Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Sabit fikirle ciddi olmak



Toplam oy: 1113
Murat Belge
İletişim Yayınları

Genelde ilgim popüler kültürü irdeleyen, kültürel trendleri bulup çıkaran türde kitaplar okumak olmasına rağmen, bu tür kitaplardan büyük mutluluk duymama rağmen, büyük ihtimalle biraz da kendimi cezalandırmak için okunması son derece zor kitapların içine dalarım. Sevdiğim türdeki kitapların verdiği mutluluğun bedelini kendime ödetmek arzusu gibi bir şey bu. Bir tür delilik diyen olursa buna itiraz etmem bunu da bilin.

Son günlerde mutlu olmak için kendime seçtiğim kitap da ‘Hafif’ kategorisine sokulabilecek bir çalışma değil. Murat Belge’nin İletişim yayınlarından çıkmış Genesis… Büyük Ulusal Anlatı ve Türklerin Kökeni adlı kitabını büyük keyifle okuyorum. Dediğim gibi bu katiyen hafif, yazın okunacak türde bir kitap değil ama benim sevdiğim kültür çalışmaları ve popüler kültür analizi kategorisine rahatlıkla konulabilir sanıyorum. Cumhuriyetin kuruluş sürecini, kuruluşta atılan politik sloganları kültürel değişimleri bu kitabı okuyup anlamadan kavrayabilmek mümkün değil bence.

Rahatlamak eğlenmek için bu kitabı okuyabildiğime göre ondan sonra elime aldığım kitabın adını verince herhalde şaşırmayacaksınızdır. Michel de Certeau’nun yazdığı Tarih ve Psikanaliz adlı çalışmayla da boğuşuyorum. Fransız düşünürler okunması kolay metinler yazmalarıyla zaten meşhur değiller bir de üstüne üstlük Lacan gibi olağanüstü zor anlaşılır yazan bir düşünürün ekolünden olunca yazarın kitabı, insana bayağı işkence çektirebiliyor okurken.

Ben birçok defa niye uğraşıyorum ki bununla diye sorguladım, varoluşsal krizler filan geçirdim kitabı elimden fırlatıp atmak aşamasına geldim. Ama bu tür kitapların bir özelliği oluyor, diyelim ki sadece tek bir sayfayla belki yarım saat uğraşıyorsunuz sonunda tam bunalmak hatta delirmek aşamasına gelirken olayı çözdüğünüzde önünüzde bambaşka bir düşünce yolu açılmış olduğunu görüyorsunuz. Bugüne kadar ben neden düşünemedim bunu, neden böyle ben formüle edemedim diye dövünüyorsunuz. Ve sonra üstünüze müthiş bir durgunluk gelebiliyor. Kalbiniz o görünürdeki durgunluğunuza rağmen kim bilir o fikirlerden kaç güzel yazı konusu çıkacağı heyecanıyla pıt pıt atmaya başlıyor. İşte bunun verdiği mutluluğu, keyfi ise dinlenmek için okunan hafif kitapların vermesi mümkün değil. Ben aksine fazla öğrenmeden eğlenirken içimde bir rahatsızlık bile duyuyorum (bu dediğim gibi Murat Belge’nin kitabı açısından söz konusu değil, o kitap hem eğlendirebiliyor hem de öğretici olabiliyor o da yazarının ustalığı işte).

Evet sırada yine Certeau’dan Gündelik Hayatın Keşfi (Eylem, uygulama ve üretim sanatları) başlıklı kitap var. Başlığından anlaşılabileceğine göre bu kitabı okurken daha önce birkaç insanın delirip kendisini öldürdüğünü söylemek yanlış olmaz sanırım. Ben kendimi test ediyorum bu kitabı da delirmeden ve intihar etmeden okuyup bitirebilirsem bir nevi Superman’e dönüştüm demektir. Bu dönüşümümü de Rana’ya borçluyum sanırım. Çünkü o beni acıya katlanma, tahammül etme ve sıkıntılarımı sessizce çekmek konusunda o kadar iyi eğitti ki, bu konuda öyle derin bir pratiğim var ki, Michel de Certeau’nun kitapları bile beni etkileyemiyor. Çok memnunum bu durumumdan ve sevgili eşime de çok şey borçluyum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Birgül Oğuz’un 2012’de çıkan son kitabı Hah’ın ardından, nihayet, İstasyon geçtiğimiz yılın son döneminde yayınlandı. “Okullu” bir edebiyatçı olan Oğuz, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki Karşılaştırmalı Edebiyat lisansı ve Kültürel İncelemeler yüksek lisansının ardından, Moda Sahnesi’nde edebiyat dersleri verdi.

Mizah kulakta komik çınlasa da ciddi bir mesele. Hele de insanların öncelikli değer verdiği, hayatını etrafında biçimlendirdiği, eleştirisini önemsediği, hassasiyet kapsamındaki konulara değdiğinde tam anlamıyla barut fıçısına dönen bir mesele.

Spor muhabirliği yaparak başlamıştım metin yayınlamaya. Fenerbahçe’yle ilgili bir haber yazmıştım, ilk imzamı orada gördüm. O gazete sayfasını çerçevelettim, hâlâ saklarım. Farklı konularda yazılar yazsam da aslında üç aşağı beş yukarı aynı konular arasında gidip geliyorum. Bilmediğim hiçbir konuda da yazmamaya çalışıyorum.

 

-Queensryche / Lady Jane eşlik edebilir bu yazıya-

 

Hayranı olduğum, yarattığı “Oulipo” akımıyla edebiyat alanında yepyeni ve oldukça da neşeli bir sayfa açan şair ve yazar Raymond Queneau’nun dilimize Tahsin Yücel tarafından kazandırılan Zazie Metroda romanını bilir misiniz? (Bence bilmelisiniz!) Annesi, küçük Zazie’yi birkaç günlüğüne Paris’e, dayısının yanına getirir.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.