Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İmla Problemi Olarak Bilim Kurulu



Toplam oy: 23
Geleceği de anlatsa farklı bir bugün tasarımı da yapsa on binlerce yıl öncesini de konu edinse bilim kurgu yazıldığı zamana aittir. Hem bilimle ilgili anlayışın hem de gelecekle ilgili beklentilerin değişmesine bağlı olarak bilim kurgu da fazlasıyla değişti. Ne mi oldu? Özetle şunu diyebiliriz: O güzelim ütopyalar yerlerini distopyaların alacakaranlığına bıraktı.

Takvimler 1990’lı yılları gösterirken “bilimkurgu mu yoksa kurgubilim mi” diye özetleyebileceğimiz bir tartışma vardı. İngilizce “Science fiction” kavramına dilimizde bir karşılık arayışı devam ediyordu o yıllarda. Hâlâ da mesele tam olarak çözülmüş değil. Zira Türk Dil Kurumu’nun tercihi “bilim kurgu” olsa da hâlâ bilimkurgu şeklinde yazmayı tercih edenler azımsanmayacak kadar çok. Zaten Türk Dil Kurumu yayını olan Türk Dili dergisinin Ocak 1973’te yayınlanan sayısındaki özel bölümünde Bilim-Kurgu imlasını tercih etmişti. 1950 kuşağı öykü yazarları arasında yer alan Orhan Duru “Bilim-kurgu” kelimesini Türk Dil Kurumu’na öneren kişi olarak o sayıda da dosyaya giriş yazısına imza attı. O günlerde Tahsin Saraç da “düşsel bilim” önerisinde bulunmuş. Jacques Baduo’nun kitabı 2005 yılında dilimize kazandırılırken “bilim-kurgu” imlası tercih edilmiş. Anlaşılan o ki bilim kurgunun ne olduğundan çok nasıl yazılması gerektiğini tartışmışız.

Bilimciliğin yükselişi ve edebiyata yansıması

Bilimin daha doğrusu bilimciliğin yükselişinin edebiyata yansıması idi bilimkurgu. Dolayısıyla bilim kurgu metinleri de her edebi tür ve akım gibi kaleme alındığı zamanın çocuğu kabul edilebilir. Geleceği de anlatsa farklı bir bugün tasarımı da yapsa on binlerce yıl öncesini de konu edinse bilim kurgu yazıldığı zamana aittir. Hem bilimle ilgili anlayışın hem de gelecekle ilgili beklentilerin değişmesine bağlı olarak bilim kurgu da fazlasıyla değişti. Ne mi oldu? Özetle şunu diyebiliriz: O güzelim ütopyalar yerlerini distopyaların alacakaranlığına bıraktı.
2007’de Nobel Edebiyat ödülü alan Dorris Lessing geçen yüzyıl “Her şey bilim kurguya dönüşüyor. Neredeyse göze çarpmayan bir edebiyatın satırları arasından 20’nci yüzyılın bütün bir gerçekliği doğdu.” diyordu 21’inci yüzyılın bu sözü tekzib ettiği söylenemez. En azından ilk beşte birlik kısmında henüz geçerli idi bu aforizma.
Ya bizde bilim kurgu derseniz? Rica ediyorum yine “geç kaldık” teranesine başlamayalım. Hem bu teranenin edebiyatımıza bir hız katmadığı da anlaşılmış olmalı artık. Kaldı ki Davudzade Mustafa Nâzım Erzurumî Rüyada Terakki’yi 1913’te, Osman Nuri Eralp, Başka Dünyalarda Canlı Mahlukat Var Mıdır? adlı kitabını 1918’de yayınlamıştı. Yani Jules Verne’nin 1905’teki ölümünün üzerinden çok uzun bir zaman geçmemişti. Demek ki bu konuda düşünüldüğü kadar da geç kalmamışız.
Yine de bilim kurgu denince kat edilmesi gereken çok mesafe var elbette.
Ancak bu var olanı yok saymamızı gerektirmiyor. Değil mi?

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Birgül Oğuz’un 2012’de çıkan son kitabı Hah’ın ardından, nihayet, İstasyon geçtiğimiz yılın son döneminde yayınlandı. “Okullu” bir edebiyatçı olan Oğuz, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki Karşılaştırmalı Edebiyat lisansı ve Kültürel İncelemeler yüksek lisansının ardından, Moda Sahnesi’nde edebiyat dersleri verdi.

Mizah kulakta komik çınlasa da ciddi bir mesele. Hele de insanların öncelikli değer verdiği, hayatını etrafında biçimlendirdiği, eleştirisini önemsediği, hassasiyet kapsamındaki konulara değdiğinde tam anlamıyla barut fıçısına dönen bir mesele.

Spor muhabirliği yaparak başlamıştım metin yayınlamaya. Fenerbahçe’yle ilgili bir haber yazmıştım, ilk imzamı orada gördüm. O gazete sayfasını çerçevelettim, hâlâ saklarım. Farklı konularda yazılar yazsam da aslında üç aşağı beş yukarı aynı konular arasında gidip geliyorum. Bilmediğim hiçbir konuda da yazmamaya çalışıyorum.

 

-Queensryche / Lady Jane eşlik edebilir bu yazıya-

 

Hayranı olduğum, yarattığı “Oulipo” akımıyla edebiyat alanında yepyeni ve oldukça da neşeli bir sayfa açan şair ve yazar Raymond Queneau’nun dilimize Tahsin Yücel tarafından kazandırılan Zazie Metroda romanını bilir misiniz? (Bence bilmelisiniz!) Annesi, küçük Zazie’yi birkaç günlüğüne Paris’e, dayısının yanına getirir.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.