Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Sabit fikirle ciddi olmak



Toplam oy: 232
Murat Belge
İletişim Yayınları

Genelde ilgim popüler kültürü irdeleyen, kültürel trendleri bulup çıkaran türde kitaplar okumak olmasına rağmen, bu tür kitaplardan büyük mutluluk duymama rağmen, büyük ihtimalle biraz da kendimi cezalandırmak için okunması son derece zor kitapların içine dalarım. Sevdiğim türdeki kitapların verdiği mutluluğun bedelini kendime ödetmek arzusu gibi bir şey bu. Bir tür delilik diyen olursa buna itiraz etmem bunu da bilin.

Son günlerde mutlu olmak için kendime seçtiğim kitap da ‘Hafif’ kategorisine sokulabilecek bir çalışma değil. Murat Belge’nin İletişim yayınlarından çıkmış Genesis… Büyük Ulusal Anlatı ve Türklerin Kökeni adlı kitabını büyük keyifle okuyorum. Dediğim gibi bu katiyen hafif, yazın okunacak türde bir kitap değil ama benim sevdiğim kültür çalışmaları ve popüler kültür analizi kategorisine rahatlıkla konulabilir sanıyorum. Cumhuriyetin kuruluş sürecini, kuruluşta atılan politik sloganları kültürel değişimleri bu kitabı okuyup anlamadan kavrayabilmek mümkün değil bence.

Rahatlamak eğlenmek için bu kitabı okuyabildiğime göre ondan sonra elime aldığım kitabın adını verince herhalde şaşırmayacaksınızdır. Michel de Certeau’nun yazdığı Tarih ve Psikanaliz adlı çalışmayla da boğuşuyorum. Fransız düşünürler okunması kolay metinler yazmalarıyla zaten meşhur değiller bir de üstüne üstlük Lacan gibi olağanüstü zor anlaşılır yazan bir düşünürün ekolünden olunca yazarın kitabı, insana bayağı işkence çektirebiliyor okurken.

Ben birçok defa niye uğraşıyorum ki bununla diye sorguladım, varoluşsal krizler filan geçirdim kitabı elimden fırlatıp atmak aşamasına geldim. Ama bu tür kitapların bir özelliği oluyor, diyelim ki sadece tek bir sayfayla belki yarım saat uğraşıyorsunuz sonunda tam bunalmak hatta delirmek aşamasına gelirken olayı çözdüğünüzde önünüzde bambaşka bir düşünce yolu açılmış olduğunu görüyorsunuz. Bugüne kadar ben neden düşünemedim bunu, neden böyle ben formüle edemedim diye dövünüyorsunuz. Ve sonra üstünüze müthiş bir durgunluk gelebiliyor. Kalbiniz o görünürdeki durgunluğunuza rağmen kim bilir o fikirlerden kaç güzel yazı konusu çıkacağı heyecanıyla pıt pıt atmaya başlıyor. İşte bunun verdiği mutluluğu, keyfi ise dinlenmek için okunan hafif kitapların vermesi mümkün değil. Ben aksine fazla öğrenmeden eğlenirken içimde bir rahatsızlık bile duyuyorum (bu dediğim gibi Murat Belge’nin kitabı açısından söz konusu değil, o kitap hem eğlendirebiliyor hem de öğretici olabiliyor o da yazarının ustalığı işte).

Evet sırada yine Certeau’dan Gündelik Hayatın Keşfi (Eylem, uygulama ve üretim sanatları) başlıklı kitap var. Başlığından anlaşılabileceğine göre bu kitabı okurken daha önce birkaç insanın delirip kendisini öldürdüğünü söylemek yanlış olmaz sanırım. Ben kendimi test ediyorum bu kitabı da delirmeden ve intihar etmeden okuyup bitirebilirsem bir nevi Superman’e dönüştüm demektir. Bu dönüşümümü de Rana’ya borçluyum sanırım. Çünkü o beni acıya katlanma, tahammül etme ve sıkıntılarımı sessizce çekmek konusunda o kadar iyi eğitti ki, bu konuda öyle derin bir pratiğim var ki, Michel de Certeau’nun kitapları bile beni etkileyemiyor. Çok memnunum bu durumumdan ve sevgili eşime de çok şey borçluyum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

