Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Müstear Adresler



Toplam oy: 8
Müstear Adresler Hüseyin Su’nun Ekim 2020’de Şule Yayınları arasında çıkan kitabı. Daha adından başlayan bir gizem sizi kitaba çağırıyor. Müstear isimlere aşina iken müstear adresler büyük bir merak uyandırıyor. Deneme ve anılarla bezenmiş bir kitap Müstear Adresler. Üç bölümden oluşuyor kitap; “Müstear Adresler”, “İz Bırakan Adresler”, “Ufuk Adresler”.

Bir kitap okuyorsunuz ve karşınızda mekânlar, hayatlar, kişiler, yaşanmışlıklar tören geçişi yapıyor adeta. Adresler belli olmasa da kişiler bir siluet gibi belirse de siz bütün parçaları tamamlayarak çeviriyorsunuz sayfaları. Çünkü canlı bir tarihin ete kemiğe bürünmüş hali vardır elinizde.

 

Müstear Adresler Hüseyin Su’nun Ekim 2020’de Şule Yayınları arasında çıkan kitabı. Daha adından başlayan bir gizem sizi kitaba çağırıyor. Müstear isimlere aşina iken müstear adresler büyük bir merak uyandırıyor.

 

Deneme ve anılarla bezenmiş bir kitap Müstear Adresler. Üç bölümden oluşuyor; “Müstear Adresler”, “İz Bırakan Adresler”, “Ufuk Adresler”.

