Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Sesinin gücünü keşfedenlerin hikayesi



Toplam oy: 443
Angie Thomas // Çev. Boran Evren
Yabancı
Sessiz Kalma’yı okurken, kendi sessiz kaldıklarınız üzerine düşünmek zorunda kalabilirsiniz.

Sessiz Kalma’nın açılışı hızlı ve çarpıcı: Genç insanlar, akşamın ilerleyen saatlerinde birlikte eğlenmek ve dans etmek için bir partide buluşuyor. Birbiriyle flört edenler, kendini müziğin ritmine bırakanlar, sohbet edenler, ‘Ben neden buradayım?’ diye soranlar; kısacası partide herkes var. Gecenin ilerleyen saatlerinde partide kavga çıkıyor ve silahlar konuşuyor. Parti, siyahilerin yaşadığı, beyazlar tarafından getto olarak adlandırılan mahallelerden birinde. Çete hesaplaşmaları yine geceye damgasını vuruyor.

 

Starr ve partide karşılaştığı çocukluk arkadaşı Khalil, silahların ortaya çıkmasıyla birlikte partiden ayrılmaya karar veriyorlar. Eski günlerden söz ederek yolda giderlerken, iki beyaz polis aracı tarafından durduruluyorlar ve kısa süre sonra polislerden biri Khalil’i öldürüyor. Starr, arkadaşını öldüren polisin yaka numarasını ezberliyor: Bir-on-beş. Aslında bu, otomatik bir tepki. Siyahi çocuklar, polisle karşı karşıya gelebilecekleri durumlarda ne yapmaları gerektiğiyle ilgili aileleri tarafından eğitiliyorlar. "Sana söylenen neyse onu yap. Ellerini görünür bir yerde tut. Ani hareketlerde bulunma. Sadece onlar seninle konuştuğunda konuş." Kurallar basit ancak Khalil’i hayatta tutmaya yetmiyorlar. İronik bir şekilde, Khalil’in sona eren hayatıyla aynı anda Starr için yeni bir hikaye başlıyor. Starr, uzun haftalara yayılan bir içsel sorgulamaya giriyor, bu sorgulama sırasında ona adalet, hak, haksızlık, azınlık, siyahi olmak gibi birçok kavram eşlik ediyor. Khalil’in öldürülmesi sonrası açılan soruşturma sırasındaki gelişmeler, Khalil’e yüklenmeye çalışılan suçlar, Khalil’in ölmeyi hak edecek biri olduğunun düşünülmesi için yayılan yalan haberler; kısaca, çoğunluğun sesi baskın çıkıyor, Starr ise tanıklık ettiği ölümlerden doğan korkuyla sessizliğini koruyor: "Sorun buydu. İnsanların bir şeyler söylemelerine izin veriyorduk ve sonra da o kadar sık söylüyorlardı ki bunları söylemek onlar için sıkıntı yaratmıyor ve bizim için de normal hale geliyordu. Sessiz kalmaman gereken durumlarda sesini çıkarmayacaksak sesinin olmasının faydası ne?" Gücü elinde bulunduran çoğunluk, gücünün sınırsızlığını, azınlıkta kalmış olanlar üzerinden her fırsatta yeniden meşrulaştırıyor. 

 

 

Sessiz Kalma’da hikayeye dahil olan tüm karakterler, okura bir şey anlatma sorumluluğunu üstlenmiş durumda. Starr, polis şiddeti karşısındaki korkusu ile öldürülen arkadaşları için bir şey yapma isteği arasında bocalıyor ve bir seçim yapıyor. Starr’ın babası, uzun yıllar siyahi olmanın getirdiği tüm olumsuzluklarını yaşamış, yılmamış ve hem kendisi hem de ailesi için huzurlu bir hayat kurmayı başarmış. Ancak mahallesi için hâlâ bir şeyler yapması gerektiğinin farkında. Starr’ın dayısı, siyahi bir polis. Azınlık arasındaki seçkin çoğunluk taraftarlarından değil, iki tarafa da ait olamamanın izlerini taşıyor. Oprah bir aktivist ve avukat; Starr ile ailesine yol gösteriyor ve cesaret veriyor. Starr’ın arkadaşı Hailey, medyadan duyduklarına ve insanlar tarafından çıkarılan söylentilere inanmayı seçiyor. Karakterlerden ve onların hikayedeki konumlandırmalarından bahsetmemin elbette bir nedeni var: Yazar, okura, yaşananların, çete savaşlarının, haksız ölümlerin, toplumdaki ayrışmanın ve tüm bunların yarattığı her türlü etkinin tüm karakterlere yansımalarını takip etme fırsatı sunuyor. Yaşananlar, gerçek hayatta da olduğu gibi, herkesin aynasına farkı açıyla yansıyor ve olaylar da bu farklı açı nedeniyle birbirinden bambaşka şekillerde yorumlanabiliyor.

 

Sessiz Kalma’yı okurken, kendi sessiz kaldıklarınız üzerine düşünmek zorunda kalabilirsiniz. Bu hikayede anlatılan tüm detaylar bir yanıyla oldukça gerçekçi; siyahilerin 2017 yılında bile polis şiddetine maruz kaldıklarını biliyoruz. Peki, bizim siyahilerimiz kim? İçinde yaşadığımız dünyanın ve toplumun siyahi ilan ettiklerinin sayısını günden güne artırıyor. Sessiz Kalma, herkesi, kendi sesinin gücüne yeniden inanmaya çağırıyor.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Türkçede 2013 yılında yayımlanan Toby’nin Odası kitabıyla tanınan İngiliz yazar Pat Barker, yeni kitabı Kızların Suskunluğu ile ikinci kez Türk okurları selamlıyor. İlyada destanına yeni bir bakış getirdiği Kızların Suskunluğu, feminist yazına katkı niteliği de taşıyor.

Türkiye’de zamanında çokça ilgi gören Texas, Teks, Tommiks (Orijinali Captain Miki) türevi çizgi romanların ülkemizdeki macerasını Sabitfikir’in geçen sayısındaki dosya içerisinde kısaca özetlemeye çalışmıştık (“Türkiye’de Çizgi Romanın Yeniden Yükselişi”, Sabitfikir #114, 2020).

Yazarların ve sinemacıların birbirleriyle mektuplaşmalarının kitaplaşmasına aşinayız. Karantina Günlerinde Evin E-Hali de böyle bir kitap, yazışmalardan ortaya çıkmış. Ama gerekçesi fazlasıyla kendisine has. Fikir nereden ve nasıl ortaya çıktı, biraz anlatabilir misiniz?

 

Sütçü, topluluk içinde dönüp dolaşan bir dedikodunun romanı. Ortada bir gerçek yok, sadece, o gerçeğin üstüne konuşulanlar var ve bir süre sonra, toplumun tüm üyeleri, bu dedikodunun gerçek olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

 

Polisiye tutkunları, İskandinav polisiyesinin türün içinde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. Özellikle son yıllarda Türkçeye kazandırılan yeni yazarlarla beraber, bu soğuk toprakların suç öykülerine olan ilgimiz gitgide artıyor. Bunlardan biri de Türkçe için kısmen yeni, fakat İskandinav polisiyesi için artık klasikleşmiş bir seri; Martin Beck.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.