Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Sarı Chevrolet'nin sırrı



Toplam oy: 218
Horacio Castellanos Moya // Çev. İlker Özünlü
Jaguar Kitap
Yılanlarla Dans'ın çizdiği tablo gerçekten tuhaf. Bir film seti gibi ama değil. Yaşam gibi ama alakası yok. Anlayacağınız Moya, elimize heyecanlı bir bulmaca tutuşturuyor yine.

Horacio Castellanos Moya... Orta Amerika’nın çılgın yazarı; o öfkeli coğrafyadan daha kızgın ve acımasız biri. Ama bunu kalemiyle dışavuruyor. Hiçbir zaman doğru bildiğini yazmaktan sakınmayan Moya, epey bir soruşturma ve kovuşturmayla cebelleşmiş bu yüzden. Bunun yanında, kendi coğrafyasındaki çöküntüleri ve kirli ilişkileri resmeden Moya’nın gözlemciliği kuvvetli. Metinlerindeki karanlık ve heyecanlı yön, hep o gözlemin sonunda kağıda dökülüyor. Moya’nın düsturu, aklını kaçırmış bir dünyanın panzehirinin daha kaçık bir dünya olabileceği üstüne kurulu. Yılanlarla Dans’ı bu düstur etrafında gezinerek okumamız gerek. 

 

Yılanlarla Dans’ın anlatıcısı, Chevrolet’sinde yaşayan tuhaf ve rutinine bağlı bir adam; Jacinto Bustillo’yu gözlemleyen, evinde oturup bütün gün gazete okuyan ve televizyon izleyen biri. Sigara almak için dışarı çıktığında pis kokular yayan Bustillo’yla karşılaşıyor. Sosyoloji mezunu genç anlatıcı, kural tanımaz Bustillo’nun huysuz tavırlarına denk gelen ilk kişi değil ve bu durum hoşuna gidiyor. Bustillo ittikçe anlatıcı ona yaklaşıyor, hayat hikayesini öğrenmek istiyor. Derken kendisininkini anlatıyor: İşsizliği, kardeşlerini, ölen annesini ve babasını, sıkıntılarını… Belli bir zaman sonra yumuşayan Bustillo’nun eski bir muhasebeci olduğunu anlıyoruz. Üstelik zina suçlamasıyla yüz yüze kaldığını da. Sığındığı Chevrolet, onun için aile, iş ve prestij gibi sahteliklerden kaçış anlamına da geliyor. Satırlar birbirini izledikçe arabadaki dört dişi yılan sürpriziyle karşılaşıyor, anlatıcı gibi biz de soruyoruz: Bunlar bir halüsinasyon mu? Chevrolet, dünya kadar hatta ondan daha kirli; belki de tersyüz olmuş bir mikrokozmos. Chevrolet’nin aralanan kapısı, Pandora’nın Kutusu’nun açılışını çağrıştırıyor. Anlatıcı, hayatını öğrendikçe Bustillo’nun, metresinin ve kocasının peşine düşüyor; her şey bundan sonra çığırından çıkıyor. 

 

 

Moya’nın çizdiği tablo gerçekten tuhaf; bir şehrin altının üstüne gelmesine neden olan Chevroletli adam, yılanlar, metresler, eşler, mektuplar, havada uçuşan bilgiler ve patlamaya hazır silahlar; bir film seti gibi ama değil. Yaşam gibi ama alakası yok. Olsa olsa aklın insana oynadığı bir oyun. Moya ve kahramanları bütün gerçeküstü haliyle karşımızda. 

 

Felaket bölgesine benzeyen şehirde, yılanların saldırısıyla zehirlenip ölenlerin sorumlusu olarak hep Bustillo gösteriliyor. Dolayısıyla mesele, fantastikliğinin yanı sıra bütün mantık sınırlarını aşarak polisiye bir hal de alıyor. Bustillo, şüpheli olması bir tarafa, aklını yitirmiş biri diye de niteleniyor. Koca bir kenti ölülerle doldurduğu ve arabasında sakladığı yılanlarla korku saldığı hemen herkesin dilinde. Bustillo’nun, bir adalet dağıtıcısı olduğunu düşünenler de var. 

