Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Tüm Kapıları Kilitle



Toplam oy: 3
Tüm Kapıları Kilitle, Roman Polanski imzalı Rosemary’s Baby filmini izleyenlere bir nevi devam hikâyesi gibi gelecek. Bir solukta okunan, son derece sürükleyici bir şehir paranoyası.

Karantina, sokağa çıkma yasağı, kısıtlamalar, “evde kal” çağrıları derken, tüm dünya olarak daha önce deneyimlenmemiş çok ilginç zamanlardan geçiyoruz. Tüm bunların, kendimiz ile baş başa kalmak, kendi sesimizi dinlemek, belki içsel bir yolculuğa çıkmak gibi “modern insanın” gitgide uzağında kalan olgular adına bir fırsata dönüşmesi dileğiyle… Karantina günlerinde okuduğum kitaplardan birisi de Riley Sager imzası taşıyan Tüm Kapıları Kilitle oldu. Yeni çıkanlara göz atarken gördüğüm bu mosmor kapaklı kitabı, içinde bulunduğumuz zamana uygun olacağını düşünüp fazla tereddüt etmeden aldım. Amerikalı yazarın adını, 2017’de yazdığı ve yirmi beş dile çevrilen Kurtulan Kızlar ile duymuştum. Tanışma kitabımız ise geçtiğimiz şubat ayında İthaki Yayınları etiketiyle çıkan Tüm Kapıları Kilitle oldu. Mekânların ruhu olduğuna inanıyorsanız ve gerilim seviyorsanız, zamanın yavaş aktığı karantina günlerinde bu kitap size iyi gelecek.

 

Tüm Kapıları Kilitle, Roman Polanski imzalı Rosemary’s Baby filmini izleyenlere bir nevi devam hikâyesi ya da bir yeniden kaleme alma tadında gelecek. Zaten kitabın kapağındaki İngiliz suç yazarı Ruth Ware’in şu övgü sözcükleri her şeyi anlatıyor: “Kenara çekil Rosemary’nin Bebeği, şehir paranoyasının yeni bir gotik adresi var.” Bu tespit sadece biz okurlara ait bir çıkarım değil, zira yazar eserini Ira Levin’e ithaf etmiş. Ira Levin ise Rosemary’s Baby romanının yazarı.

