Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Söyleşi Arşivi

Söyleşi // En çok okunanlar



İngilizce yazmaktan Türkiye'nin elitlerine: Elif Şafak'la 'Sözünü Sakınmadan'

Sabit Fikir ve İstanbul Modern işbirliğiyle düzenlenen Sözünü Sakınmadan, aylık düzenini bozarak sürpriz bir konuk ağırladı. İlgiyle takip edilen etkinliğin usta eleştirmenleri Ömer Türkeş ve Semih Gümüş, İstanbul Modern’in bahçesinde bu sefer Elif Şafak’ı konuk ettiler.



Onur Caymaz: Yazı yazan bir gölgeyim

Onur Caymaz'a İstanbul'da, kalabalık sokakların birinde rastlayabilirsiniz, bir otobüste, vapurda; yürürken, okurken, yazarken, dinlerken...



Olga Selin Hünler ile söyleşi: Bir meta olarak erkek bedeni

Olga Selin Hünler ile söyleşi: Bir meta olarak erkek bedeni

 

Ayşe ÇAVDAR

 



Aziz Kedi, kitabevi mi kurmuş, tarikat mı?

Aziz Kedi'yi tanıyorsunuzdur, bunun için sayısız ihtimal var, ama mutlaka tanıyorsunuzdur. Ekşi Sözlük'ten, gazete yazılarından, hiç değilse televizyon programlarından. Artık onu kitabevi sahibi, yayınevi kurucusu, hatta üniversite rektörü olarak da tanıyacaksınız! Gözleriniz sizi yanıltmasın. Ekim ayında Tomtom Sokak'ta açılışı gerçekleştirilen Aziz Kedi Kitabevi'ne heyecanla gitttik.



Murat Uyurkulak ile Edebiyatdışı: "Sansür, burjuva mülkünü ve erkek çükünü koruyor"

Murat Uyurkulak ile Edebiyatdışı: "Sansür, burjuva mülkünü ve erkek çükünü koruyor"

 

 

HASAN CÖMERT

 

 



Natama'dan bir ses duyuluyor: Merhab

Dünyaya inanan insanlar, hala vazgeçmediler. En azından bir kısmı.

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.