Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Üzdün beni Palahniuk!



Toplam oy: 284
Chuck Palahniuk
Ayrıntı Yayınları
Anlat Bakalım için, bir Palahniuk kitabı demek bile pek mümkün değil sanki...

Chuck Palahniuk’un, olayları olduğundan daha da “pisleştirmesini” seviyorum; çoğu zaman midemi bulandırmasını da... Hele o mide bir kere çalkalanmaya başladıktan sonraki ha kustum ha kusacağım hissine ne demeli... Ortaya çıkarttıklarınınsa çiğnemeden ve hatta ne yediğimizi bile görmeden yuttuğumuz şeyler olduğunu düşünürüm. Sonuç: Yüzleşmek.

 

Palahniuk kendi yazdıklarının içindeki kurgu olmayan kurgu hikayeleri anlattığı Kurgudan da Garip’te, “Bütün kitaplarım diğer insanlarla bağlantı kurmanın yolunu arayan yalnız bir insanla ilgili,” der. Ve aynı zamanda kitaplarına “kurmaca” demenin zor olduğunu söyler. Kurmaca gibi olmayan kurmacaların gerçek dürtücüsüdür o; her romanında kendi sistemini yaratan bir anlatıcı tanrıdır... Kullarına asla acımayan ve mümkünse yaralanmalarını ve de özellikle dibe vurmalarını sağlayan. Ve her seferinde o zeminden yukarıya baktıran. Elbette okuyucuya da aynısını yapıyor. Tüm bunları yapmadan önce, ilgili mekanlarda, ilgili insanlarla geçirdiği fazlaca zamanın en büyük zevklerinden biri olduğunu söylüyor çoğu röportajında. En olmadı, alıyor karşısına kurmaca karakterini, ete kemiğe büründürüyor onu ve onunla yapıyor röportajını (bkz. Cassie Wright). 

 

 

Peki ya bu sefer ne yapmış? Aslında bunca laf, bu sefer pek bir şey yapmadığına gelmek içindi. Evet, üzgünüm ama Anlat Bakalım tam bir hayal kırıklığı.  Çoğu “Palahniukseverin” hunharca eleştirdiği Pigme’de onun imzası olan vuruşları görmek bile benim için yeterli olmuştu. Ama Anlat Bakalım için ustalık eseri denemeyeceği gibi, Palahniuk kitabı demek bile pek mümkün değil sanki... 

 

Palahniuk’un son zamanlarda kullanmaktan hoşlandığı iki kalıp: Yönetmen koltuğu ve Hollywood. Gerçi ünlü olma sevdasının hastalık halini aldığı karakterler her zaman onun sevdiklerinden olmuştur. Hollywood’a dersini en sağlamından Lanetli’de, bir yıldızın cehenneme düşmüş kızı Madison’ın dilinden vermişti zaten. İşin özü, Anlat Bakalım da yine bu cafcaflı dünyanın ardındakilere, bu sefer daha yakından bakıyor. 

 

Hollywood yıldızı Katherine Kenton’ın yardımcısı Hazie anlatıyor hikayeyi ya da -daha doğru bir ifadeyle- filmi... Dışardan yardımcısı gibi görünse de Hazie, kendi kullandığı şekliyle, Bayan Katherine’nin “vekil omurga”sı aslında. Kenton bir zamanların tüm o şaşaalı filmlerinin güzeller güzeli oyuncusu. Şimdilerdeyse teşekkür ya da saygı türünden ödüllerle eve dönen, yani başarısından değil daha ölmediği için alkışlanan bir oyuncu. Takıntıları, ritüelleri, günlük hayatın rutinlerine karşı umursamazlığı ve aşka olan açlığı nedeniyle, hayatının iplerini fark etmeden Hazie’ye vermiş bir kadın. Hazie’nin tek ihtiyacı olansa bu “düşkün” halin devamlılığı. Fakat aniden ortaya çıkan Webster Carlton Westward işini biraz da olsa zorlaştırıyor, çevirdiği dolapların sayısını kat be kat artırmasına neden oluyor... Sekanslar, sahneler, film içinde filmler... Hollywood’un mazisinde uzunca bir tur... 

 

Kendi söylediği gibi, yalnız insanların hikayelerini anlatan Palahniuk, kapitalist tutkulara da laf çakmadan geçmez. Anlat Bakalım’da da bunu ihmal etmemiş. Ama işte doz aşımı burada da devreye giriyor belki... Bir Hollywood yıldızının hayatını sergilerken ürün markalarının sıklıkla kullanılması, bir de yanına oyuncu isimlerinin eklenmesi, zor okunan bir sözlük haline getiriyor kitabı. “Palahniuk sözlük yazsa okurum,” diyenlerden olmama rağmen, ilk defa bir kitabını okurken sıkıldığım için, çok mutsuzum.

 


 

* Görsel: Özlem Isıyel

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Öyle bir kent ki haritada bulunmuyor, halkının nabzı dakikada elliden az atıyor, yüz yıldır kimse birbiriyle tartışmıyor, tutanak tutulmuyor, yumruk ya da tokat atılmıyor. Bu kentte sanat da, iş de, hiç ama hiçbir şey coşku yaratmıyor. Ne sanayisi ne de ticareti var ama onlarsız da mükemmelen geçinip gidiyor. Arpa şekeri ve çırpılmış krema tüketiliyor ama ihraç edilmiyor.

Paul Auster’ın 4321 romanında, Archie Ferguson adında sıradan bir insanın biyografisini okuyoruz; roman o kadar kapsamlı ki, dört farklı olasılıkta Archie’nin hayatını öğreniyoruz.

Sevindirici bir gelişme, grafik romanın itibarlı isimlerinden Seth, önemli bir çalışmasıyla, ilk kez Türkçede çünkü. Seth, bizde hiç tanınmadığı için, kısaca özgeçmişinden söz edelim. Asıl adıyla Gregory Gallant, 1962’de Kanada’da doğuyor.

Yazan kişinin dünyanın bin türlü konusu içinde hep aynı konulara çekiliyor olması bana bir kusur gibi gelmiyor. Bilakis üzerinde düşünülen ve yazılan meseleler, bir yazarın külliyatında kendi içinde bir süreklilik gösterdiğinde, ben kendimi bir okur olarak daha iyi bile hissediyorum. Çünkü, diyorum, yazar dünyadaki derdini bulmuş, yani kuyusunu...

Mehmet Açar Kayıp Hasta’da, 21. yüzyılda “Sistem” isimli yapay zeka tarafından yönetilen bir ülkenin bir hastanesinde çantasını kaybeden, kimliğinden yoksun, geçmişiyle baş başa kalan, dosyalar ve makineler arasında sıkışan Ali Z. ile buluşturuyor okuru.

Söyleşi

Emre Yavuz ve Sinan Ural ile söyleşi:


“İşin sırrı çizgi romanda ya da figürde değil, biriktirme tutkusunda.”


Ece KARAAĞAÇ

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.