Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Ölümsüz Aşkların En Fantastiği: Reenkarnasyon Blues



Toplam oy: 6
Çeşitli derlemelerde öyküleriyle yer alsa bile, epey meşakkatli bir derin hikâyeye giriştiği 2018 tarihli Reenkarnasyon Blues aslında Michael Poore'nin ikinci romanı. Doğrusu Poore cesur ve tehlikeli bir işe adım atmış, çünkü kitabında sadece reenkarnasyon kavramını işlemiyor, bununla birlikte baş karakterinin tekrar tekrar yaşama döndüğü birbirinden çok farklı tarihteki bölgelerin yaşamlarına da dâhil ediyor okuru.

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç. Fiziksel olmayan öz, yani ruhun biyolojik ölümden sonra tekrar farklı bedende yeni bir hayata başlaması özellikle merkezi ve detaylı olarak Budizm, Hinduizm, Jainizm gibi Hint dinlerinde görülüyor. Ancak ruh göçü inancını sadece bu dinlerle sınırlayamayız, öyle ki Sokrates, Platon gibi bazı filozofların yeniden doğuş düşüncelerini yahut bazı dinlerde bu kavrama doğrudan inanç olmasa bile atıfları görüyoruz. Hatta farklı bedende yeniden hayata dönmeye Nors Mitolojisi’nde dahi rastlanıyor. Kısacası dünyadaki birçok insan bu görüşe tarih boyunca inanmış, hatta günümüzde de bu sayı oldukça fazla.

Bilim kurgu ve fantastik öğeler merkezinde

Ruh göçü inancını kitabın ana etmeni hâline getirmesinin yanı sıra ilgili konsepti hem bilimkurgu hem fantastik öğelerle buluşturmasıyla Michael Poore’un Reenkarnasyon Blues romanı, reenkarnasyonun popüler kültürdeki yakın dönemde dikkat çeken örneklerinden olarak gösterilebilir. Bu kitap yakınlarda Kıvanç Güney’in çevirisi ve Burçak Başpınar’ın temiz çalışmasıyla Domingo Yayınevi etiketiyle dilimize kazandırıldı. Yazarın muzip anlatımı ve farklı kavramları oldukça fazla kullanması göz önüne alındığında Güney ve Başpınar’ın çalışmasını tebrik etmek gerekiyor. Konusundan kısaca bahsedecek olursam; cinsiyeti, hatta bedenlendiği canlı türü değişse bile genelde adı Milo’nun varyasyonları olan baş karakterimizin, kusursuzluğa ulaşmaya çabalamasını okuyoruz. Her ruh öldükten sonra Yaşam adı verilen ve dünya ile benzerlikleri bulunan fantastik bir yere gidiyor ve burada belirli vakit geçirdikten sonra tekrar yaşama dönüyorlar. Milo ölmekten bıkmıyor, kişisel geçmişinde de her türlüsünü tatmış; “Mızrakla vurulmuş, süngülenmiş, havaya uçurulmuş, vurulup kan kaybından ölmüş … Bir seferinde Türklerin eline düşmüş ve mancınıkla şehir surlarının üzerinden Viyana’ya fırlatılmış. En sevdiği ölüm buydu.”
Ruhların yaşamlarında başkalarına koşulsuz iyilik, insanlık adına faydalı olma gibi değişen şekillerde kusursuzluğa ulaşması bekleniyor ve bunun için bin yaşam hakları var. Yoksa hiçliğe karışacaklar. Baş karakterimiz Milo’nunsa son hakları kaldı… Ölüm’le aşkı mükemmele ulaşmasındaki engel mi, yoksa tek çaresi mi? Romeo ve Juliet, Talat ile Fitnat… Birçok ölümsüz aşk hikâyesi okuduk. Milo ve Ölüm’ün aşkı içinse gerçekten ebedî diyebiliriz. Aksi tüm kurallara ve engellere rağmen bin yaşam sürüyor.

Milo'nun yaşamındaki kısa hikâyeler
Çeşitli derlemelerde öyküleriyle yer alsa bile, epey meşakkatli bir derin hikâyeye giriştiği 2018 tarihli Reenkarnasyon Blues aslında yazarın ikinci romanı. Doğrusu Poore cesur ve tehlikeli bir işe adım atmış, çünkü kitabında sadece reenkarnasyon kavramını işlemiyor, bununla birlikte baş karakterinin tekrar tekrar yaşama döndüğü birbirinden çok farklı tarihteki bölgelerin yaşamlarına da dâhil ediyor okuru. Bu da aslında okuduğumuz her farklı hayat için yazarın detaylı araştırma yapmasını zorunlu kılıyor. Hatta romanın ana izlencesi kusursuzluğa uğraşma çabasının yanında, aslında kitapta Milo’nun yaşamlarındaki kısa hikâyelerini okuyoruz. Yeri geliyor karakterimiz milattan önce 2600 yılında Mlovasu Pradeş olarak İndus Nehri Vadisi’ne gidiyor, başka hayatında milattan sonra 2115’te su kartelinin uzay kancasında böcek olarak yaşıyor. Sözün kısası Poore eserinde içinde birçok türü ve mekânı barındırıyor. İşin güzeli şu ki bunun altından kalkabilmiş, okura keyifli ve ilginç bir anlatı sunmuş.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Birgül Oğuz’un 2012’de çıkan son kitabı Hah’ın ardından, nihayet, İstasyon geçtiğimiz yılın son döneminde yayınlandı. “Okullu” bir edebiyatçı olan Oğuz, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki Karşılaştırmalı Edebiyat lisansı ve Kültürel İncelemeler yüksek lisansının ardından, Moda Sahnesi’nde edebiyat dersleri verdi.

Mizah kulakta komik çınlasa da ciddi bir mesele. Hele de insanların öncelikli değer verdiği, hayatını etrafında biçimlendirdiği, eleştirisini önemsediği, hassasiyet kapsamındaki konulara değdiğinde tam anlamıyla barut fıçısına dönen bir mesele.

Spor muhabirliği yaparak başlamıştım metin yayınlamaya. Fenerbahçe’yle ilgili bir haber yazmıştım, ilk imzamı orada gördüm. O gazete sayfasını çerçevelettim, hâlâ saklarım. Farklı konularda yazılar yazsam da aslında üç aşağı beş yukarı aynı konular arasında gidip geliyorum. Bilmediğim hiçbir konuda da yazmamaya çalışıyorum.

 

-Queensryche / Lady Jane eşlik edebilir bu yazıya-

 

Hayranı olduğum, yarattığı “Oulipo” akımıyla edebiyat alanında yepyeni ve oldukça da neşeli bir sayfa açan şair ve yazar Raymond Queneau’nun dilimize Tahsin Yücel tarafından kazandırılan Zazie Metroda romanını bilir misiniz? (Bence bilmelisiniz!) Annesi, küçük Zazie’yi birkaç günlüğüne Paris’e, dayısının yanına getirir.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.