Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Dosya Arşivi

En çok okunanlar  

Dosya


Arter'de yeni dönem

Vehbi Koç Vakfı kuruluşu olan Arter ilk olarak 2010 yılında İstiklal Caddesi 211 no.lu Meymenet Han’da faaliyetlerine başlamıştı. Geçtiğimiz aylarda ise ilk başta planlandığı gibi bir galeriden çıkıp yeni binası olan Dolapdere’deki müzeye taşındı. Eski mekânda gerçekleşen 35 sergiye 37 yayın eşlik etti.


Kaplumbağaların Müdafaası

Bu tartışmadan artık sıkıldım ama her keresinde ucundan kıyısından da olsa dâhil olmak zorunda kalıyorum: Şiir öldü mü, ölmedi mi? Benim bu konuda birçok tezim mevcut. En iddialı olduğum tez de şu: Sanılanın aksine, şiir bir türlü ölemedi. Şiir öldü diyenlere genelde aynı soruyu soruyorum. “Tamam, şiir öldü diyorsunuz, demek ki şiirle ilgili birisiniz.


Kendini Arayan Arayış: Yarınsız

Hasan Ali Toptaş, Harfler ve Notalar kitabındaki “Kalubeladan Beri” başlıklı denemesinde şöyle der: “… zamana meydan okuya okuya yüzyılların gerisinden süzülerek ilk günkü tazelikleriyle bize kadar ulaşan hikâyeler, içlerindeki her şeyi bir şeye dayandırıp bolca açıklamalarda bulunan hikâyeler değil, yapılarında karanlık noktalar barındıran hikâyelerdir.


Nathaniel Hawthorne’un Büyük Taş Yüz'ü

Nathaniel Hawthorne (1804-1864) özellikle Kızıl Damga ve Yedi Çatılı Ev romanlarıyla tanınmakla birlikte nitelikli öyküler de yazmış bir yazardır. 


Kısa Sürmüş Bir Hikâyenin Hazlarına Doğru: Lydia Davis

Uzun bir zaman, ciddi ciddi, insanı bir yazıya başlamaya, onu sürdürmeye yönelten ya da başlamaktan ve sürdürmekten alıkoyan gerçek şeyin ne olduğunu düşünmeye çalıştım. Sanırım buna iyi bir cevabım var artık: ‘Sonra’yı düşlemek.


Gerçek, Bir Hikâyeye Dayanmaktadır

İşi gücü güzelliğinin sırlarını anlatmak olan çirkin yarı-deli kadınlar vardır. Hayat işte öyle bir şeydi benim için o zamanlar. Büyük harfle yazılan ve Orhan Gencebay’ın da “Hayat” dediği o şeyden bahsediyorum. O zamanlar bilemezdim tabii. Ama şiir dışında, yani kırışıklıkları açılmış anlar dışında sözüne güven olmazdı Hayat’ın. Hele gelecekle ilgili vaatlerine.


Gerçek, Bir Hikâyeye Dayanmaktadır

İşi gücü güzelliğinin sırlarını anlatmak olan çirkin yarı-deli kadınlar vardır. Hayat işte öyle bir şeydi benim için o zamanlar. Büyük harfle yazılan ve Orhan Gencebay’ın da “Hayat” dediği o şeyden bahsediyorum. O zamanlar bilemezdim tabii. Ama şiir dışında, yani kırışıklıkları açılmış anlar dışında sözüne güven olmazdı Hayat’ın. Hele gelecekle ilgili vaatlerine.


Bir Şehirle Tanışmak

Sivaslıların içinde büyüdüm. Komşularımızın tamamına yakını Sivaslı idi. Sonbaharın başında, Sivas’tan bir kamyon dolusu erzak gelirdi sokağa. Komşu hakkı olarak biz de payımızı alırdık. Kurutulmuş meyve ve sebzeler, pestil ve pekmezler, bulgur, madımak… Askerlik çağı geldi çattı. Beraber büyüdüğümüz Sivaslı arkadaşlara “sizden kurtuluyorum” diye latife yapıyorum. Altı kan kardeşim var.


Nuri Pakdil'in Şahitliği

Sartre’ın yazarı tanımlarken kullandığı “çağının tanığı” ifadesi Nuri Pakdil için ilk elde söylenmesi gereken bir hakikat. O, bu tanıklığı Müslümanca bir hassasiyetle ve olağanüstü bir rikkatle Türkçenin burçlarına bir zafer nişanesi olarak dikerek aramızdan ayrıldı. Allah rahmet eylesin, ruhu şâd olsun. Ruh dedim, Pakdil’in sözlüğündeki en ayrıcalıklı kelimelerden birisidir ruh.


Terskarga

Bir kitabı okuyacakken ya da bir filmi seyredecekken, itiraf edelim ödüllü olması karar verirken işimizi kolaylaştırır. Bu alanlarda da alanının en öne çıkan, başka bir ifadeyle en çok bilinen ödülleri de Oscar ve Nobel…

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.