Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Mutlu aşk yoktur



Toplam oy: 64
Hikmet Hükümenoğlu
Can Yayınları
Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri, yalnız hikaye anlatmayı seven değil, bir derdi de sırtlanan, okurda etki bırakmayı başaran bir kitap.

Hikmet Hükümenoğlu, Körburun’daki uzun ve hacimli anlatısının ardından Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri ile kısa formlarla da nelerin başarılabileceğini gösteriyor; çağdaş Türk edebiyatı adına yüz akı bir öykü kitabı. Adına kılıçların şakıdığı, mürekkeplerin sel olup aktığı, hayatın ve edebiyatın gündeminde tükenmez bir yerin sahibi aşk hakkında romanslar, destanlar, mesneviler, ciltler dolusu şiirler, ucuz aşk romanları, epik hikayeler, başucu kitabı klasikler ve daha niceleri yazıldı... Hükümenoğlu öykülerinde aşkın epik tarafını değil de tam da hayatın içindeki o eksik, hasarlı, çoğunlukla sonu mutsuzluğa açılan taraflarını anlatmayı tercih ediyor. “Aşk Öyküleri No. (...)” şeklinde numaralandırdığı altı kısa metnin tamamı, hızlandırılmış bir şekilde, insanın aşk adını verdiği o tutkunun, kıvılcımın, çekimin nasıl olup da büyük bir mutsuzluğa dönüştüğünü gösteriyor. Sosyal veya ekonomik statü farkından dolayı bitiveren şehirli aşkların yanında, orta sınıfın aşklarında evlilik öncesi heyecanların evlendikten sonra klişe hayatlara dönüşümünü veren bu kısa metinler, bizim büyük mutsuzluğumuzun aldığı farklı halleri gösteriyor. Bu metinlerin çabuk gelişen hikayesini bıçak gibi kesen sonların okurda oluşturduğu rahatsızlık hissi de, bu mutsuzluk vurgusunu güçlendiriyor. Şu mesela: “Sonra evlendik, iki çocuğum oldu; biri kız biri oğlan. Oğlanın ciğerleri sürekli su topluyor, doktor doktor dolaşıyoruz.” Bu ifadelerin basitliğine karşıt bir çarpıcılığı olması, Hikmet Hükümenoğlu’nun anlatmayı seçtiği karakterlerin sesini bulmakta ve hikayenin yüreğindeki karşıtlığı ortaya koymadaki başarısı bence.

Bu kısa hikayelerden başka yedi tane klasik formda öykü var kitapta. Hepsinden bahsetmek bu yazıda mümkün olmasa da, kitabın ilk öyküsünü son öyküye bağlayan o küçük oyunun, okurun yıllar sonra dahi hatırında kalacak naif, buruk bir tat bırakarak bu iki metnin dramatik gücünü yükselttiğini not etmekte fayda var. Bu gruptaki öykülerde aşk, kendisini metinlerin konularında değil ama temalarında gösteriyor. Örneğin, kitaptaki en güçlü öykülerden biri olan “Mersedes 80”de, yaşlı ve zengin bir çift için şoförlük yapmaya başlayan karakterimizin –genç bir kız olur kendileri– aşkı, bu eski püskü ama asil arabadan başkası değildir. Kitabın bir diğer dikkat çekici öyküsü “Hudut” ise, Oğuz Atay’ın “Ne Evet Ne Hayır”ındaki takıntılı âşık karakteri hatırlatıyor. Kötü bir aşk deneyiminden sonra tanıdığı gazeteci abisi ile sınıra, savaş muhabirliği yapmaya gidiyor karakterimiz. Bu bakımdan, güncel bir meseleyi de farklı bir perspektiften ele alıyor Hükümenoğlu. Ama özgün olan, hikayenin bu dengesiz, şiddet eğilimli oğlanın diliyle anlatılıyor oluşu. Aslen trajik olan savaş, bombalar, çöken binalar ve ölen insanların okurda bıraktığı etki, metnin ilerlemesiyle anlatıcının bu tuhaf takıntılı yönünü görmemizle birlikte trajikomik bir hal alıyor. Metnin başarısı tam da burada; anlatıcının tutarsız ve takıntılı olduğunun okura yavaş yavaş hissettirilmesi ile öykünün ritmi giderek yükselerek finalde patlıyor.

Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri, yalnız hikaye anlatmayı seven değil, bir derdi de sırtlanan, okurda etki bırakmayı başaran bir kitap.

 

 

 


 

 

Görsel: Ece Zeber

 

 


 

>>> SabitFikir arşivinden ek okuma: “Olanlar hep birbiriyle ilişkilidir ve aynıdır”

 

 


 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tıpkı sizin gibi. Kitabı eline almış ve alacaklar gibi, zarif kitap kapağına hayran oluyorum. Kitap kapağının güzelliğinin sadece çizgilerden ibaret olmadığını hissetmiş olmalıyız öyle uzun uzun bakarken. Kuşlarla gelen bir genişlik, kanatlanma duygusu, sarı ile gelen anlam, uçabilecek olmanın tedirginliği ve başkaca pıt pıt açıverecek nice duyguları bekleyerek bakıyoruz resme.

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.