Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Sherlock Holmes, Abdülhamit’in hayatını kurtarıyor



Toplam oy: 178

Sherlock Holmes, pek çoğumuzun hayran olduğu bir çıkarım sanatı ustası. Mevzubahis Sherlock’un bakış açısı olduğunda, onun eline bir kere düşen bir daha kolay kolay kurtulamıyor. 2020 yılına kadar orijinal Sherlock Holmes dizisinin yeni sezonunun gelmeyeceğinin açıklanması, dizinin -benim de dahil olduğum- hayranlarına büyük bir hayal kırıklığı yaşatırken, şu aralar, Sherlock’u günümüz New York’una taşıyan Elementary adlı diziyle idare etmek mümkün.

 

Abdülhamit de Sherlock hayranıydı


Sir Arthur Conan Doyle tarafından oluşturulan Britanyalı dedektif Sherlock Holmes, polisiye edebiyatın ilk isimlerinden biri. Gazetelerde de yayımlanan Sherlock Holmes öyküleri, polisiyenin halk arasında yayılmasını ve sevilmesini sağlamıştır. Sorduğu soruların birbirleriyle tutarlı olması konusunda ısrarcıdır Holmes, olayları gözlem yoluyla çözmesi ile ünlüdür. O bir çıkarım bilimi uzmanıdır. Kendi sınırlarını dedektiflik işi için sürekli zorlar. Sir Arthur Conan Doyle, Holmes’u kendi döneminin ünlü profesörü olan Joseph Bell’den esinlenerek yazmış. Bell, daha sonra Holmes’un başvuracağı gözlem yöntemlerini, hatalarıyla ilgili bilgi sahibi olmak için kullanır ve bunu öğrencilerine de öğretmeye çalışır.

Ünü yazarını aşan kahramanımız Holmes’un bir müzesi ve hayranları tarafından kurulan derneği de var. 1887 yılında yayımlanmaya başlayan macera 1926’ya kadar sürer. Radyo tiyatroları, sinema ve tiyatro uyarlamaları yapılan Sherlock Holmes aynı zamanda video oyunlarına da konu olmuştur; televizyon dizisi olarak da yoğun ilgi çekmeye devam ediyor.

Bildiğimiz bir başka şey ise, Sultan Abdülhamit’in bir Sherlock hayranı olması ve Doyle’u saraya davet ettiği. Gökhan Tosun’un Mylos Kitap tarafından yayımlanan romanı Sherlock Holmes İstanbul’dan Gelmeyen Mektup’ta bu bilgi işimize yarayacak! Polisiye sevenlerin ilgisini çekecek, giriş cümleleriyle bile edebiyat severlerin dikkatinden kaçmayacak bir roman Sherlock Holmes İstanbul’dan Gelmeyen Mektup.

 

Bu kez padişahın hayatını kurtarıyor


Kendisine uzun zamandır çözülecek bir dava bulamadığı için canı sıkılan Sherlock’un aradığı ilgi çekici dava, İstanbul’da karşısına çıkar. Müfettiş Gregson emekli olmuştur, Lestrade yıllık izindedir. İnsanın sinirini bozan bir zekaya sahip olan Sherlock, romanın içerisinde padişahla karşı karşıya gelirken bir Osmanlı paşasıyla da dost olur. Paşanın ortadan kayboluşunu araştırmak için İstanbul’a gelen dedektif kendini bir oyunun içerisinde bulur. Bütün bunları keşfederken devrin olmazsa olmaz İstanbul ritüellerini de yaşar. Türk kahvesi içer, faytona biner...

Gökhan Tosun, Doyle’u değil Sherlock’u İstanbul’a getirmeyi tercih ediyor. Sherlock Holmes Türkçe konuşurken, Watson’ın Türkçe bilmeyerek hikayeye dahil olması ise başka bir meydan okuma oluyor. Gökhan Tosun, Abdülhamit ile Doyle arasındaki ilişkiyi ele alarak, romanın zamanlamasını Osmanlı’nın son döneminden başlatmış. Cumhuriyet döneminin başlangıcına tekabül eden hikayeye uygun bir atmosferi, belli ki oldukça araştırma yaparak kurmayı başarmış yazar.

 

158 sayfalık bir roman olan Sherlock Holmes İstanbul’dan Gelmeyen Mektup yerli polisiye sevenlerin dikkatini bir hayli çekeceğe benziyor. Kitap çözecek bir dava bulamadığı için sessizlik yemini tutan Holmes ile başlıyor. Watson dışında etrafında elbette kimse yok Holmes’un. Onun üstten bakışına tahammül etmek hiç kolay değil elbette. İki saat on dakika içinde Türkçe konuşmaya başlayan Sherlock’ı anlamaya çalışıyor Watson. Onu, sessizce içinden geçmeye çalıştığı depresyonundan neyin çıkardığını merak ediyor. Günler süren bir yolculuk sonrasında İstanbul’a adım atıyorlar. Abdülhamit’in karşısına çıkıyorlar. Abdülhamit’in taleplerini anlamaya çalışıyorlar. Sarayda kaldığı ilk gecenin sabahında Abdülhamit’in hayatını kurtarıyor Holmes ve olaylar böylece başlıyor. Bu kadar ipucu yeterli sanırım, bunun sonrası meraklı okura kalsın.

Gökhan Tosun eğlenceli ve bir çırpıda okunabilecek bir polisiye sunuyor okuruna, umarım devamı gelir ve Tosun bu alanda hem kendini hem de literatürü geliştirmeye devam eder. Bir bölüm Sherlock Holmes seyretmek tadında bir roman Sherlock Holmes İstanbul’dan Gelmeyen Mektup.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Ahmet İltaş

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çeyizime Bir Kefen, 1990’lı yıllardan beri Türk şiirine katkı veren şair Ali Emre’nin altıncı şiir kitabı. Şaire ait altı kitap arasında tematik bakımdan merkezî bir öneme sahip Meryem’in Yokluğunda adlı toplam sonrasında yayınlanan Çeyizime Bir Kefen, “biz ve onlar” arasındaki bitimsiz kavganın şairin diline yansıyan yeni ve şimdilik son uğrağı.

Kitaplar da insanlara benzemez mi? Adlarıyla, biçimleriyle, anlattıklarıyla... Sanırım ben en çok azınlığın keşfine, ellerine ve kütüphanesine vardığı Halil Cibran, Oruç Aruoba, Emil Cioran gibi insanları seviyorum. Onlar benzersiz ve ikâmesiz bir kendiliği metnine getirmeyi başaranlar.

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı.

Amerikalı çok sayıda müzisyen, şarkıcı ve söz yazarının edebiyat dünyasına giriş yaptığını ve bu dünyada tutunarak üretmeye devam ettiğini görüyoruz. Örneğin punk rock kraliçesi olarak kabul edilen Patti Smith, yeni yayımlanan beşinci kitabı Year of The Monkey ile edebi alanda daha anlatacak çok hikâyesi olduğunu kanıtlayanlardan.

“Ey tutkun gönül, derdini kendine sakla” Meksika Halk Şarkısı

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.