Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Öteki Dünya’da görüşeceğiz!



Toplam oy: 930
J. G. Ballard
Sel Yayıncılık
Gezi Parkı günlerinin üzerinden çok az bir zaman geçmişken ve AVM meselesi yine gündeme gelmişken bu romanı okumak ve Ballard’ın kalemi tarafından silkelenmek gerekiyor.

Bir Ballard uzmanı olan akademisyen Jeannette Baxter’ın, yakından tanıdığı bu ünlü yazarla yaptığı röportaj Ballard’ın şu sözleriyle kapanıyordu: “Bugünlerde herkes bir kurban; ebeveynlerin, doktorların, ilaç şirketlerinin, hatta aşkın ta kendisinin kurbanı. Ve nasıl da zevk alıyoruz bundan. En mutlu anlarımız, yeni kurbanlık çeşitleri bulmaya çalışarak geçirdiğimiz zamanlar…” Yozlaşan kültürümüzden bahseden Ballard, bu sözleri dile getirdiğinde Öteki Dünya adlı romanının yayımlanmasına iki yıl vardı. Belli ki bu romanını da diğerleri gibi insanlığın suratına çarpacaktı Ballard. Sadist olduğumuz kadar mazoşist de olduğumuzu gösterecek, edilgen olduğumuzda ne kadar vahşileşiyorsak, etken olduğumuzda da bir o kadar dizginlenemez olduğumuzu ispatlayacaktı adeta.

 

Halbuki modern insanın acı çekerken olduğu gibi acı verirken de sabit kalan bir özelliği vardı: Uysallık. Farkında olmadan, bilinçsizce bir tüketim, ezberlenen sloganlar, peşinden gidilen liderler, siyasi manifestolar haline gelen reklam metinleri, tapınak olma yolundaki AVM’ler… İşte tüm bunların karşısında uysaldı insan. Ballard ise bize bunları fark ettiren yazarlardan biri oldu. Ondan önce Ray Bradbury ve Aldous Huxley vardı. Ballard daha vahşi bir dünya resmediyordu, çünkü onun çağı daha vahşiydi. Ayrıca daha bilimseldi ve daha kurgusaldı da…

 

Orijinal adı Kingdom Come olan romanın Öteki Dünya ismiyle çevrilmesi doğru bir tercih, ancak doğruluğunun ötesinde bir anlamı da var: Biz Ballard’ı, bildiğimiz dünyanın, bugün ve buradaki dünyanın son zamanlarda aldığı ya da çok yakın zamanda alacağı hali yansıtmadaki hüneriyle tanıyoruz. Öteki Dünya, bize bugünü anlatan bir roman, ama aslında sonu gelmiş bir dünyayı da anlatıyor. Bir kıyamet gününü, son hesaplaşma zamanını gösteriyor bu romandaki dünya. 11 Eylül sonrasında okuduğumuz sayılı Ballard eserinden biri... 1960’lardan beri yazan, 70’lerin tepkiselliğini, 80’lerin Soğuk Savaş günlerini, 90’ların değişim rüzgarını ve 21. yüzyılın başlangıcını görmüş bir yazarın, toplumu eleştirirken kullandığı edebi filtre farklı oluyor tabii.


2006’da yayımlanmış olsa da, bizim bu romanı bugünlerde okuyor olmamız da kendi edebi şansımız. Daha Gezi Parkı günlerinin üzerinden çok az bir zaman geçmişken ve AVM meselesi yine gündeme gelmişken bu romanı okumak ve Ballard’ın kalemi tarafından silkelenmek gerekiyor, çünkü Öteki Dünya’da kötü karakterlerden ziyade kötü bir “mekan” var; o da bir AVM.

 

 

Bir baba-oğul ilişkisi

 

Yeni geldiği kasabada hayatın bir alışveriş merkezi etrafında döndüğünü gören, ama o alışveriş merkezinin nelere gebe olduğunu zamanla anlayacak, hatta alışverişin neden bir cinayetin merkezinde olduğunu çözmek için uğraşacak bir kahramanımız var bu romanda: Richard. Ancak öyle iki detay var ki, bir önceki cümlede söylediklerimin ağırlığını artırıyor. Birincisi, Richard reklam sektöründe çalışmış biri, yani pazarlamanın ve satışın bu dünyanın düzeninde ne kadar önemli bir yer kapladığının farkında olması gereken biri. İkincisiyse şu: Richard’ın bu kasabaya geliş sebebi, babasının bir cinayete kurban gitmesi, hem de alışveriş merkezinin orta yerinde işlenmiş bir cinayete. Ballard böylece duygusal bir boyut da ekliyor kurguya. Bir baba-oğul ilişkisini okuyoruz satır arasında.

