradesinin giderek yok olması, rasyonellik bağının koparak benliğinin sevgi objesinin karşısında parçalanması sonucu dışa vurduğu ruhsal taşkınlıklar şeklinde yorumlanabilir." Melankoli kadınlar için baskılara direnmenin de bir yoludur; güçsüz düşseler de rasyonelliklerini kaybetmez ve mücadeleye devam ederler, ancak erkek karakterler histeriye tutularak rasyonel düşünme yetilerini de kaybederler.

Ayşegül Utku Günaydın'ın kitabındaki ilgi çekici tespitlerden bir diğeri de, "etkilenme endişesi" meselesine getirdiği yaklaşım. Nurdan Gürbilek, Kör Ayna Kayıp Şark ve Benden Önce Bir Başkası eserlerinde romanlarda kitap okuyan kadın karakterlerin etkilenmeye daha açık olduklarını, bunun da ahlaklarını bozabileceğinin düşünüldüğünü tespit eder. Ayşegül Utku Günaydın, Nurdan Gürbilek'in erkek yazarların eserleri üzerinden yaptığı bu tespitini kadın yazarlar üzerinden okuduğumuzda, etkilenmenin tersine döndüğünü Fatma Aliye'nin Muhadarat ve Emine Semiye'nin Gayya Kuyusu romanlarını örnek göstererek açıklıyor: "Gürbilek, Tanzimat romanında 'kadın, kitap, endişelenme' ilişkisinin daha çok ima yoluyla kurulduğunu ve kadınlara aşk, intikam, ihanet, intihar gibi kritik kararlarında hep romanların eşlik ettiğini söyler. Gayya Kuyusu'nda ise 'sakıncalı' bazı romanları okuyan kadının ahlakı bozulur düşüncesine karşı çıkılmıştır. Bir yanda odasına saklanan romanı okuyarak etkilenmesi ve baştan çıkması beklenen 12 yaşında bir genç kız yer alırken, diğer yanda olayların Safaî Bey'in kurguladığı gibi gitmemesi, yazarın okuyan kadın ile endişe arasında kurulan ilişkiyi eleştirdiğini gösterir. Gayya Kuyusu, Tanzimat romanlarında yer alan 'etkilenmiş kadın'ın ironisidir."


Kadınlık Daima Bir Muamma'da kadın yazarların kadın karakterleri üzerinden ortaya konan tespitler edebiyatımızdaki züppelik çalışmalarına, modernlik tecrübesinin aktarımına, eril düşünceyle baş etme yollarının edebiyatta meydana getirdiği stratejilere kadar farklı okumalara açılan ve açılmayı sağlayacak bir bakış açısı ortaya koyuyor.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Seda Mit

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.