Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

İstanbul-Decameron



Toplam oy: 315
Burhan Sönmez
İletişim Yayıncılık
Hücreyi, tutsakları ve işkence sahnelerini anlatan roman ve hikaye örneği ile doludur edebiyatımız. İstanbul İstanbul aynı konuyu ele almakla birlikte farklı bir örnek.

Burhan Sönmez ilk romanı Kuzey’i 2009, ikinci romanı Masumlar’ı 2011 yılında yayımlamıştı. Şimdilerde de, dört yıllık bir aranın ardından, yeni romanı İstanbul İstanbul ile okuyucuların karşısına çıktı. İstanbul İstanbul’da Burhan Sönmez, yeraltındaki bir hücreye atılmış dört tutuklunun -maruz kaldıkları işkence ve baskıya- birbirlerine anlattıkları hikayelere sığınarak direnişlerini anlatıyor. 

 

Altı ana karakter var romanda. Hücrelerden birinde dört erkek kalıyor; Öğrenci Demirtay, Doktor, Berber Kamo ve Küheylan Dayı. Tam karşılarında denk gelen hücreye ise genç bir kadın, Zine Sevda tıkılmış. Ve yeraltıyla yerüstüyle, cenneti ve cehennemiyle İstanbul şehri, romanın belki de en önemli kahramanı... Önceden tanışmayan bu beş insanın birbirleriyle ilişkileri, geçmişleri ve gelecek hayalleri oluşturuyor romanın hikayesini. İşkence yaralarını sarmak, kaygılarını gidermek ve birbirlerine umut aşılamak için hikayeler anlatmaya başlıyorlar. Böylelikle yeraltındaki bu küçük hücre geçmişi, bugünü ve geleceği ile bir metropol olarak İstanbul'u içine alacak kadar genişliyor.

 

Her biri kendi üslubuyla farklı bir çehresini ya da kendisindeki karşılığını anlatıyor İstanbul'un. Kimisinde bir masalın konusu oluyor kimisinde bir aşk hikayesinin: "Biliyorsun Küheylan Dayı, her kent İstanbul'dur bize. Bir çocuk karanlığa kalmış ve dar sokaklarda yönünü şaşırmışsa orası İstanbul'dur. Eski sevgilisini bulmak için maceraya atılan gencin, siyah tilki kürkünün peşine düşen avcının, fırtınada sürüklenen geminin, dünyayı bir elmas gibi avucuna almak isteyen prensin, boyun eğmemeye yeminli son isyancının, şarkıcılık hayaliyle evden kaçan kızın, para babalarının, hırsızların ve şairlerin vardığı kent İstanbul'dur. Her hikaye burayı anlatır."

 

Anlam ve anlatım zenginliği

 

 

Kim anlatırsa anlatsın, her ne biçimde anlatırsa anlatsın, bu kenti karanlığa boğmak, bir korku imparatorluğuna çevirmek isteyenlera inat, kentin içindeki mutluluk imgesini yakalamaya çalışan hikayeler dinleyeceksiniz. Hücredekiler var olandan yola çıkacak ama onu farklı renklere boyayarak hayal ettikleri, kendi kaderlerini birleştirdikleri ve sahiplendikleri bir İstanbul tablosu yaratacak. Aklın karamsarlığı ile iradenin iyimserliği arasında gidip gelen günler boyunca hikayeler birbirlerini kovalarken, zamanlar zamanlara, mekanlar mekanlara, acılar acılara karışacak, hücrelerdeki tutuklular için umut ilkesi hiç tükenmeyecek...

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi tarihi şiddetin ve işkencenin tarihi olarak da yazılabilir. Bu nedenle hücreyi, tutsakları ve işkence sahnelerini anlatan roman ve hikaye örneği ile doludur edebiyatımız. İstanbul İstanbul aynı konuyu ele almakla birlikte farklı bir örnek. Burhan Sönmez'in niyeti "acıyı değil, acının nedenlerini ve sonuçta insanda bıraktığı etkileri anlatmak"... Elbette politik bir anlatı ama güncel politikayla ya da politik söylemle doğrudan bağlantısı yok. İstanbul'u, aşkı, acıyı bir dünya görüşünün prizmasında kırarak yansıtmış Sönmez. Önceki iki romanında da benzer bir kurguyu kullanmıştı; romanın gövdesini hikayeler oluşturuyor, mesela Masumlar’da roman kahramanının dinlediği şeyi dinleyemediği, gördüğü şeyi göremediği, okuduğu şeyi de anlamadığı zamanlarda hikayeler rüyaların yerini tutuyordu. Boccaccio'nun Decameron’undan esinlendiğini metin arasında ifşa eden İstanbul İstanbul’da bu kurgu anlayışını daha da geliştirmiş. Decameron’un kurguya yaptığı etkinin yanı sıra, romanda içerik anlamında Italo Calvino'nun Görünmez Kentler’inin de izi sürülebilir. 