 

Gözünüzün önünde distopik bir tablo canlanmıştır elbette, ama bilimkurgu edebiyatındaki ünlü distopyalardan birini beklemeyin bu kitaptan. Bir yeraltı edebiyatı metninin rahatsız ediciliğini, Stephen King tarzı bir gizem duygusunu, polisiye değil de bilimkurgu okurlarının daha çok benimseyeceği bir şekilde aydınlatılan cinayet öyküsünü bekleyin. Diğer yandan, Ballard’ın biraz didaktik bir üslubu olduğunu, yer yer eleştirel görüşünü tekrar etme sıklığının sınırını biraz aştığını da söyleyebiliriz. Çoğumuz zaten Ballard’a katılacaktır, onun tepkisine ve sertliğine hak verecektir. Modern kültürle, tüketim toplumuyla, faşizm ve kapitalizmle meselesi olan bir romanı kötü yazmak çok kolaydır, ama Ballard’ın güçlü bir eser yarattığını söyleyebiliriz. Tabii Sel Yayıncılık’ın Süha Sertabiboğlu çevirisiyle yayımladığı bu kitabın oldukça akıcı Türkçesi de işimizi kolaylaştırıyor.

 

Bu kitabı okuduktan sonra bir AVM’ye girmek cesaret isteyebilir, ama belki de ilk yapılması gereken şeydir bir alışveriş merkezinin ortasında, elleri poşetlerle dolu insanların arasında, yürüyen merdivenlerin karşısında durmak ve “Öteki Dünya”yı görmek…

 

 


 

* Görsel: Kaan Bağcı

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Takvimler 1990’lı yılları gösterirken “bilimkurgu mu yoksa kurgubilim mi” diye özetleyebileceğimiz bir tartışma vardı. İngilizce “Science fiction” kavramına dilimizde bir karşılık arayışı devam ediyordu o yıllarda. Hâlâ da mesele tam olarak çözülmüş değil. Zira Türk Dil Kurumu’nun tercihi “bilim kurgu” olsa da hâlâ bilimkurgu şeklinde yazmayı tercih edenler azımsanmayacak kadar çok.

Uzun ve ‘yeni bir dünya’ düzenine alışmaya çabaladığımız bir yılı geride bırakmak üzereyiz. Eskiden, çok da eski değil, geçen yıl aralık ayında yeni yıla umutla girmiştik oysaki… Tüm hayatımız değişti. Pandemi nedeniyle yeni alışkanlıklar edindik hepimiz. Evden çıkarken cüzdan, anahtar ve telefon kontrolü yaparken ilk sıraya maskeyi ekledik bu yıl.

Edebiyatın hemen her dalında eser vermek, sanırım 19’uncu de Lorme “Aşk Çelengi” demekmiş. yüzyıl şairlerinin bir özelliğidir. Onlar şiir yazar, hikâyeye bulaşır, romanla uğraşır, deneme ve piyesleriyle de anılırlar. Mesela Türk edebiyatında Namık Kemal de öyledir. Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmed Midhat Efendi… Örnekler çoğaltılabilir. Victor Hugo da aynı kuşaktandır.

Edebiyat ve sanat tarihi, zamanın ya da kitlelerin efsaneleştirdiği ancak kendilerine atfedilen değerin ne kadarına layık oldukları şüpheli sayısız isimle doludur. Bir eseri sevmek çoğu zaman onu ortaya koyanın kusurlarını görmezden gelmemiz için yeterlidir. Ne yazık ki gerçeklerle doğrularımızın tartıldığı terazide, gerçekler daima ağır basar.

Pandemiden önce yapabildiğim endişesiz, serbest seyahatlerimden biri Tiflis’e idi. Tiflis, Sovyet mirasına yer yer sahip çıkan, yer yer de bu mirası reddeden yapısıyla ikircikli bir kent. Tarihin gördüğü en zalim liderlerden Stalin’in Gürcü olması ikircikli yapıyı pekiştiriyor.

Kulis

''Zaten Güzel Olan Muammanın Gölgesinde Gülmeyi Başarabilmek''

ŞahaneBirKitap

Bu, gecikmiş bir yazı. Zira Amerikalı genç yazar Maile Meloy’un öykü kitabı Tek İstediğim Her İkisi Birden’in Türkçede yayınlanmasının üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçti.

Editörden

Oğuz Atay’ı ilk defa okuyan bir insanın karşılaşacağı şaşkınlığı kesinlikle “dolaysızlık” olarak açıklayabilirim. Atay, diğer yazarların aksine kahramanlarının arasına girip, oradan konuşmak ister. Siz de herhangi bir Atay metnini okurken, önünüzde tabaka tabaka açılan katmanlar arasında kendinize rastlarsınız. Çünkü metinler tıka basa “yarı aydın”la doludur.