Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Yazarlar


Murat Can Aşlak

Tüm Yazıları

Tiyatro onda dinamizmine, kalabalıklığına, kolektifliğine ve birden çok duyuya seslenen heyecanının yarattığı enerjisine rağmen sonunda edebiyata ve edebiyatın daha dingin, yalnız ve bireysel yaratımına tarih boyu ihtiyaç duymuş.

Felsefe'nin motoruyla türetilen yeni fikirlerin, düşünme ve yaklaşım biçimlerinin felsefe çevrelerinin dışına - kitlelere- yayılmasında edebiyatın işlevi göz ardı edilemez. Edebiyat ile felsefe arasındaki ilişki tek yönlü değildir: Edebi eserler dönemdaşı veya geçmişten uzanan felsefi akımlardan etkilenirken, aynı zamanda iskeletlerinde bulunan taze fikirlerle felsefeyi besler.

İnsanlık mirasında yer alan tablolar; sırtladıkları fikirleri, duyguları, bazen atmosfer ve tavırları içlerinde bulundukları kültüre yedirirler. Artık bu tabloların adını anmak bile tablolardaki fırça darbelerine işlemiş zihni değerleri masaya sermeye yetmeye başlar.

Günümüz bilim ve teknolojisinin ulaştığı seviyeyi kedilere borçlu olduğumuz söylenir. Kilisenin cadılıkla suçladığı kediler Ortaçağ Avrupa'sından temizlendi ve kentler fare istilasına karşı savunmasız kaldı. Fareler ve pirelerinin sırtındaki veba, kıtanın üzerinden silindir gibi geçti ve halkın kedi kıyımından sorumlu tuttuğu kilisenin otoritesi onarılamayacak şekilde sarsıldı.

Edgar Allan Poe'nun gotik, karanlık, romantik akımın etkisindeki çoğunlukla gizem ve ölümle ilgili hikayeleri zamanla dönemin bildik kalıplarına sığmamaya başladı. Poe, polisiye kurgu gibi türlerin babası olurken, bilimkurgunun yeniden icadına ve ana akım edebi türlerden biri olarak kabulüne uzanan yolu döşedi.

Teknolojik gelişmeler, sanatçıların kullandıkları aracıları ve sanat ürünlerini tarih boyu dönüştürdü. Boya tüplerinin bulunması empresyonist ressamların kapalı mekanları terk etmesine imkan verdi; matbaanın gelişip yaygınlaşması romanları ve romancıları doğurdu; tek kişinin kullanabildiği ve nispeten ucuz video kameranın icadı performans sanatına yeni bir boyut kazandırdı.

Jane Austen, ölümünden 200 yıl sonra bugün hâlâ çok okunuyor ve hâlâ çok sayıda romanın hamurunda bulunabiliyor. Austen'ın döneminde müthiş bir yenilikçilikle açtığı yol ve kurguladığı formül, iki yüzyıldır yazarları ve okurları peşinden sürükledi; zaman içinde romanlara gire gire, okurlar tarafından okuna okuna artık ana akımının parçası oldu.

Bugüne değin pek çok büyük yazar; çok boyutlu, içinde karşıtlıklar bulunduran bazı zor karakterlerini, çok katmanlı ve eklektik ruhlara sahip kedilerden yontmayı seçti. Kediler tarihsel bagajlarını kullanarak ve uzun birlikteliğimiz sonucu kültürel sembollere dönüşerek yazarların okurlarıyla arasındaki mesafeyi kısaltmalarına zaman zaman yardımcı oldular.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.