“Beş parmağın beşi de bir olmaz”mış... Gerçekten de eninde sonunda aynı el ayasına bağlansalar da hiçbiri birbirini tutmaz şu beş parmağın. Gelin biz şunu dört yapalım ve bugün, burada birbirine benzemez dört kardeşten bahsedelim: Paul, Wendy, Jude ve Phillip… Yuvadan çoktan uçmuş bu dört kuşu geri getiren ne olabilir? Tabii ki çoktan öte dünyaya göçmüş bir baba.

 

İnsan, gölgesiyle neyi temsil eder? Bir gölge oluşmasına yol açan gövdeyi tanıyabilir mi? Gölge ile gövdenin ortak bir ödevi, ortak bir bilinci, ortak bir düşü var mıdır? Gölge sadece bir leke midir yoksa? İnsanın yeryüzü lekesi. Işıkla, aydınlıkla yüzleşince beliren leke. Ya da salt gerçek midir gölge: İnsanın başlı başına bir karaltı olduğunun göstergesi.

Tsukuru Tazaki, tren istasyonunundaki banklardan birinde oturuyor. Zamanı olup yapacak bir şeyi olmadığında, düşünmek istediğinde öyle yapar. Büfeden aldığı kahveden bir yudum aldı. Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları'nın 19. bölümündeyim, romanın sonu yakın. Haruki Murakami, burada hikaye anlatıcılığına Brechtvari bir ara veriyor:

 

Yazarın patronajla netameli ilişkisi edebiyat tartışmalarının tahtında uzun süre hüküm sürdü malumunuz. Postyapısalcıların yazarın ölümünü ilanına ve suçu da tahakküm edici iktidarlara yüklemesine müteakip, edebiyat cephesi de türlü manevralarla ya bu cinayetten kaçmaya yahut nefsi müdafaa çalışmalarına girişti.

Geç Viktorya döneminin en önemli romancılarından Thomas Hardy’nin Adsız Sansız Bir Jude’u, aynı zamanda aldığı olumsuz tepkiler nedeniyle Hardy’nin roman yazmaktan vazgeçmesine yol açması ile de ünlüdür.

Söyleşi

Çevirmen Sibil Çekmen ile söyleşi: "Okurun Patrick Modiano'yu tanımasına aracı olmak heyecan verici"

 

Emre BAYIN

 

ŞahaneBirKitap

"Flaubert 'İşinin başındaki yazar, evrendeki tanrı gibi olmalıdır; her yerde vardır ama hiçbir yerde görünmez,' dediği ünlü sözünü 1852'deki bir mektubunda yazmıştı. 'Sanat ikinci bir doğa olduğundan, bu doğanın yaratıcısı da benzer bir işleyişe sahip olmalıdır. Bırakın her atomda, her boyutta gizli, sonsuz bir vurdumduymazlık hissedilsin.

FikriSabit

Kezban Akcalı, Türkiye'deki editör-yazar kopukluğundan ve çok satanlar listelerine bakarak yayın gündemini belirleyen yayıncılardan dert yanıyordu.

Eylül ayının ve kuşkusuz 2014 yılının yayıncılık alanındaki en büyük kaybı oldu Kezban Akcalı. Koskoca bir ömrü yayıncılığa vermiş, yayıncılığın seyrini etkilemiş bir kadının, güçlü bir ismin kaybı... 1960'lı yılların sonunda May Yayınları'nda yayıncılık hayatına başlamış, Milliyet Yayınları'nda görev almış ve Onk Ajans'ta sekiz yıl geçirdikten sonra Akcalı Ajans'ı kurmuştu Kezban Akcalı.