Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Öfkeli bir yıldızın altında



Toplam oy: 142
Ayça Güçlüten
İthaki Yayınları
Kurduğu lokomotifin sürekli aşağıya doğru ve hızla gidişini okutuyor Güçlüten.

İnsan bazen, aklını bulandıran, onu belki bir kıyıya belki bir uçurumun kenarına iten kitaplarla karşılaşır. Bu hayatta pek az olan bir şeydir. İnsan kitap elinde, itilip kaldığı yerden dünyaya bakakalır. Okuduğu satırların aralarına sıkışır, ağırlığı fark edilmeyen bir kitabın altında kalır. Boğazda bir yumru aynaya bakmaktan korkmaktır bazı kitaplar. Delilik elinizin altında sayfaların arasında, bir çığlık atsanız göğün göğsü yarılacak gibi durur yine de sakin kalmalı, diye kendi kendinizi sayıklarken bulursunuz.

Disko Topu Ayça Güçlüten’in üçüncü kitabı. Güçlüten, pek çok yayında muhabirlik, köşe yazarlığı, metin yazarlığı ve içerik yönetmenliği yaptı ve halen yapıyor. Daha önce Uykusuz (2014) adında bir romanı ve 2016 yılında da Oda kitabı yayımlandı.


Disko Topu bir varolamayış hikayesi olarak okunabileceği gibi, varlığa ve akla bir karşı duruş hikayesi olarak da okunabilir. Bir kadın, kayıp, ölmüş bir anne, ölmüş bir Nene, bir küçük kız çocuğu, akıl hastanesi, sürekli kaybolmalar ve yeniden bulunmalar, çalışmayı denemeler, gerçek hayatta varolamamalar, yardıma ihtiyacının olduğunun bile farkına varamamak... Meczupluk ya da çaresizlik değil, hayata karşı tek arzunun, hissedilen yegane şeyin insanların uzak durması olması. Bir başkaldırı değil, bir durma hali. 

“Ben bir yıldızdım. Adiydim. Bir tesadüftüm.” diyerek başlıyor roman. Tesadüfün ne demek olduğunu okudukça anlıyorsunuz. Bir sayıklama gibi başlıyor her şey, sonrasındaysa hikaye kendi karmaşık yapısı içerisinde akmaya devam ediyor. Karmaşık yapısı derken, çözülmesi gereken bir olaylar zincirinden ziyade kahramanın aklının kayboluşlarına kendinizi bırakmanız gerekiyor.

Sokaklar, çöpler, aramalar, bulmalar ve kaybolmalarla örülü Disko Topu. Bir ev, konuşan mobilyalar, Nene ve küçük bir kız çocuğu ile hayatta kalmaya çalışan bir kadın. İnsanlarla iletişimi kötü olsa dahi duvarlarla, kapı tokmaklarıyla, çekmecelerle bir şekilde iletişim kurabiliyor. Onun aklı pek çok şeye, pek çok insanınki gibi ermiyor. Görünmeyen ve görünmek için çaba sarf etmeyen, bir şekilde öylesine hayatta kalmış insanlardan biri. İğreti. Görülecek bir hesabı yok. Kendi varlığından dahi emin değil. Savrulmuş.

Ayça Güçlüten’in dili şiire oldukça yakın. Bir kadının bilinçaltında dolanıp duruyor. Ayak izi görünmeyecek kadar hafif bir kadın yalnızlıkla, dünyayla, bir küçük çocuk ile nasıl başa çıkacağını bilemiyor. Hayata dair öğrendiği şeyler diğerleri gibi değil. Bir ağzın içerisindeki “olmayan bir diş” gibi yaşıyor hayatını. Yoklukla ve asla var olmayı istemeyerek, beklemeyerek. Küçük kuytusunda mesut insanlara dışarıdan müdahaleler geldiğinde hayatın nasıl sarpa sardığına dair bir roman Disko Topu. Hayatına tesadüf eden her şeyin, onu olduğu yerden daha aşağıya çekmesini anlatıyor kadın. Kitabın ilk sayfasında “Unutulmamak hayata ait değil zaten.” değil diyor, sonlarına doğru ise “Unutmak... Zorunda kalırsan olur. Seni içinde bulunduğun karanlığa körleştirecekse olur.” diyor. Kendi halinde yaşamaya ve kendini ait gördüğü disko topundan bir dünyanın içerisinde kaybolmaya hazır... Her daim gün yüzüne çıkartılan, asla güneş görmemesi gereken bir çiçek gibi. 

Ayça Güçlüten tınısıyla, içine dönüşleriyle, kayboluşlarıyla, metinin sessizliği ve kahramanının yokluğu, yoksunlukları ve yoksullukları ile pek çok şeyi anlatıyor. Aynaya baktığında bütününü gören insanlarla aynada kendi gözünün içine bakan insanlar arasındaki ayrımı anlatıyor. Sevmeyen, sevilmeyen insanın zamanla çürüdüğüne tanıklık ettiriyor. Ve dünyanın bayağılığı ile yaşamayı reddeden bir kadına bir hayat resmediyor.

Disko Topu son zamanlarda okuduğum en sağlam metinlerden biri. Kurduğu lokomotifin sürekli aşağıya doğru ve hızla gidişini okutuyor Güçlüten. Birçok kısa cümlesinin içerisinde insana uzun bir suskunluğun yanı sıra bir kırgınlığı hatırlatıyor. Sting’in o çok sevdiğim şarkısının sözlerini hatırlatır gibi “öfkeli bir yıldızın altında doğan biz insanlar / ne denli kırılgan olduğumuzu unutmayalım diye” yazılmış bir roman Disko Topu. “İnsan ziyandır” demeyi kendine hak gören bir roman.

 

 

 


 

 

 


Görsel: Seda Mit

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

1970’lerde Tutunamayanlar yayımlandığında edebiyat kamuoyunda derin bir sessizlikle karşılanmıştı. Bunun nedenleri epeyce tartışıldı ancak şurasını hatırlatmakta fayda var: Kalbi bu dünya için fazla hassas olanların sayıca artıp toplumda daha görünür olduğu dönemler ile Oğuz Atay’ın kitabının tanınıp bilinirliği arasında doğrudan bir ilişki var.

Silvan Alpoğuz: Postmodern ve politik

 

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Nobel en prestijli ödüllerden biri olarak biliniyor. Özellikle “Edebiyat” ödülleri her zaman yeni tartışmalara gebe. Nobel’i alan yazarlar kadar, aday gösterilip alamayan yazarlar da bu tartışmanın konusu. Hakkında bir borsa bile var biliyorsunuz.