Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Tam bir "serseri"



Toplam oy: 619
Jörg Fauser // Çev. Levent Konca
Sel Yayıncılık
1944 doğumlu Fauser, bir dönem İstanbul'da da yaşamış. İyi ki yaşamış çünkü İstanbul'u merkez aldığı Hammadde'de o yılların Sultanahmet'ini ve Tophane'sini yeraltı penceresinden yazmış.

“Çok uzun zaman oldu; şimdi tarihi hatırlamıyorum. Kasımpaşa’da bir evdeydik, Beyoğlu’nun suratsız ama ucuz bir barından gece yarısı sarhoş çıkıp bir şekilde kapağı eve atmıştık. Küçüklüğüyle gözümde büyüyen bir evdi burası. Dört kişiydik ve demek ki diğer üçünden birinin kaldığı yerdi burası. Oturacak koltuk veya iskemle yoktu. Sadece dağınık bir yatak. Oda o kadardı ki yatağın başucu da, ayakucu da duvara değiyordu. Arkadaşlardan ikisi eroinmandı, biri esrarkeş; bense alkolden başka bir şey kullanmıyordum. Mecburen yatağa geçmemiz gerekiyordu, ama sığamıyorduk tek kişilik yatağa. Sonunda iki kişi bir ucuna, diğer ikimiz de diğer ucuna yan yana oturur pozisyonda uzandık. Birbirimizin gövdeleri arasına dört bacak ve ayak girdi. Herkes kendi malzemesiyle ilgilenip daha da bir dibe indi, derine sardı. Duman ve koku odanın aromasını arttırdı, lezzetli bir odaya dönüştürdü. Aralarında tek eşcinsel bendim; ‘Yapacak bir şey kalmadı, sevişelim’ dedim. Önce yanımızdakiyle başladık, ardından eşler değişti filan derken sevişirken sızmışız.”

 

 

Hikayeler böyle başlar. Kişiler hikayelerinin gizli öznesi olmayı severken devlet hikayeye gireceği paragrafı, o şiddet, intikam ve nefret dolu cümleyi beklemektedir. 

 

Devletler, uygarlık kisvesi altında gezegenin yönetimiyle ilgilenirken insanları sadece bir nesne boyutunda ele almayı uygun bulur aslında. Gezegen, halksız yönetilecektir. Yani, gezegenin yönetimi kendi seçtikleri, kendileriyle uyumlu ve itaatkar zümrenin refahı, huzuru ve bekası için diğer insanların nesneleşmesiyle koşuttur. Halk, devlet için bir araçtır. Halkın rengi, kültürü, geçmişi hiçbir önem arz etmez temelde. Yönetime talip olanların ırkı, milliyeti, dini farklı değildir – dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar onların ortak yanları bellidir: Hükümler, hükmetmek, suçlamak ve cezalandırıp tecrit etmek. 

 

Zaman içersinde kamulaştırılmış tek gerçek korunabilmiştir: Özgürlük hissiyle donatılmış yeraltı. Devletlerin müdahalede başarısızlığa uğradığı alan burasıdır. Burasıdır ki yeraltının kimi belirleyici öğeleri, örneğin uyuşturucu, yine devletin kontrolü altındadır; o mecradan da nemalanmakta ve uyuşturucuyu, saf dışı bırakacağı halkın üzerinde bir pasifleştirme tekniği olarak kullanmaktadır. Hikayenin bize okunan kısmı budur. 

 

Hikayenin kimseye okunmadığı, okunması da önerilmeyen kısmı ise yeraltının hacmini kapsar. Yeraltının ancak alanını ölçebilen devlet, hacmi konusunda yetersiz, çaresiz ve kısırdır. Çünkü yeraltı devlete sadece muhalefet yapacak, kendisini böyle tanıtıp konumlandıracak kadar cahil değildir. Hikayenin okunmayan, önerilmeyen kısmı bağımsızlığını ilan edip başka bir hikayeye dönüşmüştür. Asıl hikayeyle, dayatılanla, giydirilenle ilgisini kesmiştir. Hedefler, amaçlar, hayaller ve gerçekler artık uyuşmaz, örtüşmez. Hikayenin tek ana fikri yoktur artık. Devlet, otoritesini kaybettiği bir hikayenin içinde tüm fiillerinin felce uğramasıyla yüzleşir. Yeraltı, devlete böcek ilacı sıkmıştır.

 

Elbette devletin mesai saatleri ile yeraltının yirmi dört saati bambaşka iktidarlarla hesaplaşmayla geçecektir. Yönetme hırsının zavallılığı ile zırvalayan devlet, uyuşmuş bedenlerin var olmak, hayatta kalmak için çırpınmasına bir anlam katamaz. Hiçbir devlet figürü, devlet “güdü mekanizması” inandırıcı değildir yeni hikayede. Marka değeri yüksek devletler, tek bir “junky” ile bile baş edemeyeceğini bilir. 

 

Jörg Fauser, kelimenin tatlı tarafıyla tam bir “serseri.” Şiirlerle, romanlarla, hikayelerle doldurduğu hayatını bir laboratuvar gibi kullanırken, gece bekçiliğinden havaalanında bagaj işçiliğine kadar girip çıkmadığı yer kalmamış. Vicdani retçi ve eroinman kimliğiyle eğitimini bırakıp seyyah olmuş. 1944 doğumlu Fauser bir dönem İstanbul’da da yaşamış. İyi ki yaşamış çünkü İstanbul’u merkez aldığı Hammadde’de o yılların Sultanahmet’ini, Tophane’sini ve civarlarını yeraltı penceresinden yazmış. Uyuşturucu döngüsünü, tacirlerin Avrupa bağlantılarını, Berlin kavşağını, Amsterdam kaçamaklarını, hippileri, hırsızları, gaspçıları, savaş karşıtlarını, evsizleri, dolandırıcıları kirli bir çiçek çocuk gözüyle dillendirmiş. İşgal evlerinin, komünlerin, öğrenci örgütlerinin içinden seslenmiş. 1987 yılında bir trafik kazasında ölümü de hâlâ muallakta.

 

Alman edebiyatının yeraltı tarafında bir fenomen Jörg Fauser. Devletlerin kırmızı bültenlerindeki haşarı ve tehlikeli isimlerden biri. Okursanız sıkı arkadaşınız olacaktır.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

1970’lerde Tutunamayanlar yayımlandığında edebiyat kamuoyunda derin bir sessizlikle karşılanmıştı. Bunun nedenleri epeyce tartışıldı ancak şurasını hatırlatmakta fayda var: Kalbi bu dünya için fazla hassas olanların sayıca artıp toplumda daha görünür olduğu dönemler ile Oğuz Atay’ın kitabının tanınıp bilinirliği arasında doğrudan bir ilişki var.

Silvan Alpoğuz: Postmodern ve politik

 

Bolaño, Şili’nin başkenti Santiago’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yılları çeşitli kentler, birbirine karışmış kültürlerin içinde geçmiş. Gençlik yıllarının başında Meksika’ya göçmesi onun edebiyat serüveni için bir kırılma noktası olmuş. Meksika’daki entelektüel ortamlarda Latin Amerika Edebiyatı’nı sulayan birçok yerli akımı araştırma imkânı bulurken, şiir eskizlerine bu yıllarında başlamış.

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.