Kalem sahibi usta bir öykücü olunca bu kitaba gönül rahatlığı ile anlatılanlar hepimizin hikâyesi diyebiliriz. Üzerimizde derin izler bırakan ama kaybolup giden mekânlarımız olmuştur. Unutulan vakitlerimiz, sevdalarımız, sevinçlerimiz, hüzünlerimiz…
Aslında her şey göçebe
İlk bölüm “Müstear Adresler”in girişinde zihnimizde şekilleniyor bir adresin nasıl olup da müstear olabileceği. Yaşıyoruz, mekânları hayatımızın merkezine alıyoruz ama bir bakıyoruz aslında her şey bir göçebe ruhun hercailiğinden ibaretmiş. Görünen ile yaşanan arasındaki derin uçurum da buradan geliyor. Biz aslında mekânları değil olayları yaşıyoruz. Bir şeyin zihnimize yerleşmesi için fıtratımızla uyuşması gerekiyor.
“Sanat ve edebiyat eserlerine bir biçimde giren mahalle, sokak, cadde, kasaba ve şehirlerin, hafızamızdakiler olması mümkün değildir; hayallerimizin estetik algısıyla yeniden inşa edilen ve bir anlamda müstear mekânlardır.”
Hüseyin Su’nun verdiği örneklerden hareketle şunu düşünebiliriz; Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar” şiirini okuruz ama o kaldırımların neresi olduğunu düşünmeyiz. Böylelikle şiirin somut bir imgesi bizim dünyamızda müstear bir hale bürünmüş olur. Elbette bu mekân bizim için müstear olsa da Necip Fazıl için gerçek bir mekândır.
Müstear adresleri tam olarak ifade etmese de yazar bize öyle bir yol tarifi yapıyor ki gönül yoluyla gidilip bulunacak adreslerin ardına düşüyoruz.
“Hangi şehre, hangi kasabaya gidilirse gidilsin, mutlaka ilk uğranılması gereken yerler, ilk önce ve hiç tereddüt etmeden çalınacak kapılar, oradaki kitabevleri, dergi büroları, kültür ve düşünce evleri ya da ‘merkez insanlar’ın kişisel büroları ve evleri olmuştur.”
Burada Hüseyin Su belli bir adres vermiyor ama gönül birlikteliği olanların aklına; “merkez insanların kişisel büroları” ifadesinden hemen Eskişehir ve Atasoy Müftüoğlu geliyor. Zaten kitabın ilerleyen sayfalarında “Atasoy Müftüoğlu’nun Mekânları” isimli bir bölüm de var kitapta.
Emek ve yürek insanlarının evleri
Hüseyin Su, Edebiyat dergisi geleneğinden gelen bir yazar. Bu geleneği çalışmalarıyla sürdüren isimlerin ilk sıralarında geliyor Su. Edebiyat dergisi mekânları ve Nuri Pakdil kitapta en hacimli yer tutan bölümler… Bu bağlamda sadece dergi büroları değil bu yola çıkmış emek ve yürek insanlarının evlerine de dikkat çekiyor Hüseyin Su.
“Gerek Nuri Pakdil’in, gerekse diğer yazarların evleri, Edebiyat dergisinin yayınlanma süreci açısından son derece önemli mekânlar olmalıydı. Şahitleri giderek azalan bu mekânların hikâyelerinin ve buralarda yaşananların yazılması, o günlerin düşünce ve edebiyat ortamlarının geleceğe aktarılması gerekir.”
“İz Bırakan Adresler” bölümünde karşımıza sırasıyla Âkif Emre, Abdallar, Nurullah Ataç ve Tomris Uyar çıkıyor. Âkif Emre ve İslamcılık Düşüncesi üzerine yapılan tespitler kitabın omurgasını oluşturuyor. Fani dünyada mekân arayanlar için yurt edinecekleri adresler var bu bölümde. İslam en büyük mekân. Yeter ki idrak edilebilsin.
Dünyanın göçebeleri abdallar
Abdallar ki dünyanın en güzel göçebeleridir. Burada da Muharrem ve Neşet Ertaş yol arkadaşı oluyor bize. Yani “Yıkık Şapkalı Kara Adamlar.”
“İnce Uçlu Bir Kalem” başlıklı bölümde Tomris Uyar’ı anlatıyor Hüseyin Su. Burada, edebiyatın birçok türünde eser veren isimlere değiniliyor, edebiyatın yazma mekânına dikkat çekiyor Su. “Önemli olan yazarın, yazdığı her türde verdiği eserleriyle o türün hakkını vermiş olmasıdır.” diyerek çok yerinde bir tespit yapıyor.
Kitabın son bölümü “Ufuk Adresler”de yazar bizleri geçmiş zamanda bir geziye çıkarıyor. Elimizde “Tahta Bir Bavul.” İçinden neler geçer bir tahta bavulun?
“Askerlerin yanında, gurbetçilerin, Alamancıların, mahpusların, İstanbul yolcularının, işçilerinin, öğrencilerin, hayatta ve beyaz perdede, terminallerde, garlarda, trenlerde hemen her zaman ellerinde gördüğümüz en belirgin eşyaları, tahta bavullarıdır.”
Son bölümün son iki yazısı “Ufuk Adres” başlığını tam anlamıyla karşılıyor. Nuri Pakdil’in Edebiyat Kuleleri ve Batı Notları üzerine kaleme alınmış iki yazı var burada. Hüseyin Su, Nuri Pakdil’i anlatırken bütün kelimelerini daha bir özenle seçiyor. Bütün yol işaretlerini Pakdil’in ruh iklimine çeviriyor. Bu mekân, adres bir kurtuluş reçetesi gibi yer alıyor kitapta.
Müstear Adresler kitabı okununca aslında herkes kendisinin de bir ya da daha fazla müstear adresinin olduğunu fark ediyor. Gitmesek de içimizin bir yerlerinde her zaman tetikte duran ilk fırsatta gönül haritasıyla yollara düşülecek müstear bir adres.
Hüseyin Su, dünya hayatında insana ferahlık veren adresleri paylaşmış okuyucular ile. Bu adresler ne kadar çok olursa insan o kadar güvende ve huzurda hissediyor kendini. Adres müstear olsa da muhabbet oldukça gönülden her zaman.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Birgül Oğuz’un 2012’de çıkan son kitabı Hah’ın ardından, nihayet, İstasyon geçtiğimiz yılın son döneminde yayınlandı. “Okullu” bir edebiyatçı olan Oğuz, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki Karşılaştırmalı Edebiyat lisansı ve Kültürel İncelemeler yüksek lisansının ardından, Moda Sahnesi’nde edebiyat dersleri verdi.

Mizah kulakta komik çınlasa da ciddi bir mesele. Hele de insanların öncelikli değer verdiği, hayatını etrafında biçimlendirdiği, eleştirisini önemsediği, hassasiyet kapsamındaki konulara değdiğinde tam anlamıyla barut fıçısına dönen bir mesele.

Spor muhabirliği yaparak başlamıştım metin yayınlamaya. Fenerbahçe’yle ilgili bir haber yazmıştım, ilk imzamı orada gördüm. O gazete sayfasını çerçevelettim, hâlâ saklarım. Farklı konularda yazılar yazsam da aslında üç aşağı beş yukarı aynı konular arasında gidip geliyorum. Bilmediğim hiçbir konuda da yazmamaya çalışıyorum.

 

-Queensryche / Lady Jane eşlik edebilir bu yazıya-

 

Hayranı olduğum, yarattığı “Oulipo” akımıyla edebiyat alanında yepyeni ve oldukça da neşeli bir sayfa açan şair ve yazar Raymond Queneau’nun dilimize Tahsin Yücel tarafından kazandırılan Zazie Metroda romanını bilir misiniz? (Bence bilmelisiniz!) Annesi, küçük Zazie’yi birkaç günlüğüne Paris’e, dayısının yanına getirir.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.