Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Öteki Dünya’da görüşeceğiz!



Toplam oy: 912
J. G. Ballard
Sel Yayıncılık
Gezi Parkı günlerinin üzerinden çok az bir zaman geçmişken ve AVM meselesi yine gündeme gelmişken bu romanı okumak ve Ballard’ın kalemi tarafından silkelenmek gerekiyor.

Bir Ballard uzmanı olan akademisyen Jeannette Baxter’ın, yakından tanıdığı bu ünlü yazarla yaptığı röportaj Ballard’ın şu sözleriyle kapanıyordu: “Bugünlerde herkes bir kurban; ebeveynlerin, doktorların, ilaç şirketlerinin, hatta aşkın ta kendisinin kurbanı. Ve nasıl da zevk alıyoruz bundan. En mutlu anlarımız, yeni kurbanlık çeşitleri bulmaya çalışarak geçirdiğimiz zamanlar…” Yozlaşan kültürümüzden bahseden Ballard, bu sözleri dile getirdiğinde Öteki Dünya adlı romanının yayımlanmasına iki yıl vardı. Belli ki bu romanını da diğerleri gibi insanlığın suratına çarpacaktı Ballard. Sadist olduğumuz kadar mazoşist de olduğumuzu gösterecek, edilgen olduğumuzda ne kadar vahşileşiyorsak, etken olduğumuzda da bir o kadar dizginlenemez olduğumuzu ispatlayacaktı adeta.

 

Halbuki modern insanın acı çekerken olduğu gibi acı verirken de sabit kalan bir özelliği vardı: Uysallık. Farkında olmadan, bilinçsizce bir tüketim, ezberlenen sloganlar, peşinden gidilen liderler, siyasi manifestolar haline gelen reklam metinleri, tapınak olma yolundaki AVM’ler… İşte tüm bunların karşısında uysaldı insan. Ballard ise bize bunları fark ettiren yazarlardan biri oldu. Ondan önce Ray Bradbury ve Aldous Huxley vardı. Ballard daha vahşi bir dünya resmediyordu, çünkü onun çağı daha vahşiydi. Ayrıca daha bilimseldi ve daha kurgusaldı da…

 

Orijinal adı Kingdom Come olan romanın Öteki Dünya ismiyle çevrilmesi doğru bir tercih, ancak doğruluğunun ötesinde bir anlamı da var: Biz Ballard’ı, bildiğimiz dünyanın, bugün ve buradaki dünyanın son zamanlarda aldığı ya da çok yakın zamanda alacağı hali yansıtmadaki hüneriyle tanıyoruz. Öteki Dünya, bize bugünü anlatan bir roman, ama aslında sonu gelmiş bir dünyayı da anlatıyor. Bir kıyamet gününü, son hesaplaşma zamanını gösteriyor bu romandaki dünya. 11 Eylül sonrasında okuduğumuz sayılı Ballard eserinden biri... 1960’lardan beri yazan, 70’lerin tepkiselliğini, 80’lerin Soğuk Savaş günlerini, 90’ların değişim rüzgarını ve 21. yüzyılın başlangıcını görmüş bir yazarın, toplumu eleştirirken kullandığı edebi filtre farklı oluyor tabii.


2006’da yayımlanmış olsa da, bizim bu romanı bugünlerde okuyor olmamız da kendi edebi şansımız. Daha Gezi Parkı günlerinin üzerinden çok az bir zaman geçmişken ve AVM meselesi yine gündeme gelmişken bu romanı okumak ve Ballard’ın kalemi tarafından silkelenmek gerekiyor, çünkü Öteki Dünya’da kötü karakterlerden ziyade kötü bir “mekan” var; o da bir AVM.

