Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Arşivi

En çok okunanlar  


Haftalık sansür bülteni

Sürekli okurlarım Sabitfikir’in haber bölümünün tutkunu olduğumu, bu bölümü didik didik etmeden haftaya başlayamadığımı bilirler. “Pazartesi oldu mu, derginin başına kurulup önce keyifli bir edebiyat turu atarım”, demeyi çok isterdim tabi ama ortalıkta kol gezen genellikle, dünya edebiyat gündemi bir yana, can sıkıcı, isyan duygularını kabartıcı haberler.


İçimizdeki Beatnikleri ayıklama servisi…

Ey okurlar ve cümle bilinçsiz yazarlar, “ tarihi mitolojik unsurların yaşam tarzlarından örnekler vererek kişisel ve objektif olmayan gerçek dışı yorumlarda bulunma”nın suç olduğunu biliyor musunuz? Biliyor olamazsınız zira siz genel olarak buna edebiyat diyorsunuz, hatta bu bakış açısıyla edebiyatı türlere bile ayırıyorsunuz.


Kozmik okyanus çorbasında bir dalgın damla

Hep derim, çoksatan kitaplarla aramda bir aşk-nefret ilişkisi vardır, elim onlara gider gider de gelir, sonrasında çoğu zaman bile bile lades olmanın getirdiği hayal kırıklığı, az zaman ise hayret verici bir sevinç kaplar içimi...


İmparatorluk kültüründen moderniteye: İngilizlerin karanlık mirası

"Dünyamız tıpkı nörotik bir insan gibi dağıtmış durumdadır."...  İnsanlığın yetiştirdiği gelmiş geçmiş en büyük hekimlerden biri ve 20.yy’ın belki de en önemli düşünürü Carl Gustav Jung, Bilinçdışına Giriş’te İnsanın Ruhu başlığı altında işte böyle der. “Bir an için insanlığı tek bir birey olarak düşünürsek, onun da tıpkı bireyler gibi bilinçdışı güçlerden etkilendiğini görürüz.


Hazin mukayeseler... Edebiyatı var eden endişenin temeli

1960’ların sonunda Julie Kristeva’nın, yapıtı yoktan var eden bir yaratıcı-yazar kavramını sorgulamak üzere ortaya attığı kavram "metinlerarasılık". Karşılaştırmalı edebiyata asıl anlamını veren ve hatta bugün anladığımız şekilde yaratıcı eleştirinin önünün açan bir kavram.


Görünen köye doğru atılan işaret fişeği

Şu gün edebiyat dünyamızda tartıştığımız birinci gündem konusu eleştiri, eleştirinin kitap tanıtım yazısına sıkışması, kitap tanıtım yazılarının eleştirinin ve edebiyatın içini boşaltma noktasına gelmesi, eleştirmen etiğinin sarsılması… Sorunu yeni gibi tartışıyoruz ama elbette kendini göstere göstere gelen bir sürecin –umarım- sonundayız aslında.


Eleştiri ve güven

New Yorker geçtiğimiz günlerde dijital ortamdaki okur eleştirilerinin/ yorumlarının doğruluğunu, daha doğrusu samimiyetini tartışmaya açmış. Dijital kitap satış ve edebiyat platformlarında ortalık okur yorumundan geçilmiyor malum.


Afili soru işaretleri

 

Bu ay fotoğraflardan yana açıldı şansımız. Elif Şafak’tan sonra ne zamandır karşısına geçip uzun uzun baktığım, beni uzun uzun düşündüren bir fotoğraf daha var sizinle paylaşmak istediğim: Afili Filintalar’ın fotoğrafı…

 


Türkiye’nin gözleri, Elif Şafak’ın göremedikleri…

Modern kesilmiş sarı saçlarının süslediği başını, doğulu olduğunu gizlemeyen, bilakis çektiği sürmelerle daha da vurgulayan iri kahverengi gözlerini hafif yukarıya doğru çevirmiş, arkasına yükselen İstanbul siluetini eklemiş Elif Şafak, Doğuya bakıyor...


Yeni bireylerin derdi: Yeni bireycilik

 

Bir bilgisayarın başına geçmişseniz, internete de bağlanmışsanız ve hatta bu yazıyı okuyorsanız eğer, siz de “yeni bireycilik” derdinden mustaripsiniz demektir. Hoş, bu yazıyı okumasanız, bilgisayarınız olmasa hatta hayatta hiç nete bağlanmamış olsanız da bu dert yakanızı bırakmayacaktır. Zira, insan hayatta pek çok şeyden kaçabilir ama çağının dışında bir yerde yaşayamaz.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.