Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

İnancın peşinde “Tuhaf” öyküler



Toplam oy: 22
Ertuğrul Özkök
Doğan Kitapçılık

Gazeteci yazarların kitapları genellikle daha önce yayınlanmış yazılardan oluşur. Yılboyunca hemen her gün yazdıkları köşe yazılarından bazen belli bir mantıkla, bazen de kronolojik sırayla seçmeler yaparlar. İnternet icat edilmeden önce bu tip derlemeler önemliydi ve ilgi çekiyor, çok okura ulaşıyor, yazarına da yayıncısına da para kazandırıyordu. Ama artık tüm gazeteci yazarların yazdıklarına internetteki gazete arşivlerinden ulaşılabilindiği için bu tip kitapların önemi kalmadı.

Ertuğrul Özkök’ün Tuhaf’ını (Doğan Kitap) ilk gördüğümde bu tip bir derleme yaptığını düşündüm ve kitaba pek sıcak bakmadım. Zira sıkı bir Hürriyet okuru olduğum için Özkök’ün okumadığım bir yazısı yoktu. Beni kitaba çeken arka kapak yazısı oldu. Özkök, kitabın ilk yazısı Yılanbalıklarının Dansı’ndan alınan paragrafta “Ben size bu kitapta, başkalarının hayatlarından ve kendi hayallerimden inşa ettiğim tuhaf hakikatleri anlatacağım. Onları ben yarattım, onlar da beni yarattı. Sizi inancın labirentlerine sokacağım. Tabiatın açıklanabilir caddelerinin alelade kalabalıklarından kurtarıp, tenha ara sokaklara çekeceğim. Aydınlıklardan kaçıp, loş kapı aralarında iş tutacağız. İnsana ait hiçbir şeyin şaşırtamadığı ruhları bile şaşırtacak şeylere dalacağız” diyordu. Ayşe Arman’ın yaptığı röportajda, Özkök’ün bu yazıları Hürriyet Genel Yayın Yönetmenliği’nden ayrıldıktan sonra kazandığı boş zamanda yazdığını öğrenince iyice meraklandım.

Ertuğrul Özkök, Tuhaf’ta doğadan, insan hayatından “tuhaf” hikayeler anlatıyor. Her hikaye mutlaka bir gizem taşıyor ve akıl yoluyla açıklanamaz olaylar içeriyor; Küçük gölette bir geceyarısı görünene binlerce yılan balığının ertesi sabah yok olması, çocukkken Melez Çayı’nın kenarındaki mağarada bulduğu Japonca yazıların anlamını çözmeye onlarca yıl uğraşması, Mevlana’nın mezar odasının sırrı, İstanbul’dan yola çıkıp Dünya’yı dolaşan Ortodoksların kutsal emaneti, Hz. İsa’nın babasının kimliği, Hallac- Mansur’un çilesi, Hazreti Ayşe’nin gerçek öyküsü...

Bir kere Ertuğrul Özkök’ün onca işinin arasında gizemli olayların izini sürmeye vakit ayırabildiğini öğreniyoruz bu hikayelerden. Gizemli olaylara, bilinmeyene, izah edilmeyene özel bir ilgisi var ve belki de inanç yolculuğuna çıktığından “algıda seçicilik” nedeniyle bu tür olaylar gelip onu buluyor.

Gizemli olaylar, özellikle dini bağlantısı olan sırların popüler edebiyatın başlıca konularından olduğunu biliyoruz. Ertuğrul Özkök bestseller’lerin merak unsuru taşıyan anlatım yöntemlerini çok iyi kullanmış. Kısa cümlelerden oluşan akıcı bir anlatımı var. Tüm yazdıklarını kendi hayatı ile ilişkilendirerek inandırıcılığını da yüksek düzeyde tutmuş. Üstelik tüm anlatılanların çıkış noktasında bir tanığın anlattıkları ya da güvenilir bir eserde okunanlar olduğu için bu sahicilik duygusu daha da kuvvetleniyor. Özkök, kitabın sonunda yararlandığı kaynakları da açıklamış.

Özkök’ün anlatım tekniğini edebi bir kaynağa bağlamak istersek aklımıza hemen Borges’in öyküleri geliyor. Biçim ve içerik açısından Borges’in izinde öyküler diyebiliriz Tuhaf’taki yazılara. ‘Yazılar’ diyorum, çünkü Özkök onlarca yıl süren köşe yazarlığı nedeniyle anlattığı hikayelerin tüm vuruculuğuna rağmen her yazının sonunda olayları izah etmeden duramıyor. Okura, kendi yorumunu yapma hakkı bırakmıyor. Mesajı kendimizin almamıza, kıssadan hisse çıkartmamıza izin vermiyor. Yazıların sonundaki o izahat bölümleri olmasa okuduğumuz öykülerin edebi etkisi çok daha büyük olacakmış. Ama Özkök’ün derdi sadece edebi bir tad yaratmak değil. Bu gizemli, açıklanamaz öyküleri anlatma sebebi, hayatın açıklanamaz yanları olduğunu hikaye ederek başta kendisi olmak üzere, insanların bir yaradana ya da tanrıya inanma arzusunun, ihtiyacının gerekliliğine biz okurları ikna etmek. Bol bol dua ediyor, şükrediyor... Kitabın son yazısı “Ene’l Hak Issızlığı”nda dediği gibi “Tek kişilik bir iman, tek kişilik bir cemaat ve tek kişilik bir tarikat” peşinde. “İnanmak tek kişilik bir eylemdir. Kendi kendinin cemaati olmaktır” diyerek noktayı koyuyor.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 

On dört yaşındaydım ve hayat, bir deniz yatağında uyumamı emrediyordu. Oysa deniz yatağı, altında deniz olmadan bir çakıl çuvalına benzer. Uyutmaz. Uyutsa da gördüğün rüyayı hatırlatmaz. Latin alfabesini doğduktan ancak dokuz yıl sonra öğrenebilmiş bir çocuğa, eline tesadüfen geçmiş bir romanı okutmaktan başka bir halta yaramaz.

 

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun