Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Yorulmak nedir aziz?



Toplam oy: 584
küçük İskender
Sel Yayıncılık
Birçok hatırayı ve birçok derdi harmanlayıp bir kitabın içine sığdırmış küçük İskender, sokakta bağırıp çağıran ama evde kendi kendisine ağlayan çocukların naifliğinde, altları çizilecek bir dolu cümle bırakmış.

Kime benzer küçük İskender? Sokaklarda ağzının içerisinden gün görmemiş sunturlu küfürlerle dolaşan bir kenar mahalle dilberine bazen, bazen bir mahallenin orta yerinde öylece durmuş bütün olanı biteni seyreden dalları yemyeşil, içi ağır ağır çürüyen bir çınara, bazen o köşeyi dönünce ortaya çıkan bakkalın ufacık çırağına... Galatasaray'ı geçince köşede öylece yatan bey amcaya, kadınların peşinden koşup ne söylediğini asla anlamadıkları rock starlara... Kime benzer küçük İskender? Umutsuzlara, öfkelilere, mutsuzlara, arkada duramayanlara, sonra ansızın kaybolanlara... 

 

Kendi şiirinde -ya da daha doğrusu, öyküye yakın şiirlerinde- herkesin aksine, okuyucuyu içeriye almak yerine dışarıda bırakan, hatta kapının önüne atan anti kahramanların kahramanıdır küçük İskender. Sel Yayınları'ndan çıkan yeni kitabı Cehenneme Gitme Yöntemleri ile de sizi yine adeta eşiğe oturtup hem sokağı hem evin içerisini seyretmenizi sağlıyor. Kendisinin de dahil olduğu çok da parlak olmayan masallar anlatıyor; mutsuzluğa ya da aşka değil, ana odaklanıyor. Onun için adeta “andan öte her şey hikaye” kalıyor geriye... 

 

 

Cehenneme Gitme Yöntemleri'nin kendisine has kahramanları, birer eşiği geçip birbirlerinin kapı aralıklarında dolanıp duruyorlar. Yan yana durup kendi içinden konuşan, birbirlerinin omuzlarını dağ sanıp dayanan ama ara ara birbirlerinin üzerine yıkılan insanlar... Ne kadar yakın görünseler de aslında bir o kadar uzaklar. Çünkü insan bazen acısını sakınır en yakınındakinen. Dostluğun toprağında bir tutam güldür umut ve insan kendi umutsuzluğunun içerisinde yüzerken gökyüzünü boyayabilir pasparlark bir maviye. Çünkü arkadaşlar birbirinin kutsal kitabıdır...

 

Onlar, bir mahalle arasında kol kola dolanıp önümüze çıkana bin tekme diyen çocuklar, büyüyorlar racon kesen ağabeyler oluyorlar. Aralarına bazen kadınlar bazen yabancılar giriyor ama kimse onların dillerini anlamıyor; sonra yollarına devam ederken birbirlerini sıralı sırasız kaybediyorlar. Teker teker birbirlerinin ölümlerini görüyorlar, kendi dillerinde kendi köşelerinde sessizce ağlıyorlar. Özlüyorlar. Özlemek ki insanı en savunmasız yakalayan duygudur, altında kalıyorlar. İnsan yakınlarını kaydebip nasıl devam ediyor diye bakıyorlar etrafa, ölümün acısı kıymetli geliyor. Herkes bir defa olsun, gitmeyi aklına getiriyor mutlaka. Deneyip, başaranlar deneyip yanılanlar oluyor. 

 

küçük İskender, Cehenneme Gitme Yöntemleri'nin satır aralarında insanın göğüs kafesine jiletler atıyor adeta. Öyle ki bu kitabı süslü cümlelerle anlatıp çok büyük bir hata yapmaktan korkuyor insan. Kitabın içerisindeki şiirlerin bir kısmı Mustafa Altıoklar'la beraber yazılıp Ağır Roman filminde farklı şekillerde kullanılmış. Kitabın ortasına resimler de sıkıştırmış küçük İskender küçük bir çocuğun arkasında bıraktığı dünyaya fırlattığı renkli bakışlar gibi bunlar.

 

Birçok hatırayı ve birçok derdi harmanlayıp bir kitabın içine sığdırmış küçük İskender, sokakta bağırıp çağıran ama evde kendi kendisine ağlayan çocukların naifliğinde, altları çizilecek bir dolu cümle bırakmış. Kitabın en başında yorulmaktan bahseden şaire sorası geliyor insanın: Peki, devam etmek nedir aziz, onca yola ve onca yıla dayanmak nedir?

 

 


 

 

* Görsel: Akif Kaynar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.