Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Klasik Bir Mesele



Toplam oy: 5
Her kültürün “temel” metinleri vardır. Eğer bu temel metinleri “klasik” dediğimiz metinleri oluşturan değerler manzumesine indirgersek yüzyılların eskitemediği metinlerle aramıza “klasiklerden” oluşan bir set çekmiş oluruz. Sadece bizim değil ne Hind’in ne Çin’in ne de Avrupa merkezli olmayan başka bir kültürün temel metinleri “klasikler” dediğimiz kavrama indirgenemez.

Klasik kelimesinin ne anlama geldiğinden ziyade bizde klasiğin olup-olmaması mevzuunu tartışmışız anladığım kadarıyla. Melih Cevdet Anday, Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da katıldığı bir toplantıda Bulgar Yazarlar Birliği Başkanı Dimiter Dimov’un sorduğu “Sizin klasikleriniz kimlerdir?” sorusuna “Bizde klasik yok” cevabını vererek alttan alta Tanzimat Edebiyat’ından beri devam eden bir tartışmaya benzin dökmüş. Sonra bir adım daha ileri giderek “Bizim klasiğimiz Homeros’tur, Mevlana değil” deyivermiş. Bu görüşlerine Attila İlhan, Tomris Uyar, Selim İleri karşı çıkmış. Bunları mışlı geçmiş zamanda anlatıyorum ama mesele çözülmüş değil sadece gündeme gelmeyi bekliyor o kadar. 2004’te yapılan kanon tartışmalarıyla hatta zaman zaman alevlenen kültürel iktidar mevzuuyla ilintili bir soru: “bizde klasik var mı?” Fiyakalı bir tarafı var bu sorunun, bir yanıyla da konforlu bir soru. Bir sloganla koca bir meseleye çözüm getirebiliyoruz ne de olsa. Tıpkı polisiye, bilim kurgu gibi klasikler konusunda da bir varlık-yokluk meselesi çerçevesinin dışına çıkmadığımız için esasen hiçbir şeyi tartışamıyor sadece tartışmış gibi yapıyoruz. Toz-toprak kalkıyor, göz gözü görmez oluyor. Bir şeyler tartışmış gibi yaptığımız için de entelektüel havamıza zeval gelmiyor.


Klasik, geçmişte yayınlanmış eser değildir
“Klasik” modern bir kavram olarak sadece geçmişte yayınlanmış eserler manzumesi olarak görülemez. Biz “klasik” derken, ister istemez batıdan öğrenilen/tercüme edilen bagaj taşıyan bir kavramın içinden konuşuyoruz. Grek ve Latin paganizminin vaftiz edilmiş hali olan Hristiyanlığın gölgesi -Batı ne kadar profanlaşırsa profanlaşsın- klasik kavramına düşmüş durumda.
Her kültürün “temel” metinleri vardır. Eğer bu temel metinleri “klasik” dediğimiz metinleri oluşturan değerler manzumesine indirgersek yüzyılların eskitemediği metinlerle aramıza “klasiklerden” oluşan bir set çekmiş oluruz. Sadece bizim değil ne Hind’in ne Çin’in ne de Avrupa merkezli olmayan başka bir kültürün temel metinleri “klasikler” dediğimiz kavrama indirgenemez.
Bizde klasik olup olmaması asli bir mesele değil benim anladığım kadarıyla. Asıl mesele kavramların taşıdığı kültürel bagajların başka kültürlere geçişleri esnasında nasıl değişimler ve dönüşümler yaşadıkları ve nelerin sabit kaldığının tartışılması. Ne Fuzuli için ne Baki için yazdıkları “Divan Şiiri” değildi. “Divan Şiiri”ni bir isim olarak o şiirler bütününe yakıştırıldığında takvimler 20'inci yüzyılı gösteriyordu. Bizim “klasiklerimiz” de “Divan Şiirinin” isimlendirmesine çok benziyor.
KLASİKLERİN İL K 11’İ

Italo Calvino/Klasikleri Niçin Okumalı?
Harold Bloom/Batı Kanonu
Necip Tosun/Doğu’nun Hikâye Kuramı
Terry Eagleton/Edebiyat Nasıl Okunur?
Müesser Yeniay/Şiir Belleği; Poetika Kanon ve Kadın
Üzerine Yazılar
Yalçın Armağan/İmgenin İcadı
Elif Baki/Ulusun inşası ve resmi edebiyat kanonu
David Damrosch/Dünya Edebiyatı Nasıl Okunmalı?
Gregory Jusdanis/Gecikmiş Modernlik ve Estetik
Kültür & Milli Edebiyatın İcat Edilişi
Tuncay Birkan/Dünya ile Devlet Arasında Türk Muharriri
1930-1960
Kitaplık Ocak 2004 68. sayı Batı Kanonu

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hayranı olduğum, yarattığı “Oulipo” akımıyla edebiyat alanında yepyeni ve oldukça da neşeli bir sayfa açan şair ve yazar Raymond Queneau’nun dilimize Tahsin Yücel tarafından kazandırılan Zazie Metroda romanını bilir misiniz? (Bence bilmelisiniz!) Annesi, küçük Zazie’yi birkaç günlüğüne Paris’e, dayısının yanına getirir.

Başka bir şey için olmasa da yazmak için daha uygun bir zaman olamazdı sanırım! Hiçbir bahaneye sığınmadan “Hayatım roman olur” mu diyordun, belki de “harika!” bir fikrin vardı… Tam zamanı… Öyle ya, hâlâ evdeyiz, değil mi? Ama işte herkesin bir yazma ritüeli var, sırf evde olmak yeterli gelmeyebilir. “Büyük” yazarların ilham için yaptıklarını ya da çalışma ritüellerini duymuşsundur.

“Neyi kaybetmişlerdi? Farkında olmadan eski anıları konuşmak onlara iyi gelmemişti. Keyifle anlattıkları anılar bilmeden boğazlarında düğümlenmişti. Hiç yokmuş gibi yaşamak kolaydı. Her ikisi de geçmişle yüzleşmek istemiyordu. Çözümü, hiç olmamış gibi davranmak, duymamak, hissetmemekti.”

 

Akif Emre son dönem İslamcılığının en müstesna isimlerinden biridir. Yaşadığı tarih diliminde İslamcılığın modernleşme, selefileşme ve muhafazakarlaşma eğilimlerine rağmen o duruşunu ve tavrını yitirmeyen, İslamcılığı bir hafıza, dil, hayat nizamı ve dünya görüşü bağlamında bütünlük ve süreklilik ilkeleri ile sürekli gündemde tutan insandır.

Macera deyince ilk akla gelen yazarlardan biri Joseph Conrad, hiç kuşkusuz. Józef Teodor Konrad Korzeniowski adıyla Polonya’da doğan Conrad çocukluğundan beri denizci olmayı hayal ediyormuş. Annesiyle babası öldükten sonra amcasıyla birlikte Avrupa’ya gitmiş, 1874 yılında da Marsilya’dan kalkacak bir gemiye miço olarak yazılmış.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.