 

Gelgelelim, bu akıl almaz şeylerin yaşanmasına yol açan ne? Bir aldatma mı, ülkeyi kaosa sürükleme planı mı yoksa bir uyuşturucu mafyası hesaplaşması mı? Belki hiçbiri belki de hepsi. Moya, burada okuru enikonu meraklandırıyor. 

 

Yılanlarla Dans’ı, Moya’nın ülkesi Honduras’taki ve uzun yıllar yaşadığı El Salvador’daki kanlı hesaplaşmaların, uyuşturucu kartellerinin işlediği cinayetlerin ve iç savaşların grotesk biçimde romanlaştırılması olarak değerlendirmek mümkün. Fakat bir ihtimal daha var; baş döndürücü bir hızda ilerleyen, alengirli cümlelerden uzak anlatımı ve kafa karıştırıcı yapısıyla Yılanlarla Dans, iki çizik toz çeken birinin hayallenmeleri biçiminde de yorumlanabilir. Ama aslında olup biten, düzeni değiştirmeyi amaçlayan bir isyan gibi görünüyor. Bustillo’nun da, ona benzeyen anlatıcı Sosa'nın da derdi bu. Anlayacağınız Moya, elimize heyecanlı bir bulmaca tutuşturuyor yine.

 


 

* Görsel: Burak Dak

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Albert Camus’nün Yabancı romanından yapılan aynı isimli bir çizgi roman uyarlaması yayımlandı. Fransa’daki ilk yayımında, romana sadakat gösteren, belli bir niteliği koruduğu söylenen bir çizgi roman olduğu düşünülmüş. Yabancı gibi kült bir romanın sadakatle uyarlandığını, başarılı olup olmadığını tartışmak, üzerinde hemfikir olunamayacağı için çok anlamlı olmayabilir.

Mahmut Yesari, Türkçenin en üretken yazarlarından. Buna rağmen eserleri uzun zamandır yayımlanmıyor. Bir Namus Meselesi, aslında Yesari'nin 12 Nisan 1923 - 25 Eylül 1924 yılları arasında Kelebek dergisinde yayımladığı bir eser; yayımlanışının ardından bunca yıl sonra kitap halinde ve ilk kez Latin harfleriyle basılıyor.

Anı kitapları okumak keyiflidir; bildiğimiz, tanıdığımız insanlar ne yapıp etmiş, bugünlere nasıl gelmiş merak ederiz. Dedikoduyu da severiz tabii. Ama bizi anı kitaplarına asıl olarak çeken, son sayfa da çevrildiğinde bıraktığı histir.

Öykünün bir tür olarak okur üzerinde bırakmasını hayal ettiğim bir etki var. Her okuduğum öyküde izini sürdüğüm, bulunca da ferahladığım bir şey bu. Edebiyat terimleriyle açıklayamayacağım, ki edebi zekamın zaten yetmeyeceği, ancak sezgisel olarak bilebileceğim, bir nevi kokusunu alacağım, o vakit bir okur olarak o öyküyü bir daha kolay kolay unutmayacağım bir şey.

Mihail Şişkin, güncel Rus edebiyatını izleyenlerin bildiği, hayatın içinden gelen, tarih bilgisi kuvvetli ve tüm bunları romanlarına yansıtan bir yazar. Ülkesindeki yönetime muhalifliği nedeniyle 1994’ten beri İsviçre’de yaşayan Şişkin, çalıştığı farklı işler (temizlikçilik, yol işçiliği, muhabirlik, öğretmenlik, çevirmenlik...) sayesinde kendisini zenginleştirmiş biri.

Söyleşi

Emre Yavuz ve Sinan Ural ile söyleşi:


“İşin sırrı çizgi romanda ya da figürde değil, biriktirme tutkusunda.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.