Sürekli büyüyen şüphe…
Jules Larsen, yirmi beş yaşında, yakın arkadaşı Chloe’dan başka hayatta kimsesi kalmamış bir genç kızdır. On yedi yaşındayken ablası Jane kaybolur ve bir daha kendisinden haber alınamaz. On dokuzundayken anne - babası birlikte intihar ederler. Büyük bir firmada asistandır ve sevgilisi ile aynı evi paylaşıyordur. Ancak işten kovulur ve aynı gün erken saatte eve dönünce erkek arkadaşının kendisini aldattığını görür. Geçici olarak Chloe’nin yanına taşınıp iş ilanlarına bakarken bir ilan dikkatini çeker. Manhattan’da, Central Park’a komşu görkemli bir apartmandaki boş bir daire için geçici olarak bakıcı aranıyordur. Üç ay boyunca boş bir evde yaşayacak ve karşılığında tam on iki bin dolar para alacaktır. Daha ilginci ise buranın ilk gençliğinde hem ablasının kem de kendisinin bayıla bayıla defalarca okudukları Bir Hayalperestin Yüreği isimli romanda geçen Bartholomew Apartmanı olmasıdır.
Jules mülakata başvurur. Şehrin en lüks bölgesindeki meşhur bir apartman dairesinde üç ay yaşayıp aylık dört bin dolar kazanacak olması hem fazla garip hem de fazla caziptir ve bu arkadaşı Chloe’ye tuhaf gelmektedir, ama cebinde birkaç yüz dolar kalmışken başka hiçbir şey düşünmez. Ve işi alır. Fakat bazı kurallar vardır. Eve asla kimseyi getirmeyecektir. Jules bunu da umursamaz. Central Park manzaralı lüks dairedeki ilk gecesinde şehrin ışıklarını seyredip okuduğu romandaki hayalin gerçeğe dönüştüğünü düşünürken Chloe’den bir e-posta alır. Arkadaşı ona Bartholomew Apartmanı’nda 1919’dan bu yana meydana gelen esrarlı olayları ve ölümleri yollamıştır.
Jules o gece zaten yeterince gerilmişken, alt kattaki daireye inen küçük mutfak asansörünün makaralı sistemi hareket eder. Jules korka korka aşağı kattan gelen mesajı alır. Böylece alt kattaki evin bakıcısı Ingrid ile tanışırlar. Ingrid de kendisi gibi genç bir kızdır. Ona apartmanda tuhaf olayların döndüğünü, burada yaşayanların garip tipler olduklarını söyler. Bu tuhaflıklar yetmezmiş gibi Jules apartmanın lobisinde hayatının kitabı Bir Hayalperestin Yüreği’nin yazarı Greta Manville ile karşılaşır. Yaşlı kadın da Bartholomew’de yaşamaktadır. Jules ona hayranlıkla yaklaşır ama kadın çok soğuk davranır. Gece yarısı duyduğu bir çığlıkla tuhaflıklar silsilesinin dozu yükselir. Jules korkuyla aşağı kattaki Ingrid’in kapısını çalar. Ingrid kapıyı yarım aralar, yüzünde işlerin ters gittiğine dair bir ifadeyle ses duymadığını söyleyip alelacele kapıyı kapatır. Jules Ingrid’in başının dertte olduğuna inanmakla beraber elinden bir şey gelmez. Fakat ertesi gün Ingrid ortalardan kaybolunca işler ciddiye biner.
Ingrid’in Jules’e bıraktığı apartmanın bodrumuna saklanmış tabanca, apartman sakinlerinin gitgide tuhaflaşan davranışları ve sürekli büyüyen şüphe… Dışarıdan bir rüya gibi gözüken bu lüks apartmanın içinde hiçbir şey sanıldığı gibi değildir. Yıllardır süregelen karanlık tarihinde pek çok masum insanın mezarı olmuştur. Sıradaki kurban Jules mi olacaktır?
Tüm Kapıları Kilitle, elinizden bırakmak istemeyeceğiniz, bir solukta okunan, son derece sürükleyici bir roman. Hikayenin seyri gotik bir masaldan mantıksal bir kurguya son derece güzel bir geçişle bağlanıyor. Sonu tatmin ediyor. Bittiğinde yazarın diğer kitaplarını da “okunacaklar” listesine aldım. Tavsiyemdir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Neil Gaiman’ın çağımızın hikâye anlatıcıları için bir tür süperstar olduğunu söylemek sanıyorum yanlış olmaz. En azından konu fantastik kurgu olduğunda türün pek çok gediklisi bu tanıma itiraz etmeyecektir.

Hollandalı Rönesans ressamı Pieter Bruegel; hayatı boyunca yer yer karanlık, düşündürücü ve etkileyici işleriyle öne çıkan, sanat tarihinde oldukça önemli yer edinmiş, usta diye addedilen bir isim. Çalışmaları arasında, zamanın ve mekânın ötesine geçen, günümüzde hâlâ adından söz ettiren birçok resim var ve bunlar edebiyattan sinemaya birçok eserin de esin kaynağı oldu.

 

“Velhasıl, diyeceğim o ki Tanrı’nın oğlunun ete kemiğe bürünmesindeki bereketin üstünden bin üç yüz kırk sekiz sene geçtikten sonra, İtalya’nın diğer tüm güzelliklerini gölgesinde bırakan muhteşem Floransa’ya ölümcül veba çıkageldi.”

 

Connell fakir bir genç. Üstelik annesi hoşlandığı kadının, Marianne’in evinde çalışıyor. Connell’ın Marianne’le ilişkisi, Connell’ın kendi kendine koyduğu yasaklarla sınırlandırılmış durumda; çünkü Connell,–Y kuşağının asla izlemediği– olasılıkla ailesinin evinde rastladığı, soap-opera’lardan gördüğü kahramanlardan öğrendiklerini tekrarlıyor.

“Her yerde olduğu gibi Fransa’da da bir artistin eserleri Bila kaydü şart hürmet görmesi için vefat etmiş olması lazımdır” diyor Fikret Mualla, Semiha Berksoy’a yazdığı bir mektupta.

 

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.