Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Dosya Arşivi

Dosya // En çok okunanlar



Vahşetin Çağrısı Değil, Yabanın Çağrısı

Jack London olarak tanıdığımız John Griffith London, 1876’da San Francisco’da dünyaya geldi ve 1916’da California’daki çiftliğinde öldü. Kırk yıllık kısa hayatı boyunca birçok edebi yapıtın yanı sıra siyaset, sendikacılık, insan ve hayvan hakları savunuculuğu, gazetecilik, yayıncılık gibi alanlarda ciddi izler bıraktı.

 



Orta Dünya’ya tanıdık bir yolculuk

Fantazya severler için Tolkien ya da Yüzüklerin Efendisi isimlerini işitmenin dahi tatlı bir ürperti duymaya yettiğini söylesek herhalde itiraz eden çıkmayacaktır. Son yıllarda pek çok başka eser zihnimizi meşgul etse de Orta Dünya, bir çeşit kürkçü dükkânı gibi dönüp dolaşıp sığınacağımız büyülü sılamız, ormanlarında dolaşıp geçmiş günlerin şarkılarını söyleyeceğimiz yuvamızdır.



EDEBİYATIN YOLLARI TAŞTAN

Tarık Buğra, bu sene doğumunun 100. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor. Aslında Tarık Buğra üzerine uzun uzun konuşmak gerekiyor fakat kendisi “Ben sağda da solda da değilim” dediği, hayatını ve sanatını bunun üzerine kurduğu için hayatı boyunca bir bakıma ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabilmiş bir aydın oldu.



‘’Aşırılıklar Çağın’’da Aşkın Bir Ruh: Simone Weil

Yıllar evvel, kendi küçük yörüngesinde dönen küçük bir benken keşfedilmeyi bekleyen incelikleri tanımlama hevesiyle yola çıkmış; kâşifi olduğumu sandığım şeylerin başka dillerde karşılığı olduğunu öğrenmiş, üzülmüştüm.



Barut Kokan Öyküler: Saraybosna Marlborosu

20. yüzyıl hiç şüphesiz tarihteki en trajik yüzyıl olarak yerini aldı. Bu yüzyılda iki büyük dünya savaşının yanı sıra sıcak ve soğuk birçok çatışma yaşandı. Dünyada o zamana kadarki belki de en fazla sayıda masum insan katledildi, madden ve manen sakat bırakıldı, yurtlarından edilip sürgüne uğratıldı.



İsfahan-Saraybosna hattında Orient Ekspress

 

 



Düğümler ve Çözümler

Sıradan mutluluklar üzerine erken yaşlarda kurulmuş bir yuva, iki çocuk, kendini evine ve çocuklarına adamış bir kadın, geçen yıllar ve bir tarafın bu küçük, tekdüze dünyayı geride bırakma isteği. Erkeğin bu dörtlü arasındaki rolleri “anlamsız bir makinenin her zaman aynı hareketleri yinelemeye mahkûm çarkları” olarak tasvir etmesi ve başka bir kadın için evi terk etmesi...



Ey Talih, Ekmeğimizi İyileştir!

Yırtık, rengi atmış bir örme yün takke yaşlı bir köylünün kafasında nasıl durursa evimizin yıkık, yana kaykılmış kiremit çatısı da öyle. Ailemizin, hikâyemizin üstünde. Uzaktan bakardım evimize bazen. O yamuk acımıza. Ahşap ve kiremit çatısı eğilmiş. Bütün yoksulluğun küçük, utangaç bir açıklaması elbette bu. Kilometrelerce yamaç. Okula bu yamaçlardan uçarak iniyorum sabahları.



Yazıyor Mu, Yazdırılıyor Mu?

Chuck Palahniuk anlatıcı zekâsına ve “bakış”ına değer verdiğim bir yazar. Peki, Palahniuk’un kendisi yazarlığına değer veriyor mu, artık bundan emin değilim.

 

Yeni romanları, yeni hikayeleri art arda geliyor ama okurda yeni bir roman, yeni bir hikâye okuduğu hissi uyandıramıyor. Bir garip tat kalıyor geride. Kimselere itiraf edemediğiniz bir his.

 

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.