Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Sabit fikirle ciddi olmak



Toplam oy: 501
Murat Belge
İletişim Yayınları

Genelde ilgim popüler kültürü irdeleyen, kültürel trendleri bulup çıkaran türde kitaplar okumak olmasına rağmen, bu tür kitaplardan büyük mutluluk duymama rağmen, büyük ihtimalle biraz da kendimi cezalandırmak için okunması son derece zor kitapların içine dalarım. Sevdiğim türdeki kitapların verdiği mutluluğun bedelini kendime ödetmek arzusu gibi bir şey bu. Bir tür delilik diyen olursa buna itiraz etmem bunu da bilin.

Son günlerde mutlu olmak için kendime seçtiğim kitap da ‘Hafif’ kategorisine sokulabilecek bir çalışma değil. Murat Belge’nin İletişim yayınlarından çıkmış Genesis… Büyük Ulusal Anlatı ve Türklerin Kökeni adlı kitabını büyük keyifle okuyorum. Dediğim gibi bu katiyen hafif, yazın okunacak türde bir kitap değil ama benim sevdiğim kültür çalışmaları ve popüler kültür analizi kategorisine rahatlıkla konulabilir sanıyorum. Cumhuriyetin kuruluş sürecini, kuruluşta atılan politik sloganları kültürel değişimleri bu kitabı okuyup anlamadan kavrayabilmek mümkün değil bence.

Rahatlamak eğlenmek için bu kitabı okuyabildiğime göre ondan sonra elime aldığım kitabın adını verince herhalde şaşırmayacaksınızdır. Michel de Certeau’nun yazdığı Tarih ve Psikanaliz adlı çalışmayla da boğuşuyorum. Fransız düşünürler okunması kolay metinler yazmalarıyla zaten meşhur değiller bir de üstüne üstlük Lacan gibi olağanüstü zor anlaşılır yazan bir düşünürün ekolünden olunca yazarın kitabı, insana bayağı işkence çektirebiliyor okurken.

Ben birçok defa niye uğraşıyorum ki bununla diye sorguladım, varoluşsal krizler filan geçirdim kitabı elimden fırlatıp atmak aşamasına geldim. Ama bu tür kitapların bir özelliği oluyor, diyelim ki sadece tek bir sayfayla belki yarım saat uğraşıyorsunuz sonunda tam bunalmak hatta delirmek aşamasına gelirken olayı çözdüğünüzde önünüzde bambaşka bir düşünce yolu açılmış olduğunu görüyorsunuz. Bugüne kadar ben neden düşünemedim bunu, neden böyle ben formüle edemedim diye dövünüyorsunuz. Ve sonra üstünüze müthiş bir durgunluk gelebiliyor. Kalbiniz o görünürdeki durgunluğunuza rağmen kim bilir o fikirlerden kaç güzel yazı konusu çıkacağı heyecanıyla pıt pıt atmaya başlıyor. İşte bunun verdiği mutluluğu, keyfi ise dinlenmek için okunan hafif kitapların vermesi mümkün değil. Ben aksine fazla öğrenmeden eğlenirken içimde bir rahatsızlık bile duyuyorum (bu dediğim gibi Murat Belge’nin kitabı açısından söz konusu değil, o kitap hem eğlendirebiliyor hem de öğretici olabiliyor o da yazarının ustalığı işte).

Evet sırada yine Certeau’dan Gündelik Hayatın Keşfi (Eylem, uygulama ve üretim sanatları) başlıklı kitap var. Başlığından anlaşılabileceğine göre bu kitabı okurken daha önce birkaç insanın delirip kendisini öldürdüğünü söylemek yanlış olmaz sanırım. Ben kendimi test ediyorum bu kitabı da delirmeden ve intihar etmeden okuyup bitirebilirsem bir nevi Superman’e dönüştüm demektir. Bu dönüşümümü de Rana’ya borçluyum sanırım. Çünkü o beni acıya katlanma, tahammül etme ve sıkıntılarımı sessizce çekmek konusunda o kadar iyi eğitti ki, bu konuda öyle derin bir pratiğim var ki, Michel de Certeau’nun kitapları bile beni etkileyemiyor. Çok memnunum bu durumumdan ve sevgili eşime de çok şey borçluyum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Doris Lessing’in kitabı Son Aydınlık Yaz raflarda yerini aldı. “Yaz tatilinde yanınızdan ayırmamanız gereken kitaplar” listesine çoktan girmiş midir bilinmez, ama aslında 1973 tarihli olan ve Türkçede yayınlanması bu yaza rastlamış bu kitabı okumaya karar vermek için ilk sayfalarına göz atmak yeterli.

2016’nın, bilimkurgu okurlarını sevindiren önemli sürprizlerinden biri de, İngiliz yazar John Wyndham’ın önde gelen iki romanının yayımlanması oldu. Önce Krizalitler, sonra da Triffidlerin Günü romanları yayımlanan Wyndham’ı çok önemli bir bilimkurgu uyarlaması vesilesiyle de tanıyoruz aslında.

Tepe, bir yolculuk ve takip çizgi romanı; ilginçliği, mağara resimlerini andıran bir görsel biçimsellik taşıması. Fırat Yaşa, bir önceki çalışması olan Avcı Nun’da (2013) bu çizgiyi kullanmış, naif ve arkaik duran bir estetikle hikayesini güçlendirmişti.

Hızlı başlayıp temposunu sürekli yükselten ve aynı hızla sonlanan bir roman okumak istiyorsanız Haydutun Aşkı tam size göre. İtalyan “kara roman” geleneğinin izini süren Massimo Carlotto, her yanı kirlenmiş bir dünyada ölüm kalım kavgası veren üç arkadaşın maceralarını anlatıyor.

Mustafa Orman’ın öyküleri daha önce Notos, Dünyanın Öyküsü, Sarnıç, Yumuşak G dergilerinde yayımlanmıştı.

Söyleşi

Esin Esen ile söyleşi:

"Sözün ruhu" İstanbul'da!

 

ECE KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Bir ev düşünün... Büyük, karanlık, kasvetli; soğukla, fısıltılarla, gölgelerle ve kitaplarla dolu... Binlerce ciltli kitap düşünün; sahibi onlara kitap değil, zehir, diyor. Zehirle dolu kitaplar, erotizmle, sapkınlıkla, şehvetle dolu kitaplar... Ve bu kitapların başında iki genç kadın, birbirini seven, birbirinden nefret eden iki kadın.

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.