Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Mutlu aşk yoktur



Toplam oy: 13
Hikmet Hükümenoğlu
Can Yayınları
Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri, yalnız hikaye anlatmayı seven değil, bir derdi de sırtlanan, okurda etki bırakmayı başaran bir kitap.

Hikmet Hükümenoğlu, Körburun’daki uzun ve hacimli anlatısının ardından Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri ile kısa formlarla da nelerin başarılabileceğini gösteriyor; çağdaş Türk edebiyatı adına yüz akı bir öykü kitabı. Adına kılıçların şakıdığı, mürekkeplerin sel olup aktığı, hayatın ve edebiyatın gündeminde tükenmez bir yerin sahibi aşk hakkında romanslar, destanlar, mesneviler, ciltler dolusu şiirler, ucuz aşk romanları, epik hikayeler, başucu kitabı klasikler ve daha niceleri yazıldı... Hükümenoğlu öykülerinde aşkın epik tarafını değil de tam da hayatın içindeki o eksik, hasarlı, çoğunlukla sonu mutsuzluğa açılan taraflarını anlatmayı tercih ediyor. “Aşk Öyküleri No. (...)” şeklinde numaralandırdığı altı kısa metnin tamamı, hızlandırılmış bir şekilde, insanın aşk adını verdiği o tutkunun, kıvılcımın, çekimin nasıl olup da büyük bir mutsuzluğa dönüştüğünü gösteriyor. Sosyal veya ekonomik statü farkından dolayı bitiveren şehirli aşkların yanında, orta sınıfın aşklarında evlilik öncesi heyecanların evlendikten sonra klişe hayatlara dönüşümünü veren bu kısa metinler, bizim büyük mutsuzluğumuzun aldığı farklı halleri gösteriyor. Bu metinlerin çabuk gelişen hikayesini bıçak gibi kesen sonların okurda oluşturduğu rahatsızlık hissi de, bu mutsuzluk vurgusunu güçlendiriyor. Şu mesela: “Sonra evlendik, iki çocuğum oldu; biri kız biri oğlan. Oğlanın ciğerleri sürekli su topluyor, doktor doktor dolaşıyoruz.” Bu ifadelerin basitliğine karşıt bir çarpıcılığı olması, Hikmet Hükümenoğlu’nun anlatmayı seçtiği karakterlerin sesini bulmakta ve hikayenin yüreğindeki karşıtlığı ortaya koymadaki başarısı bence.

Bu kısa hikayelerden başka yedi tane klasik formda öykü var kitapta. Hepsinden bahsetmek bu yazıda mümkün olmasa da, kitabın ilk öyküsünü son öyküye bağlayan o küçük oyunun, okurun yıllar sonra dahi hatırında kalacak naif, buruk bir tat bırakarak bu iki metnin dramatik gücünü yükselttiğini not etmekte fayda var. Bu gruptaki öykülerde aşk, kendisini metinlerin konularında değil ama temalarında gösteriyor. Örneğin, kitaptaki en güçlü öykülerden biri olan “Mersedes 80”de, yaşlı ve zengin bir çift için şoförlük yapmaya başlayan karakterimizin –genç bir kız olur kendileri– aşkı, bu eski püskü ama asil arabadan başkası değildir. Kitabın bir diğer dikkat çekici öyküsü “Hudut” ise, Oğuz Atay’ın “Ne Evet Ne Hayır”ındaki takıntılı âşık karakteri hatırlatıyor. Kötü bir aşk deneyiminden sonra tanıdığı gazeteci abisi ile sınıra, savaş muhabirliği yapmaya gidiyor karakterimiz. Bu bakımdan, güncel bir meseleyi de farklı bir perspektiften ele alıyor Hükümenoğlu. Ama özgün olan, hikayenin bu dengesiz, şiddet eğilimli oğlanın diliyle anlatılıyor oluşu. Aslen trajik olan savaş, bombalar, çöken binalar ve ölen insanların okurda bıraktığı etki, metnin ilerlemesiyle anlatıcının bu tuhaf takıntılı yönünü görmemizle birlikte trajikomik bir hal alıyor. Metnin başarısı tam da burada; anlatıcının tutarsız ve takıntılı olduğunun okura yavaş yavaş hissettirilmesi ile öykünün ritmi giderek yükselerek finalde patlıyor.

Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri, yalnız hikaye anlatmayı seven değil, bir derdi de sırtlanan, okurda etki bırakmayı başaran bir kitap.

 

 

 


 

 

Görsel: Ece Zeber

 

 


 

>>> SabitFikir arşivinden ek okuma: “Olanlar hep birbiriyle ilişkilidir ve aynıdır”

 

 


 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İstisna ve Kayboluyorsun romanlarıyla tanıdığımız Christian Jungersen, kariyerinin ilk romanı Çalılık’ta, yaşlı bir adamın inançlarına ve hayatında yaptığı seçimlere dair nefes kesici bir hikaye anlatıyor... Çalılık, iki erkek –Paul ve Eduard– arasında yaklaşık 70 yıl boyunca süren karmaşık ama yoğun bir ilişki etrafında kurgulanmış.

Sinema meraklıları hatırlayacaktır; 1984’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan, yönetmenliğini Wim Wenders’ın üstlendiği Paris, Texas filminin esin kaynağı, Sam Shepard’ın kaleme aldığı Motel Günlükleri’ydi.

Kütüphaneler ve okur-yazarlık üzerine düşünen, dört yıl boyunca Borges’e kitaplar okuyan, Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı Alberto Manguel’i hepimiz biliyoruz; hatta bu ismi, 2015 yılında bir söyleşi için geldiği Boğaziçi Üniversitesi’nde dinleme şansı bile bulmuştuk.

1963 doğumlu İsviçreli yazar Peter Stamm, çağdaş Almanca edebiyatın başarılı isimlerinden. Romanları, tiyatro eserleri, radyo oyunları ile tanınıyor, pek çok ödülü var. Muhasebecilik ile başlayan hayatının yönünü –bir süre psikiyatri çalıştıktan sonra– edebiyata ve gazeteciliğe çevirmiş; edebiyatıyla günümüz meselelerini, insan ruhunun bugünlerde yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor.

19. ve 20. yüzyıl başında yazılmış Türkçe klasik eserlerin Latin harflerine aktarılarak yayımlanması son zamanlarda hız kazanarak devam ediyor. Birçok yayınevi klasikleri gündeme taşımaya başladı. Bu eserlerin bugünün okuru için nasıl yayıma hazırlanacağı da yavaş yavaş bir tartışma konusu halini aldı.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.