Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İki Sesli, Bir Sessiz



Toplam oy: 36
Karşılıksız sevginin önemine dair göndermeleri bulunan kitabın şiirsel dili ve sunduğu serüven hissi kitap boyunca dörtnala ilerliyor. Tabii buna eşlik eden güzel çizgiler de bu hissiyatın artmasına katkı sağlıyor. Hem uzayı hem atları hem de doğayı seven çocukların oldukça seveceğini düşündüğüm ATsronot Dıgıdık’ı hayal kurmayı sevenlere tavsiye ederim.

Çocukların okumayı söküp kendi kendilerine kitap okumaya başladıkları dönem oldukça önemli ve sevimlidir. Bir şeyleri başarmış olmanın verdiği haz bir tarafa çocuğun o yaşlarda okuduğunu anlayıp sevmesi, kitapla kuracağı bağı güçlendiren bir şeydir. 23 Nisan Çocuk Bayramı’nı karşıladığımız bu güzel nisan ayında üç güzel kitapla selamlayalım çocukları.


Bir bütünün parçası olmak
Yuvarlayınca Ne Olacak? isimli kitap Betül Ak Örnek’e ait. Çocuk edebiyatında yeni bir isim Betül Ak Örnek. Çocuklar için yazdığı ilk kitap bu. Bir yazarın yazdığı ilk eseri her zaman heyecanlı bulmuşumdur. Zira ilk eserler hem yazarın ruh dünyasını anlamamız hem de seçtiği edebiyat dairesi içinde var olup olamayacağına dair size işaret fişeği göndermesi bakımından önemlidir. Yuvarlayınca Ne Olacak? kitabı hem anlattığı konu itibariyle hem de anlatım diliyle dikkât çekici bir eser. Çok rahat okunmasının yanında cümle yapısı ve konu bütünlüğü açısından birbirinden kopmadan kitabın sonuna kadar okuru heyecanla sürüklemesi yazarın bundan sonra yazacağı eserler için de bir izlek oluşturuyor. Modern çocuk edebiyatı dilini başarıyla masalına yansıtan yazar, kitabında bir gübre böceğini baş kahraman olarak seçmiş. Evet evet gübre böceği! Herkesin düşününce burun kıvıracağı bir böcekten enfes bir masal çıkarmış yazar. Zaten gübre böceği de aynen biz insanlar gibi düşünüyor en başta. Bütün hayvanların ne kadar faydalı ve eğlenceli işler yaptığını görüp kendi yaptığı pis işe burun kıvırıyor ve öfkeyle yuvarlayıp duruyor önündeki dışkı topunu. “Yuvarlayınca ne olacak sanki?” diye şikâyetli mırıldanmalarla ilerleyen bu serüven kitabın sonunda ilginç bir sonla bitiyor ki çocuklar böyle sonlara bayılır. Bir gübre böceğininin yaşantısından; çocuklara ve biz büyüklere yaptığımız ve küçük gördüğümüz işimizin aslında ne kadar önemli olabileceğini ve bir bütünün parçası olmanın önemini anlatıyor.
Kitabın metnini oldukça başarılı bulmuş olsam da resimlenmesi ve tasarımı konusunda aynı vuruculuğu göremediğimi söylemeliyim. Kitabın çizgileri sevimli elbette ama metnin sesini ve heyecanını yükselttiği yerlerde çizgi dilinin de aynı görkemi yansıtmasını beklerdim. Hem ana karakter gübre böceği hem de yuvarladığı dışkı topu, yeterli bir görsel şölen sunmaktan uzak. Kitap kare şeklindeki bir tarzdan ziyade büyük boy bir ebadı ve ona uygun görseli hak ediyordu. Bu sıkışıklık durumu tasarıma da yansıyor haliyle ve çoğu yerde oldukça sıkışık ve hitap ettiği yaş grubundaki çocukların sevmeyeceği bir yoğunluğa dönüşüyor. Gereğinden fazla büyük kullanılan font seçimi de bu sıkışıklığı artıran hususlardan elbette. Ama sonuçta Betül Ak Örnek’in ilk kitabı Yuvarlayınca Ne Olacak? hem seçtiği konu zorluğu hem de bu zorluğun üstesinden gelme maharetiyle büyük bir alkışı hak ediyor.
Uzaya gitmek isteyen atsronot
Şiirsel ve kolay ezberlenebilir diliyle oldukça eğlenceli bir diğer kitap da ATstronot Dıgıdık. Uzaya gitmeyi ve astronot olmayı kafasına koyan bir atın öyküsü bu. Son derece doğru seçilmiş şiirsel cümlelerle kolay okunan bu kitabın yazarı Doğukan İşler.
Karşılıksız sevginin önemine dair göndermeleri bulunan kitabın şiirsel dili ve okura sunduğu serüven hissi kitap boyunca dörtnala ilerliyor. Tabii buna eşlik eden güzel çizgiler de bu hissiyatın artmasına katkı sağlıyor. Hem uzayı hem atları hem de doğayı seven çocukların oldukça seveceğini düşündüğüm ATsronot Dıgıdık hayalini gerçekleştirip uzaya çıkabiliyor mu peki? Bunun cevabını vermemek daha iyi sanırım. Çünkü keyifle izleyeceğiniz sürükleyici bir filmin sonunu öğrenmekle aynı tat kaçırıcılığa sahip. Turkuvaz Çocuk etiketiyle çıkan ve yazarının hünerini yansıtan bu fantastik öykü kitabı ATsronot Dıgıdık’ı tüm çocuklara ve hayal kurmayı seven büyüklere tavsiye ederim.
AY’DA SES OLMAZ
Her kitap konuşmak zorunda değil elbette. Bazen sadece çizgiler konuşabilir ve kelimeler bir kenardan onu izleyebilir. Ya da kelimeler ve cümleler okurun zihninde sessiz bir yolculuğa çıkabilirler. Bu kitap da böyle bir kitap işte. Ay’a Okul Gezisi ismini taşıyan bu güzel kitabı John Hare resimlemiş. Resimler öyle güzel ki yazmasına da gerek kalmamış zaten. Bir uzay aracıyla Ay’a giden ve burada resim yaparken uyuya kalıp uzay aracını kaçıran bir çocuğun öyküsü bu. Ay taşıtını beklerken, onu izleyen uzay canlılarından habersiz resim yapmaya başlıyor çocuk. Bir süre sonra arkasındaki uzaylıları fark etmesiyle de olay bambaşka bir hâl alıyor. Çocuk boya kalemlerini uzaylılara veriyor ve birlikte kâğıtlara resimler çizerek eğleniyorlar. Ama uzaylılar da biraz çocuk galiba. Bazısı uzaydaki taşları boyuyor. İşte o sırada geri gelen uzay taşıtından çıkan öğretmenden uzaydaki taşları boyadığı için azar işitiyor çocuk. Dünya ve Ay’da değişen bir şey yok herhalde çocuklar için. Bu güzel ve ilginç kitabı her yaştan çocuk çok beğenerek okuyabilir. Ama sessizce…

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.