“Kaybolan Şeyler
Barış ve adalet haykırarak doğan yirminci yüzyıl kanın içinde boğulmuş olarak öldü ve bulduğundan çok daha aaletsiz bir dünya bıraktı arkasında.
Yine barış ve adalet haykırarak doğan yirmibirinci yüzyıl da, önceki yüzyılın izinden gitmekte.
Ben çocukken, dünyada kaybolan her şeyin Ay'a gittiğine inanıyordum.
Ne var ki, Ay'a giden astronotlar orada ne tehlikeli rüyaları ne tutulmayan vaatleri ne de kırık umutları buldular.
Eğer bunlar Ay'da değilseler, neredeler o zaman?
Yoksa dünyada kaybolmadılar mı?
Yoksa dünyada saklanıyorlar mı?”
Artık bir klasik olan “Latin Amerika'nın Kesik Damarları”nın yazarı Eduardo Galeano İspanyolcası 2007 yılında yayınlanan, kendi sözcükleri ile “çılgınca bir projenin ötesinde bir şey” olan “Aynalar , Neredeyse Evrensel Bir Tarih” adlı kitabını yukarıdaki cümlelerle bitiriyor. Uruguaylı olan Galeano, 1973 askeri darbesi ile birlikte hapsedilir ve kitabı da yasaklanır. Arjantin'e yerleşen Galeano'nun peşini askeri darbe bırakmaz, bu kez 1976'da Arjantin'de Videla darbesi gerçekleşir. İspanya'ya kaçan Galeano Uruguay'a 1985'de dönebilecektir. İspanya dönemi Galeano'nun artık Latin Amerika edebiyatının devleri ile birlikte anılmasını sağlayacak olan meşhur üçlemesi, belleği çalınmış Latin Amerika'ya belleğini yeniden kazandırma teşebbüsü olan “Ateş Anıları” ile taçlanacaktır.
Nisan 2009'da Amerikalar Zirvesi'nde Venezuella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ABD Başkanı Barack Obama'ya Latin Amerika'nın Kesik Damarları kitabını hediye eder. Galeano'yu tanımayan Obama, Chavez'in kendi yazdığı bir kitabı hediye ettiğini zanneder. Medyada geniş yer bulan bu anlamlı hediye ve yanlış anlama olayı ile birlikte Galeano'nun kitabı bir gecede en çok satanlar listelerine girer.
Galeano açısından Türkçe okuyucu şanslı sayılır, sanırım neredeyse bütün kitapları Türkçe'ye çevrilmiş durumda. Aynalar'ı da İngilizce çevirisi ile aynı yılda Türkçe okumak şansına sahip oluyoruz. Yayıncılarımız da, okuyucular da Galeano'yu seviyor olmalı.
Aynalar, sınıflandırılması zor bir kitap. Çocukluğunda bir futbolcu olmanın düşlerini kuran Galeano tarihçi olarak nitelendirilmeyi hep reddetmiştir. Bu kitabı da “Neredeyse evrensel bir tarih” ama klasik bir tarih kitabı değil. Alışıldık anlamda bir düzen ya da kurgu bulunmuyor. Öte yandan kitabı oluşturma, yaratma sürecindeki en zor yönlerden birisinin denemelerin sırası ve düzenlenmesi olduğunu tahmin etmek zor değil.
İnsanlığın başlangıcına ait söylencelerle başlayan ve yukarda alıntıladığımız bugüne dair bir sorgulamayla sona eren 600 civarında deneme ve öyküleme. İnsanlık tarihine dair bir devasa deneme olarak da değerlendirilebilir. Sınıfların ortaya çıkışı, biranın, şarabın kısa tarihleri, eski Çin, Mısır, Yunanlı, Amazonlu kadınlar, Mayalar, Aztekler, Bacakları kapama grevi, İskender, Homeros, Muhammed, Ayşe, Asansörün icadı, Mozart, Tesla, Fidel, Che, Maradona, Muhammed Ali, Bhopal, Bilgisayarların babası Alan Turing, Samba'nın, Tango'nun ortaya çıkışı, Stalin, Lenin, Hitler, kısacası yok yok. Anlatı kronolojik bir sıra izliyor; Adem ve Havva ile başlayarak bugüne ulaşıyor. Bu isimleri kuru kuru birer ansiklopedi maddesi olarak düşünmemek gerekiyor, hepsi Galeano'nun prizmasından kırılarak, muhalif üslubundan nasiplenerek canlanıyor. Elbette ana eksende Galeano'nun her daim adaletten yana söylemi ile sömürgecilerle yerli halkların, ezenlerle ezilenlerin mücadelesi akıyor. “Hatırlama takıntısı olan bir insan” olarak Galeano yalnızca ünlülerle, bilinen olgular ve olaylarla, tarihin unutmadıkları ile ilgilenmiyor, asıl derdi, unutulmuş olanları hatırlamak ve hatırlatmak, ya da bilinmeyenleri gün ışığına çıkartmak;
“Aynaların içi insanlarla dolu.
Görünmez insanlar bizi görürler.
Unutulmuşlar bizi hatırlarlar.
Biz aslında onları görürüz görürken kendimizi.
Peki, biz gidince, onlar da mı giderler?”
Evet, unutmamamız ve hatırlamamız gereken çok şey var.
Eleştiri

Eleştiri




Yorumlar

Yorum Gönder
Diğer Eleştiri Yazıları

Brian Arthur, ekonominin temel yasalarını sorgulayan çalışmalarıyla önemli katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır. Mühendis kökenli bir ekonomist olarak hem meslektaş hem 1980’li yılların Viyana’sından hemşehri oluruz.

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının en önemli temsilcileri arasında sayılan Roberto Bolano’nun –her anlamda- dev eseri 2666 şubat ayında Türkçeye çevrilmişti. Her anlamda dev eseri derken hem içeriğini hem de 1000 sayfalık fiziksel hacmini kast ediyorum. Zaten bu hacim nedeniyle roman hakkında yazmayı biraz geciktirdim.

Hayır, öyle bitmiyor. Yüzlerce sayfa süren kalp çarpıntısı, gelgit, kaçıp kovalamaca, Mr. Darcy'nin Elizabeth'e evlenme teklifi etmesiyle son buldu ve perde kapandı, son yazısı belirdi, kitabın arka kapağına ulaştık diye hikaye bitti sanıyoruz. Çok yanılıyoruz. Aslında devamı var, görmediğimiz odalarda, okumadığımız sayfalarda bir şeyler olmaya devam ediyor.

Yıllar önce öldüm ben ve şimdi bir mezarın arkasından konuşuyorum sizinle. Kısa bir ömrüm oldu, yirmi sene bile sürmedi hayatım; buna rağmen yaşadım, hayaller kurdum, insanlarla tanıştım. Kavgalar ettim onlarla ve ölmüş olsam bile kimse yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve öfkemi elimden alamaz artık.

Garanti Bankası'nın geçen sene, imparatorluk dönemine ait Osmanlı Bankası ana binasında açılan mekanı Salt Galata, 8 Temmuz'a kadar Tercüme Eden sergisine ev sahipliği yapacak. Daha önce Londra ve Tokyo'da düzenlenen bu serginin Türkiye ayağının küratörleri Charles Arsene-Henry, Shumon Basar ve Suna Kafadar.









Facebook
FriendFeed
Twitter
RSS
Yeni yorum gönder