Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Yorulmak nedir aziz?



Toplam oy: 562
küçük İskender
Sel Yayıncılık
Birçok hatırayı ve birçok derdi harmanlayıp bir kitabın içine sığdırmış küçük İskender, sokakta bağırıp çağıran ama evde kendi kendisine ağlayan çocukların naifliğinde, altları çizilecek bir dolu cümle bırakmış.

Kime benzer küçük İskender? Sokaklarda ağzının içerisinden gün görmemiş sunturlu küfürlerle dolaşan bir kenar mahalle dilberine bazen, bazen bir mahallenin orta yerinde öylece durmuş bütün olanı biteni seyreden dalları yemyeşil, içi ağır ağır çürüyen bir çınara, bazen o köşeyi dönünce ortaya çıkan bakkalın ufacık çırağına... Galatasaray'ı geçince köşede öylece yatan bey amcaya, kadınların peşinden koşup ne söylediğini asla anlamadıkları rock starlara... Kime benzer küçük İskender? Umutsuzlara, öfkelilere, mutsuzlara, arkada duramayanlara, sonra ansızın kaybolanlara... 

 

Kendi şiirinde -ya da daha doğrusu, öyküye yakın şiirlerinde- herkesin aksine, okuyucuyu içeriye almak yerine dışarıda bırakan, hatta kapının önüne atan anti kahramanların kahramanıdır küçük İskender. Sel Yayınları'ndan çıkan yeni kitabı Cehenneme Gitme Yöntemleri ile de sizi yine adeta eşiğe oturtup hem sokağı hem evin içerisini seyretmenizi sağlıyor. Kendisinin de dahil olduğu çok da parlak olmayan masallar anlatıyor; mutsuzluğa ya da aşka değil, ana odaklanıyor. Onun için adeta “andan öte her şey hikaye” kalıyor geriye... 

 

 

Cehenneme Gitme Yöntemleri'nin kendisine has kahramanları, birer eşiği geçip birbirlerinin kapı aralıklarında dolanıp duruyorlar. Yan yana durup kendi içinden konuşan, birbirlerinin omuzlarını dağ sanıp dayanan ama ara ara birbirlerinin üzerine yıkılan insanlar... Ne kadar yakın görünseler de aslında bir o kadar uzaklar. Çünkü insan bazen acısını sakınır en yakınındakinen. Dostluğun toprağında bir tutam güldür umut ve insan kendi umutsuzluğunun içerisinde yüzerken gökyüzünü boyayabilir pasparlark bir maviye. Çünkü arkadaşlar birbirinin kutsal kitabıdır...

 

Onlar, bir mahalle arasında kol kola dolanıp önümüze çıkana bin tekme diyen çocuklar, büyüyorlar racon kesen ağabeyler oluyorlar. Aralarına bazen kadınlar bazen yabancılar giriyor ama kimse onların dillerini anlamıyor; sonra yollarına devam ederken birbirlerini sıralı sırasız kaybediyorlar. Teker teker birbirlerinin ölümlerini görüyorlar, kendi dillerinde kendi köşelerinde sessizce ağlıyorlar. Özlüyorlar. Özlemek ki insanı en savunmasız yakalayan duygudur, altında kalıyorlar. İnsan yakınlarını kaydebip nasıl devam ediyor diye bakıyorlar etrafa, ölümün acısı kıymetli geliyor. Herkes bir defa olsun, gitmeyi aklına getiriyor mutlaka. Deneyip, başaranlar deneyip yanılanlar oluyor. 

 

küçük İskender, Cehenneme Gitme Yöntemleri'nin satır aralarında insanın göğüs kafesine jiletler atıyor adeta. Öyle ki bu kitabı süslü cümlelerle anlatıp çok büyük bir hata yapmaktan korkuyor insan. Kitabın içerisindeki şiirlerin bir kısmı Mustafa Altıoklar'la beraber yazılıp Ağır Roman filminde farklı şekillerde kullanılmış. Kitabın ortasına resimler de sıkıştırmış küçük İskender küçük bir çocuğun arkasında bıraktığı dünyaya fırlattığı renkli bakışlar gibi bunlar.

 

Birçok hatırayı ve birçok derdi harmanlayıp bir kitabın içine sığdırmış küçük İskender, sokakta bağırıp çağıran ama evde kendi kendisine ağlayan çocukların naifliğinde, altları çizilecek bir dolu cümle bırakmış. Kitabın en başında yorulmaktan bahseden şaire sorası geliyor insanın: Peki, devam etmek nedir aziz, onca yola ve onca yıla dayanmak nedir?

 

 


 

 

* Görsel: Akif Kaynar

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bir metni nasıl anlamalıyız? Metinde geçen kelimelerin tek tek anlamlarını bir araya getirerek bir metni anlayabilir miyiz? Keşke bir metni anlamak bu kadar basit olsaydı değil mi? Niçin ihtiyaç duyuyor insanlar ironiye? Yani bir yazar ne söylemek istiyorsa onu ifade etmiyor da niçin Eski Yunanca’da “kandırmak” anlamına gelen bir fiilden türetilen “eironeia”dan kaynaklanan ironiye başvuruyor?

Mehmet Eroğlu İyi Adamın On Günü’nü 2019’da yayımlamıştı. Üç ay içinde yazdığı Kötü Adamın On Günü’nü ise, 2020’nin başında çıkardı. Benzer atmosferlere sahip her iki roman da. İkisinin de kahramanı aynı: Sadık. Kötü Adam’da ismini değiştiriyor; Adil oluyor bir süre, sonlara doğruysa Öcal. Fakat itkileri, tepkileri, düşünceleri üç aşağı beş yukarı aynı, “iyi Sadık”la, “kötü Sadık”ın.

Geçtiğimiz günlerde Yapı Kredi Kültür Sanat’ta, hıncahınç dolu bir salona sığamayıp kapının dışına, oradan da merdivenlere taşan bir söyleşiye katıldım.

“Hiçbir şey dikkat çekme arzusu kadar sıradan değildir.” 

William Shakespeare

 

“Testi içindekini sızdırır”

Mevlana

 

Çocuklar öldüğünde dünyadaki rüyalar da azalıyor olabilir. Dünya üzerindeki rüyalar azalınca da benim uyku sürem düşüyor. Testiyle bakışmamızın üzerinden tam 7 saat geçti. Tekli koltuğun karşısında kütüphanemin yanında, masamda üzeri başka çağlardan gelmiş gibi desenlerle bezeli bir testi bulunuyor.

 

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.