Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Arşivi

En çok okunanlar  


Eleştiri üzerine eleştiri

Roman eleştirisi yeterince okunmazken eleştiri üstüne eleştiri kim için olur ki? Bu benim sorum değil, edebiyat eleştirimizin usta isimlerinden Semih Gümüş’ün. Sorunun cevabı ondan geliyor yine: “Eleştirinin kendisi için elbette. Orada yaratıcılıkla düşüncenin derinliği, dünyanın merkezindeki potada erimektedir. O olmazsa edebiyatı ekseninde tutmak olanaksızlaşır.


Taştan düş çıkaran

Elimde üç Tanpınar kitabı, birini alıp birini bırakıyorum, sonra yine tekrar… Kapı Yayınları hemen hemen aynı anda çıkarmış bu üç incelemeyi. Bir Tanpınar Kitaplığı kurma isteğiyle… Handan İnci’nin Tanpınar Zamanı-Son Bakışlar, Besim F. Dellaloğlu’nun Modernleşmenin Zihniyet Dünyası-Bir Tanpınar Fetişizmi ve İbrahim Şahin’in Haz ve Günah-Bir Tanpınar Yorumu...


Kargalar

Semptomları aktardım: Her on dakikada bir yüreğin içine dolan, göğsün üstüne oturan ve sonsuza dek sürecek bir beyhudeliğe salan bir sıkıntı hali, boşluk ya da çok ama çok doluluk hissi… Teşhisi koyan ise annem: Fenalık geçiriyorsun…


Gökkuşağı neden bu kadar renkli ki?!

Geçtiğimiz aylarda Kültür Bakanlığı sinema için verilen destek fonunu daha çok aile değerlerini ön plana çıkaran filmlere ayıracağına dair bir açıklama yapmıştı. Bilenler bilirler, bakanlığın verdiği destek bir filmi çekmek için yeterli değildir ama sinemacılar için hayati bir değeri vardır.

 


Sevilmek isteyen bir hikaye ile karşılaşan hikaye-sever

Hem yazarla hem de hikayeyle okur arasındaki o netameli, belki de hiç olmayan bölgede inatla duran; kimi zaman eleştirdiği kimi zaman da eleştirmediği, eleştiremediği için hiç sevilmeyen; yine de mumla aranan eleştirmen... İster istemez zihnimizde sevimsiz bir yer etmiş bu kişi, için için biliriz ki edebiyat denen dünyanın en oyuncu karakteridir.


Kılavuzu dünya olanın...

Biz yeryüzü acemileri… Küreselleşmeyi dilimizden düşürmeden, her yere, herkese yabancı; farklı kültürler, kıtalar, onların kültürü ve siyaseti bir yana, bahçemizdeki ağaca bile kör… İçinde yaşadığımız ve bir öncekinden çok daha farklı olacağını iddia eden yüzyılımızın da acemileriyiz…

 


Yaşam dönüşümdür

Herkesin bir hikayesi vardır derler ya, doğrudur çünkü zaten dünya üzerinde sadece tek bir hikaye vardır: Yaşamın hikayesi. Bu tek ve biricik hikayenin tuhaf bir şekilde kişiye özel olmasının yegane sebebi ise, hakkını vermekle ilgilidir elbette. Kim hikayesinin güzel, büyüleyici, nefes kesici, sürükleyici olmasını istemez ki.


Saf ve düşünceli değil, kendiliğinden Hesse...

Alıp başını dağlara çıkarmış hep, uzaktaki mavilikler, ufuk çizgisi, dağ gölleri, tepelerin üzerinden hiç kalkmayacakmış gibi duran puslara doğru gider gider gider, ilerde, hep daha uzakta olanlarını özlermiş neyi özlediğini de pek bilmeden.

 

 


Özhakiki çoksatma formülleri

Geçtiğimiz günlerde Gülenay Börekçi,  Egoist Okur adlı blogunda safiyane sormuş; çok satmanın bir formülü var mıdır acaba diye?

 

 


Edebiyat sistemin tekelinde

Amerika’da yapılmış bir araştırmanın neticesi: “Edebiyat erkeklerin tekelinde” (Sabitfikir, 02.04.12), diyor. Bu sonuca varmak için, üstelik de tüm dünya edebiyatında, hiçbir araştırmaya gerek yok ki. Görünen köy kılavuz hiç istemiyor.

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.