Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Öfkeli bir yıldızın altında



Toplam oy: 18
Ayça Güçlüten
İthaki Yayınları
Kurduğu lokomotifin sürekli aşağıya doğru ve hızla gidişini okutuyor Güçlüten.

İnsan bazen, aklını bulandıran, onu belki bir kıyıya belki bir uçurumun kenarına iten kitaplarla karşılaşır. Bu hayatta pek az olan bir şeydir. İnsan kitap elinde, itilip kaldığı yerden dünyaya bakakalır. Okuduğu satırların aralarına sıkışır, ağırlığı fark edilmeyen bir kitabın altında kalır. Boğazda bir yumru aynaya bakmaktan korkmaktır bazı kitaplar. Delilik elinizin altında sayfaların arasında, bir çığlık atsanız göğün göğsü yarılacak gibi durur yine de sakin kalmalı, diye kendi kendinizi sayıklarken bulursunuz.

Disko Topu Ayça Güçlüten’in üçüncü kitabı. Güçlüten, pek çok yayında muhabirlik, köşe yazarlığı, metin yazarlığı ve içerik yönetmenliği yaptı ve halen yapıyor. Daha önce Uykusuz (2014) adında bir romanı ve 2016 yılında da Oda kitabı yayımlandı.


Disko Topu bir varolamayış hikayesi olarak okunabileceği gibi, varlığa ve akla bir karşı duruş hikayesi olarak da okunabilir. Bir kadın, kayıp, ölmüş bir anne, ölmüş bir Nene, bir küçük kız çocuğu, akıl hastanesi, sürekli kaybolmalar ve yeniden bulunmalar, çalışmayı denemeler, gerçek hayatta varolamamalar, yardıma ihtiyacının olduğunun bile farkına varamamak... Meczupluk ya da çaresizlik değil, hayata karşı tek arzunun, hissedilen yegane şeyin insanların uzak durması olması. Bir başkaldırı değil, bir durma hali. 

“Ben bir yıldızdım. Adiydim. Bir tesadüftüm.” diyerek başlıyor roman. Tesadüfün ne demek olduğunu okudukça anlıyorsunuz. Bir sayıklama gibi başlıyor her şey, sonrasındaysa hikaye kendi karmaşık yapısı içerisinde akmaya devam ediyor. Karmaşık yapısı derken, çözülmesi gereken bir olaylar zincirinden ziyade kahramanın aklının kayboluşlarına kendinizi bırakmanız gerekiyor.

Sokaklar, çöpler, aramalar, bulmalar ve kaybolmalarla örülü Disko Topu. Bir ev, konuşan mobilyalar, Nene ve küçük bir kız çocuğu ile hayatta kalmaya çalışan bir kadın. İnsanlarla iletişimi kötü olsa dahi duvarlarla, kapı tokmaklarıyla, çekmecelerle bir şekilde iletişim kurabiliyor. Onun aklı pek çok şeye, pek çok insanınki gibi ermiyor. Görünmeyen ve görünmek için çaba sarf etmeyen, bir şekilde öylesine hayatta kalmış insanlardan biri. İğreti. Görülecek bir hesabı yok. Kendi varlığından dahi emin değil. Savrulmuş.

Ayça Güçlüten’in dili şiire oldukça yakın. Bir kadının bilinçaltında dolanıp duruyor. Ayak izi görünmeyecek kadar hafif bir kadın yalnızlıkla, dünyayla, bir küçük çocuk ile nasıl başa çıkacağını bilemiyor. Hayata dair öğrendiği şeyler diğerleri gibi değil. Bir ağzın içerisindeki “olmayan bir diş” gibi yaşıyor hayatını. Yoklukla ve asla var olmayı istemeyerek, beklemeyerek. Küçük kuytusunda mesut insanlara dışarıdan müdahaleler geldiğinde hayatın nasıl sarpa sardığına dair bir roman Disko Topu. Hayatına tesadüf eden her şeyin, onu olduğu yerden daha aşağıya çekmesini anlatıyor kadın. Kitabın ilk sayfasında “Unutulmamak hayata ait değil zaten.” değil diyor, sonlarına doğru ise “Unutmak... Zorunda kalırsan olur. Seni içinde bulunduğun karanlığa körleştirecekse olur.” diyor. Kendi halinde yaşamaya ve kendini ait gördüğü disko topundan bir dünyanın içerisinde kaybolmaya hazır... Her daim gün yüzüne çıkartılan, asla güneş görmemesi gereken bir çiçek gibi. 

Ayça Güçlüten tınısıyla, içine dönüşleriyle, kayboluşlarıyla, metinin sessizliği ve kahramanının yokluğu, yoksunlukları ve yoksullukları ile pek çok şeyi anlatıyor. Aynaya baktığında bütününü gören insanlarla aynada kendi gözünün içine bakan insanlar arasındaki ayrımı anlatıyor. Sevmeyen, sevilmeyen insanın zamanla çürüdüğüne tanıklık ettiriyor. Ve dünyanın bayağılığı ile yaşamayı reddeden bir kadına bir hayat resmediyor.

Disko Topu son zamanlarda okuduğum en sağlam metinlerden biri. Kurduğu lokomotifin sürekli aşağıya doğru ve hızla gidişini okutuyor Güçlüten. Birçok kısa cümlesinin içerisinde insana uzun bir suskunluğun yanı sıra bir kırgınlığı hatırlatıyor. Sting’in o çok sevdiğim şarkısının sözlerini hatırlatır gibi “öfkeli bir yıldızın altında doğan biz insanlar / ne denli kırılgan olduğumuzu unutmayalım diye” yazılmış bir roman Disko Topu. “İnsan ziyandır” demeyi kendine hak gören bir roman.

 

 

 


 

 

 


Görsel: Seda Mit

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Hayat çok sıkıcı, çok şükür ki ölüm var. Aşk, hayat ve sanat. Zaten bunların hepsi ölüm demek. Bu öngörü, birkaç bin yıl önceki bir yazıttan alıntı. Öleceğimiz ana kadar –bazen bir buzul kayanın üzerinde, bazen çölün ortasında– yalnızlıktan yakınarak ağlıyoruz. Diğerleriyle birlikte. Ama nazar değmesin, hayatta kalma reflekslerimiz, ölümlü olduklarını bilmeyen hayvanlarınkiyle neredeyse denk.

Jim Thompson imzalı Vahşet Gecesi, “ucuz” polisiye alanındaki en iddialı eserlerden biri. Ardından gelenlerin basamak taşı olsa da, genel görüş, henüz onu kimsenin geçmediği ve daha bir süre geçemeyeceği yönünde.

Kobayaşi Takici, Japonya’da işçi edebiyatının başlangıcı sayılan Yengeç Konserveleme Gemisi romanında güç koşullar altında av yapan bir gemi mürettabatının isyanını anlatıyor.

1935’te, henüz 26 yaşında, doktorasını yeni tamamlamış bir sanat tarihçisi olan Ernst Gombrich, dünya tarihini sevdirmek amaçlı bir kitapçık yazmayı denemiş: Almanca yazdığı kitabın başlığı “Genç Okurlar İçin Kısa Dünya Tarihi.” Böylesi geniş bir konuyu 40 kısa bölümde açıkladığı kitap klasikleşmiş sonradan.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.