 

 

Bir baba-oğul ilişkisi

 

Yeni geldiği kasabada hayatın bir alışveriş merkezi etrafında döndüğünü gören, ama o alışveriş merkezinin nelere gebe olduğunu zamanla anlayacak, hatta alışverişin neden bir cinayetin merkezinde olduğunu çözmek için uğraşacak bir kahramanımız var bu romanda: Richard. Ancak öyle iki detay var ki, bir önceki cümlede söylediklerimin ağırlığını artırıyor. Birincisi, Richard reklam sektöründe çalışmış biri, yani pazarlamanın ve satışın bu dünyanın düzeninde ne kadar önemli bir yer kapladığının farkında olması gereken biri. İkincisiyse şu: Richard’ın bu kasabaya geliş sebebi, babasının bir cinayete kurban gitmesi, hem de alışveriş merkezinin orta yerinde işlenmiş bir cinayete. Ballard böylece duygusal bir boyut da ekliyor kurguya. Bir baba-oğul ilişkisini okuyoruz satır arasında.

 

Gözünüzün önünde distopik bir tablo canlanmıştır elbette, ama bilimkurgu edebiyatındaki ünlü distopyalardan birini beklemeyin bu kitaptan. Bir yeraltı edebiyatı metninin rahatsız ediciliğini, Stephen King tarzı bir gizem duygusunu, polisiye değil de bilimkurgu okurlarının daha çok benimseyeceği bir şekilde aydınlatılan cinayet öyküsünü bekleyin. Diğer yandan, Ballard’ın biraz didaktik bir üslubu olduğunu, yer yer eleştirel görüşünü tekrar etme sıklığının sınırını biraz aştığını da söyleyebiliriz. Çoğumuz zaten Ballard’a katılacaktır, onun tepkisine ve sertliğine hak verecektir. Modern kültürle, tüketim toplumuyla, faşizm ve kapitalizmle meselesi olan bir romanı kötü yazmak çok kolaydır, ama Ballard’ın güçlü bir eser yarattığını söyleyebiliriz. Tabii Sel Yayıncılık’ın Süha Sertabiboğlu çevirisiyle yayımladığı bu kitabın oldukça akıcı Türkçesi de işimizi kolaylaştırıyor.

 

Bu kitabı okuduktan sonra bir AVM’ye girmek cesaret isteyebilir, ama belki de ilk yapılması gereken şeydir bir alışveriş merkezinin ortasında, elleri poşetlerle dolu insanların arasında, yürüyen merdivenlerin karşısında durmak ve “Öteki Dünya”yı görmek…

 

 


 

* Görsel: Kaan Bağcı

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Türkçede 2013 yılında yayımlanan Toby’nin Odası kitabıyla tanınan İngiliz yazar Pat Barker, yeni kitabı Kızların Suskunluğu ile ikinci kez Türk okurları selamlıyor. İlyada destanına yeni bir bakış getirdiği Kızların Suskunluğu, feminist yazına katkı niteliği de taşıyor.

Türkiye’de zamanında çokça ilgi gören Texas, Teks, Tommiks (Orijinali Captain Miki) türevi çizgi romanların ülkemizdeki macerasını Sabitfikir’in geçen sayısındaki dosya içerisinde kısaca özetlemeye çalışmıştık (“Türkiye’de Çizgi Romanın Yeniden Yükselişi”, Sabitfikir #114, 2020).

Yazarların ve sinemacıların birbirleriyle mektuplaşmalarının kitaplaşmasına aşinayız. Karantina Günlerinde Evin E-Hali de böyle bir kitap, yazışmalardan ortaya çıkmış. Ama gerekçesi fazlasıyla kendisine has. Fikir nereden ve nasıl ortaya çıktı, biraz anlatabilir misiniz?

 

Sütçü, topluluk içinde dönüp dolaşan bir dedikodunun romanı. Ortada bir gerçek yok, sadece, o gerçeğin üstüne konuşulanlar var ve bir süre sonra, toplumun tüm üyeleri, bu dedikodunun gerçek olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

 

Polisiye tutkunları, İskandinav polisiyesinin türün içinde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. Özellikle son yıllarda Türkçeye kazandırılan yeni yazarlarla beraber, bu soğuk toprakların suç öykülerine olan ilgimiz gitgide artıyor. Bunlardan biri de Türkçe için kısmen yeni, fakat İskandinav polisiyesi için artık klasikleşmiş bir seri; Martin Beck.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.