Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Arşivi

En çok okunanlar  


İnce şeyler manifestosu...

Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya // Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar / Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya...


İstanbul sokakları, yerli polisiyelerin başkahramanı...

Türkiye’den iki yazar dünyanın en önemli polisiye yazarlarını çatısı altında toplayan Uluslararası Polisiye Yazarlar Birliği’nin yabancı dillerden İngilizceye çevrilen nitelikli polisiye romanlar listesine girmeyi başardı.


En kahpe, hep Bizans mıydı?

Çalıştığı üniversiteye onarım işleri için gelmiş iki usta, küçük tabelada yazan “Bizans Tarihi Profesörü” yazısını görünce, “Bizans tarihi de nedir, olsa olsa Türklerle ilgili bir şeydir herhalde” diye düşünüp kapısını çalmışlar Judith Herrin’ın.


20. yüzyıl felsefe tarihi dersleri 2 - Aklın sorgulanmasına bağlanan insan hayatı...

Geçtiğimiz hafta, Christian Delacampagne’nin “20. Yüzyıl Felsefe Tarihi” adlı çalışması ekseninde felsefe tarihini İkinci Dünya Savaşı’na kadar getirmiştik. Bu hafta ise felsefe derslerimizi Auschwitz ve Soğuk Savaş etkisinde, sorgulanan aklın ışığında işlemeye devam ediyoruz. 


20. yüzyıl felsefe tarihi dersleri 1 – Bilimin emin yolunda, insanlığın sonuna dair...

Tarih de, felsefe sözü de sizi yıldırıp gözünüzü korkutmasın, içinde bulunduğumuz zamanı bir nebze de olsa anlamlandırabilme yolunda önümüzde açılan aydınlık kapılardan birine adım atmışçasına okuyorum “20.Yüzyıl Felsefe Tarihi”ni.


Sultanın mutfağında tarihi roman çıkmazı

Çoğu okurun çok sevdiği tarihi romanlar korkutur hep beni. Tarihi roman denince, bir adım geri çekilir, hayal kırıklığına uğramaktan çekinirim. Ne de olsa, romanı bırakıp hikayenin geçtiği tarihi birebir yazmaya koyulan, tarihi sadece bir dekor olarak kullanan ya da en fenası hepsini birbirine karıştırıp işin içinden çıkamayan “tarihi roman”larla dolu etrafımız.


“Temiz” teknoloji, evrimleşen insan ruhu ve e-kitap kehanetleri...

Hiç denemedik ki, aklımız ve binlerce yıl emek emek işlediğimiz kültürümüzle birleştirerek yarattığımız o teknoloji denen şeyi, gerçek anlamda gelişmeye, dünyanın ve insanlığın iyiliğine, bekasına dair kullanmayı...


Sürdürülebilir bir yaşam, ne zaman?

Mahatma Gandhi’ye Batı medeniyeti hakkında ne düşündüğünü sormuşlar, “İyi bir fikir olurdu”, demiş!


Tekinsiz eleştiride edebiyat ve endişe...

Yeni bütünlükler yaratma, rastgele beğeniler geliştirme, ileriye doğru hareketi tümden yadsıma ihtiyacı duyan, metne karanlığın yüreğine doğru koşulsuz bir yolculuk vesilesi gözüyle bakan modern yazar ve onun, Edward Said’in deyişiyle, tarihsel ya da filolojik araştırmacılığın geleneklerine, sağduyuya dayalı uzlaşımlarına dayalı olmayan eleştirisi.


Gün be gün unuttuğumuz dualar!

Dilin insanı kendine büyü gibi çeken o sınırlı, hapishanemsi evreninde kendini gerçekleştirmeyi başarmış, dil içinden kendi diliyle çıkabilmiş bir yazar ister istemez zamanı içinde öncüdür de biraz.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.