Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Sarı Chevrolet'nin sırrı



Toplam oy: 817
Horacio Castellanos Moya // Çev. İlker Özünlü
Jaguar Kitap
Yılanlarla Dans'ın çizdiği tablo gerçekten tuhaf. Bir film seti gibi ama değil. Yaşam gibi ama alakası yok. Anlayacağınız Moya, elimize heyecanlı bir bulmaca tutuşturuyor yine.

Horacio Castellanos Moya... Orta Amerika’nın çılgın yazarı; o öfkeli coğrafyadan daha kızgın ve acımasız biri. Ama bunu kalemiyle dışavuruyor. Hiçbir zaman doğru bildiğini yazmaktan sakınmayan Moya, epey bir soruşturma ve kovuşturmayla cebelleşmiş bu yüzden. Bunun yanında, kendi coğrafyasındaki çöküntüleri ve kirli ilişkileri resmeden Moya’nın gözlemciliği kuvvetli. Metinlerindeki karanlık ve heyecanlı yön, hep o gözlemin sonunda kağıda dökülüyor. Moya’nın düsturu, aklını kaçırmış bir dünyanın panzehirinin daha kaçık bir dünya olabileceği üstüne kurulu. Yılanlarla Dans’ı bu düstur etrafında gezinerek okumamız gerek. 

 

Yılanlarla Dans’ın anlatıcısı, Chevrolet’sinde yaşayan tuhaf ve rutinine bağlı bir adam; Jacinto Bustillo’yu gözlemleyen, evinde oturup bütün gün gazete okuyan ve televizyon izleyen biri. Sigara almak için dışarı çıktığında pis kokular yayan Bustillo’yla karşılaşıyor. Sosyoloji mezunu genç anlatıcı, kural tanımaz Bustillo’nun huysuz tavırlarına denk gelen ilk kişi değil ve bu durum hoşuna gidiyor. Bustillo ittikçe anlatıcı ona yaklaşıyor, hayat hikayesini öğrenmek istiyor. Derken kendisininkini anlatıyor: İşsizliği, kardeşlerini, ölen annesini ve babasını, sıkıntılarını… Belli bir zaman sonra yumuşayan Bustillo’nun eski bir muhasebeci olduğunu anlıyoruz. Üstelik zina suçlamasıyla yüz yüze kaldığını da. Sığındığı Chevrolet, onun için aile, iş ve prestij gibi sahteliklerden kaçış anlamına da geliyor. Satırlar birbirini izledikçe arabadaki dört dişi yılan sürpriziyle karşılaşıyor, anlatıcı gibi biz de soruyoruz: Bunlar bir halüsinasyon mu? Chevrolet, dünya kadar hatta ondan daha kirli; belki de tersyüz olmuş bir mikrokozmos. Chevrolet’nin aralanan kapısı, Pandora’nın Kutusu’nun açılışını çağrıştırıyor. Anlatıcı, hayatını öğrendikçe Bustillo’nun, metresinin ve kocasının peşine düşüyor; her şey bundan sonra çığırından çıkıyor. 

 

 

Moya’nın çizdiği tablo gerçekten tuhaf; bir şehrin altının üstüne gelmesine neden olan Chevroletli adam, yılanlar, metresler, eşler, mektuplar, havada uçuşan bilgiler ve patlamaya hazır silahlar; bir film seti gibi ama değil. Yaşam gibi ama alakası yok. Olsa olsa aklın insana oynadığı bir oyun. Moya ve kahramanları bütün gerçeküstü haliyle karşımızda. 

 

Felaket bölgesine benzeyen şehirde, yılanların saldırısıyla zehirlenip ölenlerin sorumlusu olarak hep Bustillo gösteriliyor. Dolayısıyla mesele, fantastikliğinin yanı sıra bütün mantık sınırlarını aşarak polisiye bir hal de alıyor. Bustillo, şüpheli olması bir tarafa, aklını yitirmiş biri diye de niteleniyor. Koca bir kenti ölülerle doldurduğu ve arabasında sakladığı yılanlarla korku saldığı hemen herkesin dilinde. Bustillo’nun, bir adalet dağıtıcısı olduğunu düşünenler de var. 

 

Gelgelelim, bu akıl almaz şeylerin yaşanmasına yol açan ne? Bir aldatma mı, ülkeyi kaosa sürükleme planı mı yoksa bir uyuşturucu mafyası hesaplaşması mı? Belki hiçbiri belki de hepsi. Moya, burada okuru enikonu meraklandırıyor. 

 

Yılanlarla Dans’ı, Moya’nın ülkesi Honduras’taki ve uzun yıllar yaşadığı El Salvador’daki kanlı hesaplaşmaların, uyuşturucu kartellerinin işlediği cinayetlerin ve iç savaşların grotesk biçimde romanlaştırılması olarak değerlendirmek mümkün. Fakat bir ihtimal daha var; baş döndürücü bir hızda ilerleyen, alengirli cümlelerden uzak anlatımı ve kafa karıştırıcı yapısıyla Yılanlarla Dans, iki çizik toz çeken birinin hayallenmeleri biçiminde de yorumlanabilir. Ama aslında olup biten, düzeni değiştirmeyi amaçlayan bir isyan gibi görünüyor. Bustillo’nun da, ona benzeyen anlatıcı Sosa'nın da derdi bu. Anlayacağınız Moya, elimize heyecanlı bir bulmaca tutuşturuyor yine.

 


 

* Görsel: Burak Dak

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Neil Gaiman’ın çağımızın hikâye anlatıcıları için bir tür süperstar olduğunu söylemek sanıyorum yanlış olmaz. En azından konu fantastik kurgu olduğunda türün pek çok gediklisi bu tanıma itiraz etmeyecektir.

Hollandalı Rönesans ressamı Pieter Bruegel; hayatı boyunca yer yer karanlık, düşündürücü ve etkileyici işleriyle öne çıkan, sanat tarihinde oldukça önemli yer edinmiş, usta diye addedilen bir isim. Çalışmaları arasında, zamanın ve mekânın ötesine geçen, günümüzde hâlâ adından söz ettiren birçok resim var ve bunlar edebiyattan sinemaya birçok eserin de esin kaynağı oldu.

 

“Velhasıl, diyeceğim o ki Tanrı’nın oğlunun ete kemiğe bürünmesindeki bereketin üstünden bin üç yüz kırk sekiz sene geçtikten sonra, İtalya’nın diğer tüm güzelliklerini gölgesinde bırakan muhteşem Floransa’ya ölümcül veba çıkageldi.”

 

Connell fakir bir genç. Üstelik annesi hoşlandığı kadının, Marianne’in evinde çalışıyor. Connell’ın Marianne’le ilişkisi, Connell’ın kendi kendine koyduğu yasaklarla sınırlandırılmış durumda; çünkü Connell,–Y kuşağının asla izlemediği– olasılıkla ailesinin evinde rastladığı, soap-opera’lardan gördüğü kahramanlardan öğrendiklerini tekrarlıyor.

“Her yerde olduğu gibi Fransa’da da bir artistin eserleri Bila kaydü şart hürmet görmesi için vefat etmiş olması lazımdır” diyor Fikret Mualla, Semiha Berksoy’a yazdığı bir mektupta.

 

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.