Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Üzdün beni Palahniuk!



Toplam oy: 294
Chuck Palahniuk
Ayrıntı Yayınları
Anlat Bakalım için, bir Palahniuk kitabı demek bile pek mümkün değil sanki...

Chuck Palahniuk’un, olayları olduğundan daha da “pisleştirmesini” seviyorum; çoğu zaman midemi bulandırmasını da... Hele o mide bir kere çalkalanmaya başladıktan sonraki ha kustum ha kusacağım hissine ne demeli... Ortaya çıkarttıklarınınsa çiğnemeden ve hatta ne yediğimizi bile görmeden yuttuğumuz şeyler olduğunu düşünürüm. Sonuç: Yüzleşmek.

 

Palahniuk kendi yazdıklarının içindeki kurgu olmayan kurgu hikayeleri anlattığı Kurgudan da Garip’te, “Bütün kitaplarım diğer insanlarla bağlantı kurmanın yolunu arayan yalnız bir insanla ilgili,” der. Ve aynı zamanda kitaplarına “kurmaca” demenin zor olduğunu söyler. Kurmaca gibi olmayan kurmacaların gerçek dürtücüsüdür o; her romanında kendi sistemini yaratan bir anlatıcı tanrıdır... Kullarına asla acımayan ve mümkünse yaralanmalarını ve de özellikle dibe vurmalarını sağlayan. Ve her seferinde o zeminden yukarıya baktıran. Elbette okuyucuya da aynısını yapıyor. Tüm bunları yapmadan önce, ilgili mekanlarda, ilgili insanlarla geçirdiği fazlaca zamanın en büyük zevklerinden biri olduğunu söylüyor çoğu röportajında. En olmadı, alıyor karşısına kurmaca karakterini, ete kemiğe büründürüyor onu ve onunla yapıyor röportajını (bkz. Cassie Wright). 

 

 

Peki ya bu sefer ne yapmış? Aslında bunca laf, bu sefer pek bir şey yapmadığına gelmek içindi. Evet, üzgünüm ama Anlat Bakalım tam bir hayal kırıklığı.  Çoğu “Palahniukseverin” hunharca eleştirdiği Pigme’de onun imzası olan vuruşları görmek bile benim için yeterli olmuştu. Ama Anlat Bakalım için ustalık eseri denemeyeceği gibi, Palahniuk kitabı demek bile pek mümkün değil sanki... 

 

Palahniuk’un son zamanlarda kullanmaktan hoşlandığı iki kalıp: Yönetmen koltuğu ve Hollywood. Gerçi ünlü olma sevdasının hastalık halini aldığı karakterler her zaman onun sevdiklerinden olmuştur. Hollywood’a dersini en sağlamından Lanetli’de, bir yıldızın cehenneme düşmüş kızı Madison’ın dilinden vermişti zaten. İşin özü, Anlat Bakalım da yine bu cafcaflı dünyanın ardındakilere, bu sefer daha yakından bakıyor. 

 

Hollywood yıldızı Katherine Kenton’ın yardımcısı Hazie anlatıyor hikayeyi ya da -daha doğru bir ifadeyle- filmi... Dışardan yardımcısı gibi görünse de Hazie, kendi kullandığı şekliyle, Bayan Katherine’nin “vekil omurga”sı aslında. Kenton bir zamanların tüm o şaşaalı filmlerinin güzeller güzeli oyuncusu. Şimdilerdeyse teşekkür ya da saygı türünden ödüllerle eve dönen, yani başarısından değil daha ölmediği için alkışlanan bir oyuncu. Takıntıları, ritüelleri, günlük hayatın rutinlerine karşı umursamazlığı ve aşka olan açlığı nedeniyle, hayatının iplerini fark etmeden Hazie’ye vermiş bir kadın. Hazie’nin tek ihtiyacı olansa bu “düşkün” halin devamlılığı. Fakat aniden ortaya çıkan Webster Carlton Westward işini biraz da olsa zorlaştırıyor, çevirdiği dolapların sayısını kat be kat artırmasına neden oluyor... Sekanslar, sahneler, film içinde filmler... Hollywood’un mazisinde uzunca bir tur... 

 

Kendi söylediği gibi, yalnız insanların hikayelerini anlatan Palahniuk, kapitalist tutkulara da laf çakmadan geçmez. Anlat Bakalım’da da bunu ihmal etmemiş. Ama işte doz aşımı burada da devreye giriyor belki... Bir Hollywood yıldızının hayatını sergilerken ürün markalarının sıklıkla kullanılması, bir de yanına oyuncu isimlerinin eklenmesi, zor okunan bir sözlük haline getiriyor kitabı. “Palahniuk sözlük yazsa okurum,” diyenlerden olmama rağmen, ilk defa bir kitabını okurken sıkıldığım için, çok mutsuzum.

 


 

* Görsel: Özlem Isıyel

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Albert Camus’nün Yabancı romanından yapılan aynı isimli bir çizgi roman uyarlaması yayımlandı. Fransa’daki ilk yayımında, romana sadakat gösteren, belli bir niteliği koruduğu söylenen bir çizgi roman olduğu düşünülmüş. Yabancı gibi kült bir romanın sadakatle uyarlandığını, başarılı olup olmadığını tartışmak, üzerinde hemfikir olunamayacağı için çok anlamlı olmayabilir.

Mahmut Yesari, Türkçenin en üretken yazarlarından. Buna rağmen eserleri uzun zamandır yayımlanmıyor. Bir Namus Meselesi, aslında Yesari'nin 12 Nisan 1923 - 25 Eylül 1924 yılları arasında Kelebek dergisinde yayımladığı bir eser; yayımlanışının ardından bunca yıl sonra kitap halinde ve ilk kez Latin harfleriyle basılıyor.

Anı kitapları okumak keyiflidir; bildiğimiz, tanıdığımız insanlar ne yapıp etmiş, bugünlere nasıl gelmiş merak ederiz. Dedikoduyu da severiz tabii. Ama bizi anı kitaplarına asıl olarak çeken, son sayfa da çevrildiğinde bıraktığı histir.

Öykünün bir tür olarak okur üzerinde bırakmasını hayal ettiğim bir etki var. Her okuduğum öyküde izini sürdüğüm, bulunca da ferahladığım bir şey bu. Edebiyat terimleriyle açıklayamayacağım, ki edebi zekamın zaten yetmeyeceği, ancak sezgisel olarak bilebileceğim, bir nevi kokusunu alacağım, o vakit bir okur olarak o öyküyü bir daha kolay kolay unutmayacağım bir şey.

Mihail Şişkin, güncel Rus edebiyatını izleyenlerin bildiği, hayatın içinden gelen, tarih bilgisi kuvvetli ve tüm bunları romanlarına yansıtan bir yazar. Ülkesindeki yönetime muhalifliği nedeniyle 1994’ten beri İsviçre’de yaşayan Şişkin, çalıştığı farklı işler (temizlikçilik, yol işçiliği, muhabirlik, öğretmenlik, çevirmenlik...) sayesinde kendisini zenginleştirmiş biri.

Söyleşi

Emre Yavuz ve Sinan Ural ile söyleşi:


“İşin sırrı çizgi romanda ya da figürde değil, biriktirme tutkusunda.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.