 

Calvino, Görünmez Kentler’de modern insanın zaman ve mekanla ilişkisini kent simgesi üzerinden işlemişti. Marco Polo gezdiği hayali kentleri tasvir ederken aslında hep Venedik'i, Venedik'in bir başka yüzünü anlatmıştı Kubilay Han'a. Görünmez Kentler, Calvino için yaşanmaz hale gelen kentlerin kalbinden doğan bir rüyaydı. Marco Polo'nun kalbinde yatan -tıpkı İstanbul İstanbul'un roman kişileri gibi- insanları kentlerde yaşatan gizli nedenleri, krizlerin ötesinde değerleri olan nedenleri keşfetmekti. Nasıl ki Calvino'nun Görünmez Kentler’i mutsuz kentlerin içine gizlenmiş, sürekli biçim alıp, yitip giden mutlu kentler imgesi üzerine açılıp kapanıyorsa; Sönmez'in İstanbul İstanbul’u da mutsuzluğun içinden mutluluğu çıkarmaya çalışıyor. Kentler diyor Calvino, "takas yerleridir, tıpkı bütün ekonomi tarihi kitaplarında anlatıldığı gibi, ama bu değiş-tokuşlar yalnızca ticari takaslar değil; kelime, arzu ve anı değiş-tokuşlarıdır." İşte böyle bir anlayışla -hikaye ederek- takas ediyor İstanbul İstanbul'un kahramanları kelime, arzu ve anılarını...

 

Dört farklı anlatıcının birinci tekil şahıs anlatısıyla dile getirdikleri hikayeleri naklederken dili çok ustaca kullanmış Burhan Sönmez. Masumlar’ın dilini ve anlatımını da beğenmiş ve kariyerinde bir sıçrama olarak değerlendirmiştim. İstanbul İstanbul’da dilini ve kurgusunu daha da geliştirdiğini söyleyebilirim. Göndermeler, benzetmeler, imgeler yoluyla anlatmak istediğini kuşatan, onca acının içinde insanlığı, dostluğu ve güzelliği yakalayan bir dil kullanmış.

 

Kitabın sonunda Hallac-ı Mansur’dan bir alıntı var: “Cehennem, acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir.” Bu alıntıyı İstanbul İstanbul’un hikayesine çok yakışacağına inandığım -Italo Calvino'nun Görünmez Kentler’inden- bir başka alınıtıyla tamamlamak istiyorum: "Biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil, eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. İki yolu var acı çekmemenin: Birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu göremeyecek kadar onunla bütünleşmek. İkinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek."

 

Burhan Sönmez'in romanıyla yaptığı tam da bu olmuş...

 


 

* Görsel: Ali Çetinkaya

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hikaye anlatıcılığına kafa yoran, hikayenin edebiyatın türcü doğasının ötesinde, gündelik hayatın tam da ortasındaki esaslı yeri üzerine düşünen her türlü esere merakım büyük. Hikaye olmasaydı, dünya nasıl bir yer olurdu? Yeryüzünde cereyan eden herhangi bir şey, hikaye edilmeseydi neye benzerdi?

Kendinizden emin olarak aldığınız hayati bir kararın eşiğinde, sizi o kararı almaya iten geçmişinizin bambaşka bir gerçekliğe sahip olduğunu öğrendiğinizi düşünün. Üstelik bu gerçekliği bir türlü aslına ulaştıramıyorsunuz, çünkü bilinciniz, size oynadığı oyunlarla onu sürekli değiştiriyor... Hâlâ aynı kararı alır mıydınız?

Kahraman Kara yirmi dokuz yaşında; çevirmen, bir yandan editörlük ve redaktörlük de yapıyor. Tarlabaşı’nda yaşıyor. Liste hazırlama hastalığından mustarip Kahraman Kara’nın günleri senelerdir uğraşmakta olduğu “İstanbul Kitabı” için çalışarak geçiyor. Reklam yazarı sevgilisi Elif’le, iş çıkışı buluşup yemek yiyip film izledikleri, pek de tutkulu olmayan bir ilişkileri var.

Bir zamanlar yazarların, karakterlerinin yaşamlarını başından sonuna kurgulamakta daha rahat oldukları söylenebilir; diğer bir deyişle, önceden fazla örneği olmadığı için, daha rahat uydurabiliyorlardı! Zamanla çok fazla kitap birikti ve tekrara düşmek istemeyen yazarlar, birtakım oyunlarla daha sanatsal ve şatafatlı metinler ortaya çıkartmak istediler.

İtalyan edebiyatının önemli klasiklerinden birisi olarak gösterilen Duvarcı Ustası Don Gesualdo'da tam da Sicilya'ya özgü bir hikaye anlatmış Giovanni Verga. Sicilya'nın kaderinin roman kahramanının kaderiyle birleştiği, yani yenilginin kaçınılmaz olduğu bir hayatın hikayesi...

Söyleşi

Serhat Tolga Yıkıcı ve Ayşegül Kirpiksiz ile söyleşi:


 “Wattpad genç okuru daha iyi anlamamıza imkan veriyor.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.